KUŞATILAN ÇEVREMİZ

KUŞATILAN ÇEVREMİZ

  • Otuz yıl önce sokaklarda bağırırdık ÜASS kaldırılsın diye, o zaman o sınavın adı üniversiteler arası seçme sınavı idi, şimdi sadece adı değişti ve gençlerimiz bugün ÖSS kaldırılsın diye bağırıyorlar. Eğitim sistemimizin en saçma ve en acımasız uygulaması olan Öğrenci Seçme Sınavı yarın yapılacak. Gençlerin dedikleri doğru, hayat üç saate sığmaz ama o üç saat sonuçta bir gencin hayat çizgisini belirliyor.


    Otuz yıl önce sokaklarda bağırırdık ÜASS kaldırılsın diye, o zaman o sınavın adı üniversiteler arası seçme sınavı idi, şimdi sadece adı değişti ve gençlerimiz bugün ÖSS kaldırılsın diye bağırıyorlar. Eğitim sistemimizin en saçma ve en acımasız uygulaması olan Öğrenci Seçme Sınavı yarın yapılacak. Gençlerin dedikleri doğru, hayat üç saate sığmaz ama o üç saat sonuçta bir gencin hayat çizgisini belirliyor.
    Öğrencilerin yıllar boyu sürdürdükleri mücadelenin finalini 3 saate sığdıran bu sistemin adaletsizliği ve başarısızlığı ortadayken yıllar boyu bu çarpıklıkta diretmenin nedeni düzenin acizliğidir ve bunu yetkililer de artık kabul ediyor. Bu ülkenin çocukları, almadıkları bir eğitimin finali ile eğitim hayatlarını noktalamaya mahkum edilmemelidir, ama ne yazık ki öyle olacak ve yüz binlerce gencimiz üniversite kapılarından geri dönecek. Bu gençlerimizin üniversite kapılarına dayanmaları da, o kapıdan kovulmaları da bu bozuk düzenin bir sonucudur.
    Sosyalizmin, barınma, sağlık, çalışma gibi temel sorunların yanında eğitim sorununu çözmesi nasıl ki önümüzde inkar edilemez bir gerçek olarak duruyorsa, kapitalizmin eğitim sisteminin çarpıklığı da o kadar gerçektir. Sosyalist eğitim ülke taleplerine ve üretim hedefine göre yönlendirilir ve planlıdır. Sosyalist sistemde isteyen her öğrenci üniversiteye girdi ve eğitimini tamamlayarak iş yaşamına katılabildi. Üniversiteye girmeyen fakat temel eğitimini tamamlayan her gence de devlet iş olanağı sağladı. Bunun yansıması olarak da yaygın bir kültürel birikim ve teknolojik gelişme kaydedildi, çünkü eğitim halktan yana ve ücretsizdi.
    Bizim gibi çarpık kapitalist sistemlerin güdümündeki ülkelerde ise eğitim bir insan hakkı değildir, ticari bir faaliyettir. Eğitim, parası olan içindir ve temel bir hak değildir. Öğrenciler daha ilköğretim yıllarından başlayarak aileleri ile birlikte bir yarış içine girerler, ama o yarışın tek kazananı özel okullar ve dershanelerdir. Öğrencilerin aileleri, devletin vermediği eğitimi çocuklarına dershanelerde ve özel okullarda aldırmak için varını yoğunu ortaya koyarlar. Devlet ise, sağlık hizmetlerinde olduğu gibi yavaş yavaş eğitimden elini eteğini çeker ve eğitim hizmetlerini giderek özel kurumlara devreder.
    Kayıt dışı kazancın en yoğun olduğu sektörlerden birisi dershane sektörüdür. Bunların birçoğu gelirlerini doğru beyan etmezler, çünkü aldıkları fahiş ücretler hiçbir kayıtta görünmez, paraları el altından toplarlar. Dershanelerin ve özel öğretmenlerin fatura kestiği, nakit gelirleri bankada topladığı ve devlete gelir beyanında bulunduğu pek görülmez. Devlet de bu vergi kaçağını bilir, ama ses çıkarmaz ve kaçağı destekler. Aynı kaçak, özel okullarda da görülür. Devlet, özel okullara yatırımda vergi indirimi adı altında teşvik sağlar, yani yatırım süresince bunlar az vergi öder. Bu yüzden bunlarda yatırım hiç bitmez, spor salonu veya yüzme havuzu yapıyoruz deyip kendilerini yıllarca yatırımda göstererek vergi kaçırırlar.
    Öğrenciler işte bu çarkın dişlileri arasında öğütülmeden sıyrılıp bir üniversiteye kapağı atabilmek için yarın o acımasız sınava girecek. Bir kısmı, adı ücretsiz olan devlet üniversitelerine girecek, bir kısmı özel üniversitelere para yatıracak, çoğunluk ise kapıdan geri dönecek. Öğrencilerin parasız ve bilimsel eğitim talepleri askıda kalacak. Üniversiteye girebilenlerin harç, burs, barınma ve beslenme gibi sorunlarının yanında YÖK baskısı, polis-faşist-idare kumpasının saldırıları öğrenim süreleri boyunca hep karşılarında olacak. Bu sorunları aşıp üniversiteyi bitirebilenler de bu sefer işsizlik kabusuyla uyanacak.
    Buralara yazmakla özetlenecek değil bu sorunlar, ama hepimiz bu sorunları yaşadık ve nesiller boyu yaşıyoruz. Ülkelerin geleceğinin eğitime ayrılan bütçeyle belirlendiğini, en doğru ve en çabuk geri dönen yatırımın insana ve çağdaş eğitime yapılan yatırım olduğunu da biliyoruz.
    Üç saat kısa ve gaddar bir zaman aralığıdır. Bu aralıktan süzülüp geçebilenler için yaşadıklarını çocuklarına yaşatmamak açısından ciddi bir toplumsal sınav daha var. O sınavın tek başarı koşulu ise bu çarpık eğitim düzenine isyandır, üniversitelerde bu gaddarlığa direniştir.
    ERTUĞRUL ÜNLÜTÜRK
    www.evrensel.net