DİYARBAKIR’IN KELEPÇELİ ÇOCUKLARI 4

DİYARBAKIR’IN KELEPÇELİ ÇOCUKLARI 4

Bu çocukların hepsi masum!


Avukat Serhat Eren: 28 Mart 2006 günü 4 PKK’linin cenazesinin Diyarbakır’a getirilmesinden sonra başladı çocukların sorunu. Devlet ilk o zaman kendisine taş atan çocuklarla tanıştı. Diyarbakır’da sokak aralarında çok ciddi çatışmalar yaşandı. O tarihte 200’ü aşkın çocuk gözaltına alınmıştı. Sokakta güvenlik görevlilerine taş atan ya da atmayan çocuklar toplanıp alınmıştı. Çocukların çoğu savcılık tarafından tutuklanmaları talebiyle büyük mahkemeye sevk edilmişti. Bunların da 91 tanesi tutuklanmıştı. Hiç unutmadığım bir şey var. 36 çocuk tutuklandığı zaman, hepsi birden adliye koridorunda ağlamaya başladılar çocuk gibi. Çocuktular zaten.
28 Mart olaylarında Başbakan’ın açıklaması çok vahim bir açıklamaydı. Olaylar devam ederken ‘Kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılacak’ dedi ve bu sözleri talimat olarak alan emniyet, açıklamanın gereğini yerine getirdi. 5’i çocuk 10 kişi öldürüldü. Ancak o dönemde çok kamuoyuna yansımadı bunlar. Hiç kimse devlete taş atan, 4 gün boyunca evine gitmeyerek çatışan çocukların bu davranışlarının nedenini sormak istemedi. Basına yansıyan boyutunda hiç çocuklar yoktu. Aydın, demokrat kişilerin, kitle örgütlerinin de bu konuda çalışması olmadı maalesef. Ancak 2008-2009 yıllarında gözaltına alınan, tutuklanan çocuklarla ilgili bir kamuoyu oluştu. 2006 yılından itibaren kolluk görevlileri, polis ve jandarma, çocuklara yönelik çok acımasız tutum içinde oldular. Kol kırma, avuç içinden suçlu yaratma çabası böyle başlamıştı. 2006 yılına hakim olan sessizlik, idarenin kolluk kuvvetlerinin çocuklara yönelik durumlarında önemli bir yer teşkil etti. 28 Mart’ta çocukların ölümünden sorumlu kolluk kuvvetleri hakkında açılmış tek bir dava dahi yok. 3 yılı aşkın bir süre içinde açılmış tek bir dava yok. Diyarbakır Valiliği de işkence ve kötü muamele yapan görevliler hakkında tek bir disiplin kovuşturması dahi yapmadı.

YASALARIN BİR AN ÖNCE DEĞİŞMESİ LAZIM

Avukat Canan Atabay: Bazı çocuklar iki üç ay kaldı cezaevinde. Bazı çocuklar altı yedi ay, bazıları ise hâlâ tutuklu. Ama hepsinde gözlemlediğim şu var: Sosyal hayata uyumda, adaptasyonda sorun yaşıyorlar. Biri ‘Yasin Hayal bomba patlattı. Birileri trafik kazası yaptı, birden fazla kişinin ölümüne sebep oldu. Üç beş ay yattı ve çıktı. Ben 9 aydır tutukluyum, ben ne yaptım? Ben adam mı öldürdüm? Diyelim ki taş attım, taş atmışsam kime ne yaptım?’ şeklinde bir savunma yaptı. Biz orada çok etkilendik. Taş atmanın karşılığı insan öldürmenin karşılığından çok daha ağır.
Bu çocukların hiçbirinin örgütle bağlantısı yok. Varsayalım ki taş attılar, örgütle bağlantıları ispatlanmaksızın sadece sokakta olmak, sadece eylemin içinde var olmak, o çocukları örgüt üyesiyle eş değerde tutmak anlamına geliyor. Durum böyle olunca cezaların şahsiliği ilkesi ortadan kalkıyor. Bir örgütün eylemine küçük çocuklar ortak edilmeye çalışılıyor. Bu da çocuklar açısından vahim bir durum. Sorun şurada: Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri çocuğu çocuk olarak kabul etmiyor. Çocuğa uygulanacak tek madde, Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesidir şeklinde algılanıyor. Çocuğun kendisine, çocuğun kişiliğine hukuk diliyle faile bakmıyor orada, suça bakıyor. Suçun karşılığı var mı yok mu buna bakıyor. Çocuğun çocukluğunu unutuyor.
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde de 18 yaşına kadar herkes çocuk sayılıyor. Madem böyle kabul ediliyor, o zaman ayrım yapılmaksızın çocukların çocuk mahkemelerinde yargılanması gerekiyor. 12-18 yaş arasındaki tüm çocuklar Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi ile yargılanıyor. TMK’da bir madde var. Terör suçu’ işlediği ileri sürülen çocukların Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanması gerektiğini belirtiyor. Bir an önce yasanın değişmesi lazım. Yasanın değiştirilmesi de yetmez, altyapı oluşturulması lazım. Toplumla adaptasyonun sağlanabilmesi için elbette ki bir rehabilitasyon sürecine de ihtiyaç var.
ÇOCUKLAR ÇOK KORKTULAR
Çocuk Ağır Ceza Mahkemesindeki ilk duruşmada 12-15 yaş aralığındaki çocuklar vardı. Duruşma salonuna girdi çocuklar. Çok ürkeklerdi, çok korkuyorlardı. Birbirlerine yapıştılar ve başlarını hiç yerden kaldırmadılar. Hakim sorular soruyor, çocuklar soruyu dahi anlamıyorlar. Cevap veremiyorlar. Orada çok etkilenmiştim ben. Sonra tahliye edildiler ve sordum onlara neden böyle olduğunu. ‘Çok korktuk’ dediler; ‘biz insan öldürmemiştik, bir şey yapmamıştık, niye bu kadar insan var, niye bize bu sorular soruluyor, niye jandarma eşliğinde buraya getirildik?..’ Çocuklar anlamsız bir durumun içindelerdi. Onlar için çok ürkütücü bir durumdu bu. Çocuklardan biri duruşma salonunda kalkıp, hakime ‘Arkanızda Adalet Mülkün Temelidir yazıyor. Bir taş atmanın karşılığı 25-30 yıl hapisse, arkanızda yazan gerçek değildir’ deyip oturdu. Bu beni çok etkilemişti. Çocuklar aslında kendilerini bizden çok daha iyi savunuyorlar. Ben bunu her zaman dile getiriyorum. Bazen hukukun ya da bizlerin, savunucuların yetmediğimiz yerde tıkandığı noktalar olabiliyor. Ben umuyorum ki tıkanmayacağız, umuyorum ki verdiğimiz mücadele sonuç verecek. Masum bu çocuklar, ben masum olduklarına inanıyorum. Bu çocuklar ceza almayacaklar ve umarım gerçekten eski hayatlarına geri dönebilirler. Ben bunu temenni ediyorum. BİTTİ

Bu liste böyle uzayıp gidiyor...
Susurlukçular, JİTEM’ciler, polisler, jandarmalar, katliam emri verenler... Neredeyse hiçbiri yargılanmadı, yargılananlar taş atan çocuklar kadar ceza almadı...
28 Mart 2006’da Diyarbakır’da 5’i çocuk 10 kişiyi öldürenlerin biri hakkında, bırakın davayı disiplin soruşturması bile açılmadı. Polise, jandarmaya, JİTEM’ciye çoluk çocuk öldürmek fiilen serbest olurken, çocukların taş atması memleketin en büyük suçu haline getirildi! Yoksa niye Şemdinli’de bomba patlatanlar birkaç ayda tahliye edilirken onlarca Kürt çocuğu aylarca hapishanede yatsın?..
Yazı dizimizin son gününde, Evrensel’de sık sık hatırlatılan hukuki sorunların altını bir kez daha çizmek istedik.
Kürt çocuklarının ellerinde kalem yerine kelepçe olduğu, bu küçük yaşta hem sicillerine hem ruhlarına ağır cezalar işlendiği sürece, hiçbir ekonomik paketin, istihdam alanı ya da anayasal değişikliğin Kürt sorununun çözülmesine katkı sunmayacağına olan inancımızı da bir kez daha yineliyoruz...
Hazırlayan: Elif Görgü - Duygu Başak
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.