Asya-Pasifik’tebu hafta (99)

Asya-Pasifik’tebu hafta (99)

Günümüzde Avrupa-merkezciliğin bir sonucu olarak, Eskil (Antik) Yunan düşüncesi, göklere çıkarılırken, bu düşüncenin özgün ve gökten zembille inmişçesine bağımsız olarak geliştiği varsayılıyor.


Günümüzde Avrupa-merkezciliğin bir sonucu olarak, Eskil (Antik) Yunan düşüncesi, göklere çıkarılırken, bu düşüncenin özgün ve gökten zembille inmişçesine bağımsız olarak geliştiği varsayılıyor. Oysa, eskil dönemlerden başlayarak Yunan ve Hint düşüncesi etkileşim içindeydi.
Helen’gil dönemde (İÖ 323-İÖ 30), bugün siyasal nedenlerle Makedon değil Yunanlı olarak gösterilen İskender’in (Yunanistan’daki ulus-devlet kurma sürecinde, özbeöz Makedon olan İskender, Yunanlılaştırıldı) Doğu’daki seferleri ve onun ardından gelenlerin kurduğu devletler dolayısıyla İran ve Hindistan’la Grek dünyası arasında etkileşme dönemi başladı.
Çıplak sufiler (jimnosophist), Hindistan’ın çıplak düşünürleridir. İskender, Hindistan seferinde bu çıplak düşünürlerle karşılaşmıştı. Bugün Hindistan’da Cain dininin rahipleri hâlâ çıplak yaşamaktadır. Kimi Eskil Yunan düşünürlerinin bu çıplak düşünürlerden etkilendiği biliniyor. Bunlardan biri, Pyrrho (İÖ 360-270). Pyrrho, İskender’in Hindistan seferine katılmış; Hindistan’da çıplak sufilerle ve İran’da ‘Magi’ olarak adlandırılan din insanlarıyla tanışmış; onlardan etkilenmiş, Yunanistan’a dönünce bilinemezcilik ve kuşkuculuk görüşünü benimsemiş; yaşam felsefesi olarak ‘ataraksia’yı önermişti (“hiçbir şey bilinemeyeceğine ve kesin doğrular olmadığına göre insan, yaşamında sıkıntıdan bağımsız olup huzura ermeli” idi). Pyrrho’ya göre olaylara anlam veren, bizim yargılarımızdır; yargılarımızı askıya alırsak daha mutlu oluruz. Bu, tümüyle Hint çilecilerinden alınmış bir görüştür.
Köpeksi (sinik ya da kinik) düşünürlerin görüşlerinde yoğun bir Hint çileciliği etkisi bulmak olanaklıdır: En ünlüsü Sinoplu Diogenes (İÖ 404 ya da 412-323) olan bu düşünürler, mutluluğu, Hint çilekeşlerinin yaptığı gibi, malı mülkü reddedip “insanlar ne der” düşüncesini hiçe sayarak sokakta köpekler gibi yaşamakta görüyorlardı. Köpekler gibi çıplak ve çıplak ayaklı yaşıyor; kendine yetmeyi savunuyor; topluma, yalnızca düşüncede değil yaşantılarıyla da en sert eleştirileri yöneltiyorlardı. Diogenes, bilindiği gibi, bir fıçı içinde yaşaması, gündüzleri fenerle insan araması, İskender’e “Gölge etme başka ihsan istemez(m)” deyişi, ilk kez ‘kozmopolit’ (dünya yurttaşı) sözünü kullanması, ölüsünün kent sınırları dışında yabanıl hayvanlara verilmesini istemesi, yerleşik değerleri sorgulamasıyla vb. tanınıyor. Kimilerine göre İsa da, daha sonra, köpeksi düşünürlerden esinlenecekti. Aynı biçimde, bu görüşler, çağdaş görececiliğin büyük anasıdır.
Ancak, bu Hint-Yunan ilişkisi tek yönlü değil. Yunan düşüncesi, Hint düşüncesi üstünde büyük bir etkiye sahip olmasa da, İskender’in askerlerinin torunları, Budacılığa büyük bir katkı yaptılar: Bugünkü Buda yontularının (heykel) çıkışının Yunanlı Budacılar dolayısıyla gerçekleştiği düşünülüyor. Buda öldükten sonra uzun süre yontuları yapılmadı, çünkü Buda, bedenine tapılmasını istememişti. Oysa, yaklaşık iki yüzyıl sonra, Kuzey Hindistan’da birçok Yunanlı, Budacı olmuş; Yunanistan’da var olan yontu sanatını Budacılığa uygulamışlardı. Bu, dinden bir sapma olarak görülse de, Budacılığın yayılmasına yoksanamaz bir katkısı oldu: Yontularla Buda dini, görsel bir güç kazandı. Buda’yı uyurken, düşünürken vb. gösteren yontular, insanların bedensiz bir Buda yerine insan bir Buda’ya daha fazla yakınlık duymalarını sağladı. Ayrıca, Budacılıktaki kimi göksel varlıklar da, Yunan puta taparlığından geçme. Yine aynı biçimde, Yunan Budacılarının Hindistan’daki Budacılıkla (‘Kuzey Bölüntüsü’ ya da ‘Mahayana’ olarak adlandırılıyor) Güneydoğu Asya’daki Budacılık (‘Güney Bölüntüsü’ ya da ‘Theraveda’ olarak adlandırılıyor) arasındaki ayrımların kaynağı olduğu düşünülüyor. Örneğin, Buda tanrının varlığını reddetmişken, Kuzey Budacılığında Buda, tanrı ilan edilmiştir. Yunan puta taparlığında insan-tanrılar ve tanrı-insanlar yaygın olduğundan, Yunan Budacılarının Buda’yı tanrılaştırdığı düşünülüyor. Dolayısıyla, Yunan etkisi yaşamamış Güney Budacılığı, Budacılığın ilk çıkış biçimine daha yakın. Ancak Budacılık, kuşkusuz bir Yunan dini değil; çünkü Budacılık, zaten Yunanlıların Hindistan’a gelişinden önce çıkmış bir din.
İskender’in seferleri, yalnızca Buda yontularını doğurmadı; Kafiristan da öne sürülen bir kalıt: Kafiristan, Afganistan’ın güneydoğusundaki 100 bin-300 bin nüfuslu Nuristan’ın eski adı. Bölge, 1896’da zorla Muhammedci yapılırken, ‘İslamın nurunun ulaştığı yer’ anlamında ‘Nuristan’ adını aldı. 1896 öncesi Kafiristanlılar, çoktanrıcılığa, Şamancılığa ve cancılığa (animizm) bağlıydı. Kimilerine göre Kafiristanlılar, İskender’in Hindistan seferinde geri dönmeyen askerlerinin torunları.
Sonra ulus-devletler icat oldu, mertlik bozuldu; dünyanın dört bir yanında, toplumlar, tarihte ‘ulus’ları kendi başlarına gelişmişmiş gibi yaptı, kendi attıkları yalana inandı. Etiyopya kökenli kahve için “Türk kahvesidir”, “Yunan kahvesidir” diye kavga eder oldu... Eskil Yunan (Makedon)-Hint etkisi ise bize bu sonradan yazılmış tarihlerin yanlışını gösteriyor...
Dr. Ulaş Başar Gezgin
www.evrensel.net