Obama sonrası Ortadoğu: Yeni bir düzen mi?

Obama sonrası Ortadoğu: Yeni bir düzen mi?

Barack Obama’nın 4 Haziran tarihinde, özellikle Arap-İslam dünyasına yönelik yaptığı konuşma neredeyse tüm İslam camiasında büyük yankı buldu. Irak ve Afganistan’daki durum, Ortadoğu ve demokrasi, kadın hakları...


Barack Obama’nın 4 Haziran tarihinde, özellikle Arap-İslam dünyasına yönelik yaptığı konuşma neredeyse tüm İslam camiasında büyük yankı buldu. Irak ve Afganistan’daki durum, Ortadoğu ve demokrasi, kadın hakları, Filistin sorunu ve İran’ın nükleer programı gibi bir çok konuya değinen Obama’nın, konuşmasında Kuran’dan alıntılar yapması ve dinleyenleri Arapça selamlayarak barış mesajları vermesi İslam dünyasında memnuniyetle karşılandı ve Ortadoğu’da yeni bir düzenin habercisi olarak algılandı.
ABD Başkanı Obama’nın Kahire Üniversitesi’nde yaptığı konuşma, gerçekten Ortadoğu’da yeni bir düzenin habercisi mi yoksa var olan düzenin süreceğini, ancak yöntemin değişeceğini mi dünyaya duyurmakta? Kanımca Obama’nın bu kapsamlı ve mesajlarla dolu konuşması analiz edilirken sorulması gereken soru budur. Ya da başka bir deyişle, konuşmayı değerlendiren Ortadoğulu Gazeteci Hussain Abdal-Hussain’in de belirttiği gibi ABD süper güçten kurnaz bir güce mi dönüşmektedir?
ABD bilindiği üzere Ortadoğu’daki çevre ülkeler üzerinde baskı oluşturup bölgedeki çıkarlarından vazgeçmeyeceğini her fırsatta göstermek istemektedir. Hem birinci hem de ikinci körfez savaşları ile ABD, “dünya polisi” rolünü oynamaya soyunmuş ve üstlendiği bu misyonu güç kullanarak yerine getirme çabası içerisinde olmuştur. Ancak George W. Bush döneminden sonra Barack Obama döneminde değişen şey ABD’nin üstleneceği rol değil, üstlendiği rolü oynarken izleyeceği yöntemdir. Obama’nın Kahire Üniversitesi’nde yaptığı konuşma bunu göstermektedir.
Obama’nın konuşmasının başında ABD’nin İslamiyet’e karşı olmadığını ancak şiddet yanlısı aşırı güçlere karşı olduğunu söylemesi alışılmadık bir şey değildi. Ancak hemen sonrasında Afganistan’daki savaştan konvansiyonel bir savaş gibi bahsetmesi oldukça dikkat çekici bir nokta olarak karşımıza çıkmaktadır. Obama konuşmasında, “Afganistan’da asker ve üs bulundurmak istemiyoruz, oradakiler yüksek sayıda Amerikalıyı öldürmek istemiyor olsaydı, askerlerimizi geri getirmek için büyük bir istek olurdu” şeklindeki cümleleri ile Afganistan’daki savaşı “klasik” bir savaşa benzetmekte. Burada ilginç olan nokta konuşmanın geri kalanı ile Obama’nın bu tespitini karşılaştırdığımızda ortaya çıkmaktadır. Obama konuşmanın geri kalanının neredeyse tümünde demokrasiye büyük vurgu yapmakta ve ABD’nin geçmişte yaptığı “demokrasi hatalarını” da -İran’da ABD tarafından gerçekleştirilen darbe gibi- kabul etmekteydi. Afganistan’daki savaşı klasik kabul ettikten sonra Ortadoğu’daki sorunlarla yeni mücadele yöntemleri olacağını açık eden Obama’nın bu tespiti, gerçekten Ortadoğu’nun sonuçlar bakımından olmasa bile süreç bakımından yeni bir yola girdiğini gösteriyor.
Bilindiği üzere adil ve adil olmayan savaş kavramları sömürgeciliğin dünya üzerinde yayılmaya başlamasından beri var. Ancak Obama’nın Afganistan’daki durum ile ilgili olarak konuşurken atıf yaptığı adil savaş kavramı Birleşmiş Milletlerin vurguladığı adil savaş kavramıdır. BM’ye göre tek adil savaş meşru müdafaa hakkı kullanılarak yapılan savaştır. Bu nedenle Obama’nın konuşmasındaki Afganistan ile ilgili bölüm, meşru olan bu savaşın devam ettirileceği şeklinde yorumlanmalıdır. Konuşmanın geri kalanında vurgu yapılan “demokratikleşme” hareketleri ise yazının başında belirttiğim yöntem değişikliğine işaret etmekte. Bush zamanında bölgedeki çıkarlarını “güç” düzleminde savunan ABD, Obama’nın konuşmasından anlaşıldığı üzere, bu çıkarları artık güç değil, kimlik/diyalog/demokrasi düzleminde savunacaktır. Hem kadın hakları çerçevesinde, hem de Ortadoğu’daki ülkelerin demokratikleşme hareketleri çerçevesinde desteklerini hiçbir zaman esirgemeyeceklerini konuşmasında sık sık vurgulayan Obama, aslında ABD’nin “dünya polisi” rolünü farklı bir biçimde oynayacağını belirtmektedir. Özellikle tüm insanlığın ortak çıkarlarına değindiği bölümde Obama, “Hiçbir ülke bir diğerine rejim dayatmamalı” demesine karşın, insan hakları, hukukun üstünlüğü, yargı karşısında eşitlik ve halkın istediği biçimde yönetim kavramlarını kullanarak adres gösterdiği şey şüphesiz demokrasidir. Konuşmasının devamında dile getirdiği ekonomik gelişim ve dinsel özgürlük temaları da yine demokratikleşmeyi referans göstermektedir. Bu nedenle Afganistan’daki savaşı geleneksel bir savaş olarak nitelemesi konuşmasının geri kalanında yaptığı referanslarla uyuşmaktadır: “Bize saldırdılar biz de karşılık verdik, bu meşrudur”, “Demokratikleşme batının sistemine uyum sağlamak demektir”. Obama’nın vermek istediği mesaj bu iki ifadedir.
Obama’nın demokrasiyi bu kadar önemsemesinin nedeni artık çağın değiştiğinin gayet açık bir biçimde farkına varmış bir ABD Başkanı olmasından kaynaklanmaktadır. Soğuk savaş biteli neredeyse yirmi yıl oluyor ve ilk kez bir ABD Başkanı bunun bu kadar açık bir şekilde farkına vardı. Soğuk savaşın bitmesinden sonra “güç” düzleminde bir sorunun çözülemeyeceğinin ABD tarafından da görülmüş olması, Ortadoğu’daki ülkelerin demokratikleştirilme çabalarının artacağını göstermektedir. Ancak burada Irak’ın demokratikleştirilmesinden farklı olarak bu değerler askeri müdahalelerle değil, demokratik değerlere yapılan katkılar “kutsanarak” benimsetilmeye çalışılacaktır.
Sonuç olarak Obama’nın konuşmasını incelediğimizde ABD’nin değişen yönteminden izler görüyoruz, Obama zaten göreve geldiğinden beri bunu hissettiriyor. Ancak ABD’nin değişen yönteminin bu denli yansımasında şüphesiz ki Obama’nın üslubunun büyük payı vardır. Sürekli kendi yaşamına ve ailesine atıflar yaparak konuşması ve kutsal kitaplardan alıntılar yaparak bir bakıma İslam dünyasının “gönlünü fethetmesi” bunun en büyük örneğidir. Yoksa Obama, ne İsrail-Filistin sorunun çözümü açısından ne de barışçıl nükleer programların yanında oldukları açısından diğer ABD başkanlarından farklı bir şey söylememiştir. Filistin sorununda ABD’nin iki devletli bir yapı ile çözümü desteklediği uzun yıllardır bilinen bir şeydir. Keza İran’ın nükleer programının barışçıl olması gerektiği de defalarca vurgulanmıştır. Obama bu konularda yeni bir şey söylememiştir. Ancak Obama’nın farkında olduğu nokta, Bush’un aksine Ortadoğu’da “ne yapamayacağıdır”. Bu nedenle yöntem değişikliğini benimsemiştir. Yakın gelecekte Ortadoğu’da büyük ve köklü değişimler yaşanacağını beklemek büyük yanılgı olur ancak, özellikle İran ve diğer İslam ülkelerinin orta vadede demokratikleşme çabalarına ABD tarafından açık destek verileceği nettir. Nükleer silah konusuna bile ABD’nin artık güçler dengesi açısından değil, sosyal olgular açısından bakmaya başlayacağının sinyallerini veren Obama, Ortadoğu’nun yeni bir döneme girdiğini müjdelemiştir ancak; bu yeni dönem sonuçlar açısından değil, süreç açısından farklılık gösterecektir.
ALİ ONUR TEPECİKLİOĞLU - Ege Ün. Uluslararası İliş. Blm. Araştırma Görevlisi
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.