NEDEN CEZAEVİNDEYİM?

NEDEN CEZAEVİNDEYİM?

KESK’e yönelik yapılan operasyondan sonra 1 Haziran gecesi tutuklanan Türkiye Barış Meclisi sözcüsü ve İHD Onur Kurulu Üyesi Yüksel Mutlu, bulunduğu Bergama M Tipi Cezaevinden mektup gönderdi. Mutlu, mektubunda, insan hakları ve barış için yola çıkanların bu sistemde cezaevine atıldıklarını ve Türkiye’de düşünce’nin ‘suç’ olduğunu anlatıyor.


Merhaba:
Ben Yüksel Mutlu. Kendimden bahsedecek olursam 1957 Tunceli doğumluyum, emekli öğretmenim. Eğitim Sen üyeliğinden sonra emekli olunca sırasıyla İHD Ankara Şube Başkanlığı, İHD Genel Merkezi saymanlık da dahil olmak üzere derneğin çeşitli kademelerinde uzun yıllardır çalışmalar yürütmekteyim.
Bununla birlikte kadın çalışmalarında yer almaktayım. Barış için Sürekli Kadın Platformu, Ankara Kadın Platformu, Kadın Kurultayı ve KADER’in üyesiyim. Ayrıca KADER üyesi bir grup kadınla üç yıl süren ‘Yarın için Bugünden’ kampanyasını sürdürdüğümüz kadınların yerel siyasette daha çok yer almalarını sağlamak amacıyla oluşturduğumuz ‘Yerel Siyaset Çalışma Grubu’ üyesi olarak Türkiye’nin birçok yerinde Kadın ve Yerel Siyaset çalışmalarına katıldım. Yine Ankara’da kurulan, kadına yönelik şiddetle mücadele kooperatifi olan ‘Kırkörük’ adında bir kadın kooperatifinin kurucu üyeleri arasındayım.
Yaklaşık üç yıldır da bunların yanı sıra Barış Meclisi’nin kurucuları ve sekretaryasında yer almaktayım. Kuşkusuz herkesin bir mücadele tarihi vardır ve bu liste uzayıp gidebilir ancak kendimi tanıtmak için yeterli diye düşünmekteyim.
Şimdi Bergama M Tipi cezaevindeyim, A-1 Kadın koğuşunda. Buraya 4 kadın arkadaş getirildik. Basında, kamuoyunda KESK operasyonu olarak bilinen bu operasyonla Ankara’daki evim arandıktan sonra İzmir’e getirildim. Gözaltı sürecinden sonra savcılığa ve hakime çıktıktan sonra hakkımda anlaşılmayan ve hiçbir şekilde izah edilemeyen tutuklanma kararı çıkartıldı. Ben emekli öğretmenim, bu operasyonun içine niçin karıştırıldım ve bununla ne yapmak isteniyor?
Bana sorguda sorulan sorulardan birkaç örnek vermek istiyorum. Kadınlarla Mardin’in Bilge köyüne araştırma-inceleme yapmak üzere gitmiş ve bir rapor yayınlamıştık. Raporun altında imzası olanlar, birlikte gittiğimiz örgütlerin kadın temsilcileri ve aramızdaki birçok kadın örgütüydü. Sorguda bana İHD-KESK-Barış Meclisi-Ankara Kadın Dayanışma Vakfı-TMMOB Kadın Mühendisler-Halkevleri-Türk Tabibler Birliği’nden kadın temsilcilerle hazırladığımız raporun içeriği soruldu. Sorulan sorular arasında ‘neden koruculuğun kaldırılmasını istiyorsunuz’, ‘devlet tartışsın, siz tartışmayın’ gibi sorular vardı.
Örneğin, telefonlarım dinlenmiş ve özel hayatıma ait konuşmalar deşifre edilmiş. Uzun senelerdir aynı örgütün yani İHD’nin yönetimini paylaştığım avukat arkadaşım Reyhan Yalçındağ’la yaptığım telefon görüşmesinde Reyhan bana şöyle diyor: ‘Yüksel cezaevindeyim’. Sorulan soru ‘neden cezaevinde?’, cevap çünkü ‘o bir avukat’. Yine diğer bir soru ‘Reyhan Yalçındağ’ın kocasının adı nedir’ sorusu. Bir diğer soru ‘Yusuf Alataş kimdi’, cevap ‘İHD’nin yani bulunduğum örgütün geçen dönem genel başkanı… gibi saçma sapan sorular. Ve bu gibi sorularla tutuklandım. Bir de Türkiye Barış Meclisi’yle ilgili birçok soruya muhatap oldum. Sanki meşru olmayan bir çalışma yapmışım gibi sorular. Bu yasal ve bağımsız oluşumların meşruiyeti sorgulanır gibiydi.Yani akla hayale sığmayacak, hiçbir hukuki dayanağı olmayan bir süreci yaşamaktayım.
Sonuçta: ben insan hakları ve kadın insan hakları savunucusuyum. Çok doğaldır ki İnsan Hakları savunucuları Barış Hakkı’nın doğal savunucularıdır. Ülkemizde toplumsal barışın tesis edilmesi için ben elimden geleni yapacağım. Şimdi bunun için yaptığım çalışmalar sorgulanıyor. Bu da hepimizin ne kadar barışa ihtiyaç duyduğumuzu göstermiyor mu? Benim bazı yayın organlarında barış, insan ve kadın hakları konusunda yazdığım yazılarda da görüleceği gibi hayatımın hiç bir evresinde şiddeti öven, savunan bir cümle dahi bulunamaz. Şiddet ve çatışma karşıtlarına barışı savunanlara reva görülen özgürlüklerinden mahrum bırakmadır, bu demokrasi mücadelesidir. AB’ye girmek isteyen Türkiye’nin yüzü bu mudur? Sistem kendine muhalif olanlarla sorununu böyle mi çözecek, peki bu yöntem çözüm mü? Mardin’in Bilge köyünde 44 kişinin yaşamını yitirdiği olayda ‘koruculuk kaldırılsın’ dediğimiz için mi, ülkeye barışın, kalıcı bir barışın tesis edilmesi dediğimiz için mi tutuklandık? 70 kadar çocuğun yetim kaldığı bu köyde basın-yayın organlarında ‘eli silah tutan herkes korucu’ demekle sorun çözülmüyor. Gerçek çözüm önerilerimizden mi rahatsız olunmuştur?
Sonuçta insan hakları, barış dediğimiz için cezaevindeyiz ben ve üç kadın arkadaşım, onlar da sendikal mücadele içinde olan arkadaşlar. Eril sistemin kadınlara reva gördüğü şey, cezaevi. Sonuçta düşünce ve düşünceyi ifade özgürlüğü suç olmamalı, aksi halde nasıl demokrasiden bahsederiz ki. Eğer bunları söylemeseydim şu anda evimde olabilirdim, fakat özgürlükler, haklar hiçbir şeyle ölçülemez. Bu hukuk dışılığı bulunduğunuz ortamlarda, yazdığınız yazılarda ifade edeceğinize olan inancımız tamdır.
Çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Yüksel Mutlu/Barış Meclisi Sözcüsü
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.