NOT

NOT

  • Geçen yazımızda, Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un ABD’den yaptığı,“gider, arar, bulur, yok ederim...” tehditinin, selefi Büyükanıt’ın “TSK’nın tamamı bile gitse yok edemez” tarihsel itirafının yanında ancak “gündelik” kullanım değerinin olabileceğini, “gündelik”in ise “tarihin akışına” mahküm olduğunu söylemiş ve şöyle bitirmiştik:


    Geçen yazımızda, Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un ABD’den yaptığı,“gider, arar, bulur, yok ederim...” tehditinin, selefi Büyükanıt’ın “TSK’nın tamamı bile gitse yok edemez” tarihsel itirafının yanında ancak “gündelik” kullanım değerinin olabileceğini, “gündelik”in ise “tarihin akışına” mahküm olduğunu söylemiş ve şöyle bitirmiştik: “Kim ne derse desin, mücadele sürdükçe çözüm birikecektir, birikmektedir.”
    Buradaki “mücadele sürdükçe” vurgusunun, meseleye dair en kilit halka olduğunu söylemeye gerek yoktur herhalde. Öyle, karşılıksız ve içi boş güven duygusunun zerresi yoktur bu yaklaşımda. Devlete ya da ilgili kurumlarına ilişkin bir güvenle çizilmiş gelecek projeksiyonları yapmıyoruz. Asla!
    Güvendiğimiz, ‘yeni’ye dair ‘birikim’dir. Kazanılması imkansız bir savaşın çok uzun zaman sürdürülemeyeceğine dair birikimleri görüyor, hissediyoruz. Tarihin bazen saman altında yürüyen su misali örtük işleyebildiğini, böyle zamanlarda onun ‘gündelik’ten değil de ‘diyalektik birikim’den hissedilebileceğini söylüyoruz.
    Ama bu birikim hepten örtük de değildir. Çözümsüzlüğe dair ve tekrar niteliğindeki gündelik olgular (örneğin bitmez tükenmez askeri operasyonlar...), karşıtına yani çözüm birikimine akan, onu güçlendiren ‘yeni’ somut verilere de yol açmakta...
    Saynur Tezel, ülkenin en başarılı haber spikerlerindendir. Ama son yıllarda görev yaptığı kanallarda, onu, iliklerine kadar ‘derin bir kışla-devlet ruhu’yla özdeşleşmiş bir “rol modeli” olarak görüyorduk. Askeri operasyonları, “etkisiz hale getirilen teröristleri” ve tabii ki “şehit cenazeleri”ni anlatırken, spikerliğin ötesindeydi adeta. Kışkırtıcı, militarist jargonu ve onu tamamlayan mimik ve jestleri, o güzel yüzüne bakmaktan ürker hale getirmişti bizleri!
    İşte o Saynur Tezel, (tam da İlker Başbuğ’un ABD’de “bulur, yok ederim” dediği günlerde) Diyarbakır’da Kürt kadın hareketinin düzenlediği kadın forumunda şunları söylüyordu: “Çocuğumu size emanet etmeye geldim, eğer itimadınız olursa çocuğunuzu emanet almak isterim. Geleceklerimizi birbirimize emanet edelim... Algı değişikliği lazım. Sen kültürünü yaşayarak mı mutlu olacaksın, ben de çocuğumun hayat ve gelecek kaygısı olmadan yaşadığında mutlu olacağım. Şiddetle olmaz... Öncelikle ölümler acilen durmalı, eller tetikten çekilmeli... ‘Dağdakiler silah bıraksın’ demekle sorun çözülmez. Sonrası ne olacak?... Önce ölümler duracak. Bunun için de ben yazımla, diğeri başka bir şeyle, adım adım büyütecek. Herkesin bir iğne oyası gibi uğraşması lazım. Çalışmak, inanmak, iyimser olmak zorundayız. Bugün sonuç beklemek yanlış ancak yarın olmalı diyen herkes bu safta birleşmeli...”
    Askeri operasyonları, kutsal bir ayindeymiçesine anlatan bir “rol modeli”nin geldiği noktadır bu. Ve Saynur Tezel’deki bu değişimin, Genelkurmay Başkanı’nın o devlet ezberinden daha önemli, daha tarihsel olduğunu görmezsek, sürece devrimci bir pencereden baktığımızı da söyleyemeyiz herhalde.
    Çözüm birikimi dediğimiz budur işte.
    Tartışma süreçleriyle güçlenen birikim, sonuçta devlete adım attıracaktır. Peki bu, devletin çözüme gönüllü olduğu anlamına mı gelir? Hayır. Çözümün mümkün olduğunu söylemek, devletin bu işi gönüllü olarak çözeceği anlamına gelmez. Sorunun adının telafuzunu bile yasaklamış tarihsel bir tavırdan bugün gelinen noktaya, hiç de gönüllü değil, zorunlu olarak gelindi. Kabul edilmiş ve de edilecek hiçbir şey gönüllü olmamış, olmayacak. Ortak paydaları Kürdün inkarı olanlar, zorunlu olarak onu kabul edecekler. Ki bu işin çözülmesi konusunda er ya da geç atılacak adımlar, devlet adına o adımları atanların demokratlığına da işaret etmez, etmeyecektir. Diyelim ki, askeri operasyonlar yerine ‘diyaloğ’ yolu açıldı. ‘Silah değil de siyaset’ eksenli bu yolun açılması devletin ya da siyasi iktidarın demokratlığını mı gösterecektir? Hayır, sonuç alınamayacağı kanıtlanmış bir savaştan zorunlu olarak vazgeçilmesi anlamına gelecektir bu.
    Mücadele sonucu attırılacak adımlar, adım atanın demokratlığının değil, bulunduğu anti demokratik mevzide tutunamadığının göstergesi sayılacaktır.
    VEDAT İLBEYOĞLU
    www.evrensel.net