Seyirci kalanlar işçilerin kaybetmesinden sorumlu olacaktır

Seyirci kalanlar işçilerin kaybetmesinden sorumlu olacaktır

Kent AŞ direnişi bir sınav olduğu kadar, “Krizin faturasını ödemeyeceğiz” diyenler için de bir olanaktır.


Kent AŞ işçileri 40 gündür direnişte. 300 dolayında işçi bu kriz ortamında kapının önüne konulmuş durumda. 15-20 yıl Karşıyaka Belediyesi’nin işlerini yapmış, alın teri akıtmış, çocuklarının eğitiminden bütün bir ailesinin geleceğini buradaki çalışmasının karşılığında aldığı ücrete göre planlamış işçilerin, bugünü olduğu kadar geleceği de elinden alınıyor. Bunun içindir ki belki de hayatında hiç eyleme katılmamış işçi eşleri, kucaklarında bebekleriyle direnişi dağıtmaya gelen polis panzerinin önüne yatıyor. Bunun içindir ki, devlet partisi CHP’li olarak devlete karşı hak arama eylemini doğru bulmayan işçi, polis panzerini parmaklarıyla durdurmaya çalışıyor, çıplak elleriyle panzere saldırıp yaralanıyor. Bunun içindir ki 5-6 yaşında çocuklar ezberledikleri, “Direne direne kazanacağız”, “Yaşasın sınıf dayanışması” gibi sloganları babalarından önce başlatıyorlar. Dolayısıyla bütün emek örgütlerinin, sendikacıların, işçilerin vicdanen seyirci kalmaması gereken kararlı bir direniş var.
Diğer yandan Kent AŞ işçileri başta genel hizmetler iş kolu olmak üzere bütün işçi sınıfını yakından ilgilendiren taşeronlaştırmaya karşı direnişte olduklarını söylüyorlar. Çünkü her ne kadar CHP’li Belediye Başkanı Cevat Durak, “Bayraklı Belediyesi ayrıldı. Dolayısıyla bu işçiler artık küçülen Karşıyaka Belediyesi’ne fazla. Onun için işten atıyorum hatta 100 işçiyi daha atmam gerekiyor” dese de gerçek böyle değil. Çünkü düne kadar Kent AŞ işçilerinin yaptığı işler bugün söylenene göre Belediye Başkanı ve CHP ile ilişkisi olduğu söylenilen Altaş adlı taşeron şirkete verilmiş durumda. Dolayısıyla, gerçek neden, belediye kaynaklarını yandaşlara aktarılması, bunun yanı sıra taşeronlaştırma ve sendikasız işçi çalıştırmanın yaygınlaştırılmasıdır. Kent AŞ işçisi de buna karşı direndiği için ancak bütün işçiler ve halkın desteği ile kazanabilirler.
Kent AŞ’de direnen işçilerin mücadelesine kendi mücadelesi gibi sahip çıkmazsa, diğer belediye şirketleri İzelman, İzbeton ve Cafesan gibi şirketlerde çalışan işçiler ve onları harekete geçirmeyen sendikaları aslında kendilerine yönelecek saldırılara çanak tutmuş olmayacak mı?
Seçim öncesi, “Taşeronu kaldıracağız” diyen Büyükşehir Belediye Başkanı’nın verdiği söze rağmen, Vira, MNA, Altaş gibi genel hizmetlerden ihale alan şirketlerin arttığı görülmüyor mu?
Belediye Başkanı her fırsatta belediye işçilerinin ücretlerinde yüzde 30 indirime gidebileceğini açıklamıyor mu?
Kent AŞ’nin dışında da Çiğli Belediyesi’nde, Buca Belediyesi’nde ve birçok taşeron şirkette işçi kapının önüne konmadı mı? Bütün bunlara karşı başta Genel-İş şubeleri ve DİSK olmak üzere Türk-İş’e bağlı sendikalar, KESK bu direnişin kaybedilmesine seyirci kalırsa, aslında kendi üyelerinin de yarın işsiz kalmasına, ücretlerin aşağıya çekilmesine, taşeronlaştırmaya, kamu personel yasa tasarısının uygulanmasına seyirci kalmış olmuyorlar mı?
Hele önümüzdeki günlerde 100 kişinin daha atılacağı açıklanmış Kent AŞ işçisi üretimden gelen gücünü bugün kullanmazsa yarın daha güçsüz olmayacak mı? Bunlar işçiler ve sendikacılar tarafından bilinmez değildir. İzmir’de mücadeleci sendikacılığı savunup diğer sendikacıları ve konfederasyon yöneticilerini eleştirenler için, “Biz direniş yerini ziyaret ettik” demek, değil Kent AŞ işçilerinin kazanmasını sağlamak, bugünkü saldırılar karşısında bir sendikacının bireysel olarak vicdanını rahatlatmak için bile yeterli olamaz.
Seçimlerden önce olduğu gibi, siyasetteki geleceğini olduğu gibi sendikacılıktaki geleceğini de açık işçi düşmanlığı tescillenmiş CHP’li belediyelere bağlamış sendikacılara diyecek sözümüz olamaz. Onlar herkesten önce seçim mitinglerinde peşlerinden sürüklediği işçilere hesap vereceklerdir.
Bir başka gerçek de, Kent AŞ işçilerinin, sendikaları ve konfederasyonu eleştirmenin ötesinde kendi mücadelelerinde inisiyatifi ele almak zorunda olmasıdır. Valinin emniyet güçleri ile direnişi kırma girişimi de göstermektedir ki mücadele önümüzdeki günlerde sertleşerek devam edecektir. Ya da devam etmesi için işçi iradesine ihtiyaç vardır. Cevat Durak’ın, “Benim DİSK’le, Genel-İş’le sorunum yok. Genel-iş 5 No’lu Şube ile sorunum var” diyerek direnişteki 5 No’lu Şubeyi kendi konfederasyonu içinde bile yalnızlaştırma oyunu, Durak’ın başka merkezlerle, işçileri taşeronda çalıştırma vb. gibi konularda anlaşmaya varabileceğini düşündüğünün göstergesidir.
Bunun için direnişteki işçiler her bakımdan bugünkünden daha örgütlü olmazsa sendikacılarla, siyasetçiler ve taşeron şirket yöneticileri arasındaki bütün bu bürokratik ilişkiler içerisinde yollarını bulmak, mücadeleyi kazanmak kolay olmayacaktır. İşinden atılan, panzerin önüne yatan, sorunun gerçek sahibi işçi mücadele ve eylem kararlarında söz sahibi olmak için komitelerini kurarak hem kendi ekmeği meselesinde söz sahibi olacağını, hem de sendika şubesini yem etmeyeceğini gösterebilirse yol alacaktır. Kent AŞ işçileri herkesten önce yıllarca aynı şirkette yan yana çalıştığı henüz işten atılmamış ama önümüzdeki günlerde 100 tanesinin daha işten atılacağı ilan edilmiş sınıf kardeşlerini direnişe aktif olarak kazanmalıdır. Aileler ve kriz, işsizlik, yoksulluk altında inim inim inleyen, su ve ulaşım zammı ile belediye tarafından cezalandırılan komşularını, İzmir halkını kendi mücadeleleri etrafında birleştirmek için çalışmalıdır.
Kent AŞ direnişi hepimiz açısından bir sınav olduğu kadar, “Krizin faturasını ödemeyeceğiz” diyenler için de bir olanaktır.
GÜRSOY TURAN - Emek Partisi İzmir İl Yöneticisi
www.evrensel.net