Her yere Karagöz perdesi

Her yere Karagöz perdesi

Sahnelenecek oyun için bir kişiye ihtiyaç vardır. “Sen yaparsın, sen olursun” diyerek rolü Yalçın Akçay’a verirler, ilkokul öğrencisiyken. Öğrencilikte sık sık bu sözü duyar. Sonunda, 1962’de İstanbul Şehir Tiyatroları’nda memur kadrosuna geçer.


Sahnelenecek oyun için bir kişiye ihtiyaç vardır. “Sen yaparsın, sen olursun” diyerek rolü Yalçın Akçay’a verirler, ilkokul öğrencisiyken. Öğrencilikte sık sık bu sözü duyar. Sonunda, 1962’de İstanbul Şehir Tiyatroları’nda memur kadrosuna geçer. Sonrası ise tiyatro ile dolu dolu geçen yıllar... Tiyatronun yanı sıra Karagöz’e de gönül verir. Yalçın Akçay ile tiyatro ve yaşamının vazgeçilmezlerinden olan “Hacivat-Karagöz” üzerine söyleştik…

Sayın Akçay, tiyatroculuk geçmişiniz kadar bilinmeyen bir de sendikacılık geçmişiniz var. Biraz sendikacılığınızdan söz eder misiniz?
Şehir Tiyatroları’nda ilk sendikal çalışmaları yaptık. 1962’de Genel-İş Sendikası’na bağlı işyeri temsilcisi olarak, tiyatro tarihimizde ilk toplusözleşmeye de imza attım.
Bugün dahi olmayan haklar aldık. İş güvencesi, kazalara karşı iş riski, gelecek yani emeklilik garantisi ve hepsinden de önemlisi yönetime katılma… İlk altı ayda yönetime el koyduk. Yani bütün yönetim kurulu sanatçılardan oluşuyordu. O kurul, kendi içinden genel sanat yönetmenini seçti. Belediyenin bünyesinde, özerk hale geldik. Mali olarak yine belediyeye bağlıydık. Tiyatro içindeki muhalif güçler, yönetim kurulunun tamamının sanatçılardan oluşmasını engellediler. Kuruldaki sanatçı sayısı, yönetmelik değişikliğiyle ikiye indirildi. Günümüzde son iki dönem, genel sanat yönetmeni hep Şehir Tiyatroları içinden seçildi. 1966’lı yıllarda oyuncular Devlet Tiyatroları Kanunu’na tabi kılındığı için sendikal dönem de bitti.

Bugüne kadar, sizi en çok mutlu eden oyununuz hangisi oldu?
The Male Animal (İçimizdeki Aslan) adlı oyundaki “Üniversite Öğrencisi” rolüyle 1966’lı yıllarda Amerikan tiyatro tarihine geçmiş olmam.

Tiyatrodan dizilere geçişiniz nasıl oldu?
“Sen yaparsın, sen olursun” sözüyle de dizilere adım atmış oldum. Osman Sınav’ın Hayat Bağları adlı dizisiyle oldu. En son, Beyaz Gelincik’te yatalak Sefer Ağa’yı oynadım…

Oynadığınız rollerle ilgili ne gibi tepkiler alıyordunuz?
Çok beğendiklerini söylüyorlardı. Hatta çifte şanslıyım diyebilirim. Hem oynadığım rollerden dolayı, hem de Erdal İnönü’ye olan benzerliğimden dolayı tanınıyordum.
AKM’nin asansör girişinde bir akrabam beni gördü, fakat tanımadı. 15 dakika sonra yanıma gelerek “Seni Erdal İnönü zannettim” demişti…
‘Elmacı Güzeli’ adlı kitabınız ve ‘Gülme Komşuna’ adlı oyununuz da var…
1964’te Elmacı Güzeli’ni, daha sonra da Karagözcü ile Sihirbaz adlı oyunu da yazıp yönettim ve oynadım. İllüzyonist Sermet Erkin ile iş birliği yapmıştık o oyunda… İlk bölümde benim oyun oynanıyor, ikinci bölümde ise Sermet Erkin illüzyon gösterileri yapıyordu. O günden sonra çağrıldığım her yerde “Hacivat-Karagöz” gösterileri yaptım.
Gülme Komşuna, müzikli ortaoyunu. İstanbul Büyükşehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Kenan Işık’ın katkılarıyla sahneye kondu. Metin Zakoğlu, Metin Çekmez, Ayşen Çetiner, Haşmet Zeybek ve en deneyimli oyuncuların rol aldığı bir oyundur. Konusu, “Gülme Komşuna!..” gelir başına…

Tiyatro sizin için ne ifade ediyor?
Tiyatro benim için, insanlık için hayat kaynağı… Kendini bulma vesilesi… Eşim Gülçin Akçay da Şehir Tiyatroları sanatçılarındandır.

İktisat fakültesinde okudunuz, konservatuvara gitmediniz. Bu durumun sıkıntısını yaşadınız mı?
Biz alaylıyız. O yıllarda, tiyatrodaki ustalarımızın birçoğu Belediye Konservatuvarı’nda öğretim görevlisiydi. Şehir Tiyatroları, eğitimi kendi içinde olan bir kuruluş… Yeni başlayan biri, kendi içinde mutlaka eğitiliyor. Özellikle Türkçe konusunda çok hassastılar. İ. Galip Aran, Ercüment Behzad Lav, Vasfi Rıza Zobu, Ferih Egemen gibi hocalarımızın çok katkısını gördüm. Gerek provalarda, gerekse kulislerde çok ciddi eğitim alıyorduk.

2010’da İstanbul Dünya Kültür Başkenti olacak… ‘Hacivat-Karagöz’ için bir fırsat olabilir mi?
Uygun her mekana “Hacivat-Karagöz” perdesi kurulmalı… Bu çok önemli, kültür varlığımızı bütün dünyaya tanıtmalı ve sahiplendiğimizi göstermeliyiz.
Çocuklarımızın bile bu zenginliğimizin farkında olduğunu sanmıyorum. En azından televizyon kanalları, sabah kuşaklarında “Hacivat-Karagöz”e yer vermeli. Yanlış hatırlamıyorsam, Yunan Devlet Televizyonu programlarına “Hacivat-Karagöz” ile başlıyor. ‘80’li yıllarda TRT bu konuya çok önem verirdi. Yeni açılan çocuk kanalından da bu konuya eğilmesini bekliyorum.
Hatta meydanlarda, canlı olarak “Hacivat-Karagöz” gösterileri düzenlenmeli. Bu arada Kültür Bakanlığı’nın, “Hacivat-Karagöz”e kadro vermesi için çalışıyorum. Kültür ve Turizm Bakanımız sayın Ertuğrul Günay’a seslenmek istiyorum: Eğer bu kadro verilmezse, gözlerim açık gidecek!..
Kadir İncesu
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.