UFUK

UFUK

  • Türkiye cuma gününden beri, Taraf Gazetesi’nin ‘AKP’yi ve Gülen’i Bitirme Planı’ başlığıyla manşetine taşıdığı yeni andıçı tartışıyor.


    Türkiye cuma gününden beri, Taraf Gazetesi’nin ‘AKP’yi ve Gülen’i Bitirme Planı’ başlığıyla manşetine taşıdığı yeni andıçı tartışıyor. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı önceki gün yaptığı açıklamada söz konusu belgenin henüz ellerine ulaşmadığını, ancak bu belgenin Genelkurmay’ın herhangi bir biriminde hazırlanmadığı kanaatine varıldığını belirtti. Mahkemenin henüz eline ulaşmamış olan bu belgeyle ilgili olarak bu kadar kesin ifadeler kullanması nereden bakarsanız ilginç. Aynı açıklamada, basına bu konudaki haberlerle ilgili konulmuş olan yayın yasağının ‘haklı’ olduğunun savunulması, büyük oranda belgenin sızdırılması ve yayınlanmasına odaklanılmış olması da yine bir o kadar ilginç.
    TSK’dan aynı gün gelen açıklamada, “Türk Silahlı Kuvvetleri, daha önce de ifade edildiği üzere, demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmayan davranış ve düşüncelere sahip bulunan personelini bünyesinde barındıramaz” denilerek Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un sözleri hatırlatıldı.
    Bu durumda da sormak gerekiyor: Peki daha önce Nokta dergisinin yayımladığı darbe planlarına ve andıçlara Genelkurmay arşivlerinde rastlanmadığı söylenmedi mi? Bugüne kadar, ‘Evet bu darbe planı Genelkurmay’ın şu biriminde hazırlanmış ve gereğini yapacağız’ dendi mi? Bir kere dendi mi?
    Bu soruları uzatabiliriz. Söz konusu belgenin incelendikten sonra gerçek olup olmadığı açıklanınca daha net konuşmak mümkün olacak. Ancak, gazetenin böylesi bir haberi, elindeki belgenin doğruluğundan emin olmadan manşete taşıması ve hükümetin de, belgenin doğruluğundan emin olmadan bu kadar kesin ifadeler kullanması ve üzerine gitmesi, bizce çok çok zayıf bir ihtimal.
    Belgenin doğru olduğunun ilan edilmesiyle birlikte, sadece adı geçen albayın değil, eğer ona bu konuda direktif verenler varsa onların da yargılanması gerekiyor.
    Olayın bir diğer önemli boyutu ise, Türkiye’de darbelerin ya da darbe girişimlerinin hep sağı, AKP gibi partileri güçlendirdiği, önünü açtığıdır. Aklı başında herkes, AKP’nin 28 Şubat müdahalesinin bir ürünü olduğunu herhalde kabul edecektir. Erdoğan’ın Hocası Erbakan’ı Başbakanlık koltuğundan indiren 28 Şubat süreci, onun içinden çıkan Erdoğan etrafındaki muhalefetin önünü açmıştı. 28 Şubat generallerinin her sözlerini manşete taşıyan medya organları, Erdoğan ve arkadaşlarını ‘yenilikçiler’ diye cilalaya cilalaya bitirememişti. Yani AKP iktidarı sadece Erdoğan ve arkadaşlarının başarısı değil, aynı zamanda 28 Şubat’ın darbeci generalleri ile medyanın ve bu ekip etrafından toplanan bütün cuntacıların başarısıdır.
    Daha yakın bir süreçte de benzer örnekler bu kez farklı biçimlerde yaşanmıştır. AKP’yi iktidardan düşürme talebinin öne çıktığı cumhuriyet mitingleri ve ‘e-muhtıraların’, geniş yığınların gözünde AKP’yi mağdur duruma düşürdüğü ve bunun da sandıkta AKP’ye yaradığı biliniyor. Dayatma siyasetine bir tepkinin sonucu olarak AKP, 22 Temmuz 2007 Erken Genel Seçimlerinden yüzde 46.54’lük bir oyla çıkmıştı.
    Ve bu tür zorlamaların gündeme gelmediği, CHP’nin de bu konuda, 22 Temmuz öncesinden farklı bir tutum sergilediği 29 Mart 2009 Yerel Seçimlerinden AKP’nin gerileyerek çıktığı görüldü. AKP’nin hem il genel meclisi bazında ciddi oy kaybına uğradığı, hem de elindeki belediyelerden bir kısmını kaybettiği bu seçimler, siyaset dışı yöntemlerin devreye sokulmadığı süreçlerde, halkın kendi özgür iradesiyle ülke gerçeklerine daha uygun bir tabloyu sandıktan çıkardığını kanıtladı.
    Ancak kendisini halktan daha fazla bu ‘cumhuriyetin’ sahibi sayanlar için belli ki, bu gerçeklerin bir önemi yok. Onlar AKP’yi halkın iktidardan düşürmesine izin vermemek konusunda kararlı görünüyorlar.
    FATİH POLAT
    www.evrensel.net