ENSTANTANE

ENSTANTANE

  • Efes Pilsen-Fenerbahçe maçının bitiminde gayrı ihtiyarı olarak ağzımdan çıkmış: “Maçlar seyircisiz oynansa daha iyi.


    Efes Pilsen-Fenerbahçe maçının bitiminde gayrı ihtiyarı olarak ağzımdan çıkmış: “Maçlar seyircisiz oynansa daha iyi.” Öyle mi hakikaten? Doksanlarda, Efes-Ülker-Tofaş rekabeti had safhaya çıktığında seyircisizlikten yakınan yine bizler değil miydik? Camia kulüplerinin resme dahil olması gerektiğini, basketbolun tadının taraftarsız çıkmayacağını dile getirenler bizler değil miydik? Yanıldık mı? Yoksa asıl sorun tribündeki taraftarlarda değil de onların “üstlerinde” mi?
    Efes Pilsen-Fenerbahçe serisini takip etmeyenler için olayları kısaca özetlemek gerekirse, “taraftarı”olan takım kaybetti ve artık kanıksadığımız olaylar gelişti. Yanlı medyanın manipülasyonları, taraftarı kışkırtan holigan yöneticiler, spor kültüründen bihaber utanç kaynağı sporcular…
    Her şey serinin altıncı maçında hakemlerin kuralları doğru olarak uygulaması yüzünden başladı desek abartmış olmayız herhalde. Bitime 13 saniye kala Efes Pilsen topu oyuna sokarken, Ömer Onan’ın henüz top oyuna girmeden Charles Smith’e faul yapması sonucu yeni kurallara göre hakemler haklı olarak centilmenlik dışı faul çaldı. Bunun manası da 2 faul atışı ve akabinde Efes’in bir hücum şansı daha kullanması olacaktı. Kuraldan haberdar olmayan Fenerbahçeli basketbolcu, yönetici, antrenör ve taraftarlar ortalığı bir anda savaş alanına çevirdi. Mirsad Türkcan ve Fenerbahçeli yöneticilerin başlattığı tribünleri galeyana getirme seferberliğine, Rasim Başak iğrenç küfürleri, el hareketleri ve tekmeleriyle katılınca utanç verici sahneler yaşandı Ayhan Şahenk Spor Salonu’nda. Maçı yayınlayan Spormax kanalında sevgili spiker abimiz Mustafa İyi ve yılların koçu Çetin Yılmaz’ın da kuralları yeterince bilmemeleri sonucu izleyenleri doğru yönlendirememeleriyle sahne iyice trajikleşti. Cahillik ve kör fanatizmden dibine kadar beslenen taraflı medya da tüm bunları kullanarak hukukun hakkınca uygulanmasını cezalandıran bir tavır takındı.
    Son maçı Sky Turk’ten izledim. Her zamanki gibi “Fener-santrik”(Galatasaray, Beşiktaş olsa yine aynı olurdu) bir bakış açısı vardı spiker ve yorumcularda. Sanki Efes Pilsen yabancı bir takımmış da Fenerbahçe’ye karşı Avrupa Kupası finali oynuyormuşçasına bir atmosfer vardı. Serinin tamamında olduğu gibi basketbol ve mücadele açısından doyurucu güzel bir maç oldu. Fakat karşılaşmanın sonu gelip de Efesli oyuncular haklı zaferlerini kutlamaya yeltenince(!) olanlar oldu. Sahaya giren onlarca taraftar, sporculara tekmeler ve su şişeleri savurmaya başladı. Yetmedi içeriye kaçan oyuncuların soyunma odaları basıldı.
    Böyle anlarda insan düşünüyor: Yöneticiler ve sporcular biraz yiğitçe davranıp mağlubiyeti kabullenmeyi öğrenseler, taraftarı galeyana getirecek davranışlarda bulunmasalar, ağzı salyalı küfürler etmeseler mesela, külhanbeyi parmaklarıyla tehditler savurmasalar, o taraftarlar sahaya girip rakip takım oyuncularını dövmeye kalkabilir mi?
    “Maçlar seyircisiz oynansa daha iyi.” Yanlış bir sav elbette ama “koluna ülkücü takıp futbolcu transfer etmeye giden” zihniyette yöneticiler oldukça sporun başında yaratılan bu rezil taraftarlık kültürünün değişmesini de bekleyemezsiniz. Efes Pilsen’e tebrikler!
    Son olarak bir çift laf da sevgili(!) polisimize. Kapitalist devlette polis kurumunun ne işe yaradığını, kime hizmet ettiğini biz çok iyi biliyoruz da hakikaten yine de sorasım geliyor: Yahu siz neye yararsınız? Taraftarın sahaya girip sporcu dövmesini engelleyemiyorsanız ben size niye vergi ödüyorum, her eylemde sektirmeden beni dövesiniz diye mi?
    MİTHAT FABİAN SÖZMEN
    www.evrensel.net