BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • İran bir haftadan beri ayakta.Bir yanda seçimi kaybeden Musevi’nin yandaşları ve Musevi yandaşı olmadıkları halde özgürlük isteyen kadınlar, erkekler, üniversite öğrencileri...


    İran bir haftadan beri ayakta.
    Bir yanda seçimi kaybeden Musevi’nin yandaşları ve Musevi yandaşı olmadıkları halde özgürlük isteyen kadınlar, erkekler, üniversite öğrencileri, işçiler... Öte yanda ise Ahmedinecad’ın yandaşları, silahlı milis örgütleri, polis örgütü... En tepedeki din adamları (mollalar) kastının da bu iki kamp arasında epeyce bölünmüş olduğu belirtiliyor! İran ordusunun ise bu kamplaşmada nerede olduğu henüz belirsiz.
    Batı basınına bakılırsa, Musevi bir özgürlük ve demokrasi kahramanı ve Ahmedinecad “hileyle” seçimi kazanmış! Yani, Ahmedinecad aleyhine yazılanlar özgürlük aşkına yazılıyor! Ünlü Ortadoğu Uzmanı Gazeteci Robert Fisk’in ele geçirdiği bir belge de Batı basınında manşetlerde. Bu, doğru olması çok şüpheli olan “belgeye” göre “seçimleri Musevi kazanmış, Ahmedinecad üçüncü olmuş ama Ayetullah Hamaney, sonuçları değiştirerek Ahmedinecad’ı seçimin galibi ilan etmiş”!
    Evet, İran rejiminin savunulacak bir yanı yok. Din polisi belası, kadınlar başta olmak üzere halk için bir kabus; giyim kuşamdan sanata, ifade özgürlüğünden basın özgürlüğüne, kişisel haklardan işçi haklarına (sendikal haklara) kadar özgürlükler ve insan hakları ayaklar altında.
    Şah sultasından kurtulan İranlılar, daha özgürlüklerin ve demokrasinin ne olduğunu anlamadan mollaların yumruğunun altına düştü.
    Bu yüzden de, özgürlük isteyen kesimlerin Musevi’ye destek verdikleri bir gerçek. Ancak Musevi’nin onların özlemleri ve istekleriyle bir ilgisi olduğunu söylemek zor. Bu yüzden de bir “muhalefet”in başı olarak özgürlük isteyen kesimlere göz kırpan Musevi’nin, bu talepleri karşılaması beklenir bir şey değildir.
    Çünkü Musevi-Ahmedinecad çatışması; özgürlükler, demokrasi yanlısı bir siyasi kişi ya da bir demokrasi mihrakıyla baskı rejimi arasında bir çatışma değil. Tersine; rejim içinde, birbirinden çok da farkı olmayan kliklerin iktidar çatışması olarak biçimleniyor. Batı basını da (diplomasisi ve haber alma servisleri) ortaya çıkan kargaşadan yararlanarak, İran’da bir “turuncu devrim” değilse de orta vadede böyle bir imkanı da içinde barındıracak bir kargaşa yaratmaya çalışıyor.
    Ama bugünkü koşullara bakıldığında ABD, İngiltere ve Batılı emperyalistler, İran’da Musevi’yi kullanarak rejimde gedik açmak, dolayısıyla İran’ın anti-Amerikan ve anti-Batı tutumunda gevşeme yaratarak, kendi Ön Asya stratejisini daha ileriden yenilemek istiyor. Örneğin ABD, Irak’ı işgal ederek yapamadığını Musevi’yle yapabilmek için uğraşacaktır. Çünkü; Irak’ın işgalinin en önemli amaçlarından birisi de, İran rejimini yıkmak ve İran’da Batı yanlısı bir iktidar oluşturmaktır. Bu iktidarın şeriatçı mı laik mi, despotik mi demokrat mı olacağı da o kadar önemli değildir. Çünkü, İran’da Batı yanlısı bir iktidar; Rusya’nın güneyden kuşatılması, Kafkasya’ya ABD müdahalesi için son derece önemli bir dayanak olurken, ABD’nin Ön ve Orta Asya yanı sıra Güney Asya’daki girişimleri için de hayati önemdedir.
    Bu açıdan bakıldığında, Musevi’nin Batı emperyalizminin desteğini arkasında bulması şaşırtıcı değildir. Ama Musevi, “Batı’nın aradığı adam mı”; bu da tartışılırdır.
    İran’ın bildiklerinden kuşku duyulamayacağına göre Batılı emperyalistlerin Musevi ile son hamleyi yapamayacaklarını, İran’da Musevi ile Batı yanlısı bir iktidar kuramayacaklarını biliyor olmalarından da kuşku duyulamaz. Bu yüzden de onların girişimlerinin “bir turuncu devrim” beklentisinden öte, rejimi oluşturan güçleri içindeki çatlağı büyütmek ve İran’ı bir iç kargaşaya sürüklemek olduğunu söylemek daha gerçekçidir.
    Böylece onlar; kısa vadede kendi iç karışıklıklarıyla boğuşan rejimin, ABD’nin bölgedeki girişimlerine ayak bağı olmayacağı gibi, uzun vadede Batılı bir seçeneğin oluşturulması için de bir fırsat yaratacağını umuyor olmalılar.
    Ancak tersinden eğilimlerin güçlenmesi; Musevi ve onu destekleyen muhalefeti ezen bir Ahmedinecad rejiminin, bir yandan da popülist önlemlere başvurarak halk yığınlarını yanına çekerken her tür özgürlük talebini daha şiddetle ezmeye yönelmesi tehdidi de, bu gelişmeler içinde güçlü bir ihtimal olarak vardır.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.