Birlik olma zamanı

Birlik olma zamanı

Ben 1997 yılından beri fabrikalarda işçi olarak çalışmaktayım. Şu an aç gözlülüğün ve sömürünün had safhaya ulaşması sonucu ortaya çıkan krizin mağdurlarındanım.


Ben 1997 yılından beri fabrikalarda işçi olarak çalışmaktayım. Şu an aç gözlülüğün ve sömürünün had safhaya ulaşması sonucu ortaya çıkan krizin mağdurlarındanım. 20 Ekim 2008’den beri işsizim. On binlerce işçi gibi. Aslında benim kızgınlığın kendime, kendimize. Çünkü biz dik durmayı bilemedik. Baskıyı, her türlü yanlışı, sömürücü ve sindirici uygulamaları, dayatmaları hep kabullendik. Gözlerimizi kapadık ve sessiz kaldık.
Kanunlar böyle dedik. Aslında kanunları dahi bilmiyorduk. Araştırmak aklımıza dahi gelmedi. Gerçi öğrenmememiz için ellerinden geleni de yaptılar, biz de zaten aldırmadık. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın dedik. O yılansa mutlaka bir gün dokunacaktır demedik.
Birlikten kuvvet doğar sözünü irdelemedik. Evet, biz birlik olamadık, ama bizi sömürenler, bizi köle yapmak isteyenler, bizlerden kesilen üç kuruş işsizlik parasına göz dikenler çok iyi birlik oldular, örgütlendiler. Bütün gücü, medyayı, hükümeti, parayı ellerine aldılar. Ve şimdi daha fazlasını istiyorlar. Onun içindir ki krizi fırsat bellediler.
Soruyorum önce iş kanunları arasında işçiler neden sadece 25. maddeyi bilir. Neden hak mücadelesi vermiyoruz? Sendikalaşmak için ne yapıyoruz? Bizim çocuklarımızın da çağdaş köleler olmaması için ne yapıyoruz? Bu soruların hepsine hiçbir şey diye cevap verebiliriz.
On iki saat çalışmaya evet dedik. Maaş bordrolarına sadece asgari ücret gösterilmesine evet dedik. Son 5-6 yılda üç beş kat fazla üretmemize rağmen bizim ücretlerimizin düşmesine evet dedik. O da yetmedi yemeğimizden kesildi, yetmedi iki günlük istirahat paralarımız kesildi. Oda yetmedi haftada 72 saat çalışmamıza rağmen pazar günleri de zorunlu mesaiye gelmeye zorlandık. Gelmeyince de iki günlük ücretimiz kesildi. Sonunda para kalmadığı gibi işsiz de kaldık.
Krizde kârdan zarar eden patronlar hükümeti sıkıştırarak işsizlik parasına el koymak istiyor, vergi vermek istemiyor. Bütün güç, medya, hatta sendikalar bile patronların elinde. Hükümette bunlarla işbirliği yaparak patronların istediğini iki etmiyor.
Sendikaların bazıları aile hanedanlığına dönmüş. Sendika gibi görünse de yıllardır aynı yönetici ve kadrolarla işverenlerle ahbap çavuş ilişkisi içinde büyük tavizler vermekte.
Bu hükümetten, sürekli taviz veren sendikalardan, kendi grevine sahip çıkmayan medyadan biz mağdur işçiler ne bekleyebiliriz ki. Biz ancak kendi gücümüze ve birliğimize güvenmeliyiz. İşte bunun zamanı gelmiştir. Bizler bir araya gelmeli, hak mücadelesini el ele birlikte vermeliyiz. Bunun zamanı geldi de geçiyor.
Necati Akaya (İşsiz-Çorlu)
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.