Lütfen bunu da sökün

Lütfen bunu da sökün

“Bandista’nın albümünü elimize aldığımızda…” diye başlamak düpedüz yalan söylemek olacak. Göğsümüzü gere gere “indirdik” diyebiliyoruz onların albümlerini.


“Bandista’nın albümünü elimize aldığımızda…” diye başlamak düpedüz yalan söylemek olacak. Göğsümüzü gere gere “indirdik” diyebiliyoruz onların albümlerini. Zira Bandista copyleftçi. “O da ne demek?” derseniz; copyleft, copyright’ın tersi. Yani “her hakkı saklı” değil. Bandista’nın, bütün hakkı herkesin… Haklarını helal ettiklerinden internetten ücretsiz indirebiliyorsunuz. Bandista’nın ilk albümü “Anlatılan senin hikayendir” sizlere armağan 2 ay önce sunulmuş durumda. İsteyenler tayfabandista.org adresinden gönül rahatlığıyla indirebilir.
Ülkemizde her gün harika şeyler yaşanmıyor; yoksulluk, işsizlik, envai çeşit hak gaspları… Özellikle ‘80 sonrası muhalif müziğe egemen olan “hüzünlü” hava, uzun zamandır bir alışkanlığı sürdürüyor galiba. Neşeli ve coşkulu olmak pek de caiz sayılmıyor bu acı coğrafyada ne yazık ki. Bandista güle oynaya devrimci marşlar söylemenin adı. Usta’nın “düşmana inat bir gün daha fazla yaşamak” dediği gibi; ağlamak için çok fazla sebep olmasına rağmen dik durmanın, hatta gülümsemenin şarkısı. Birilerinin Bandista’nın gülümseyen marşlarına, direniş şarkılarına burun kıvırması, hatta onları “lümpen” bulması mümkün. Bu duruma karşı Bandista’nın cevabı hazır. Mevcut formları dayatan ve başka türlüsünü kabullenmek istemeyenleri “muhafazakar” olarak niteliyorlar. Onlar, oluşturdukları marş formuyla başka başka şarkıları “söküp yeniden taktıklarını” söylüyorlar. Dünyanın farklı yerlerinde, farklı biçimlerde söylenmiş ya da çalınmış şeyleri yeniden kendi istedikleri biçimlerde yorumlamayı seviyorlar. Örneğin “Ay Carmela” şarkısıyla “Nâzım Hikmet’in, Güneşin Sofrasında Söylenen Türkü” şiirinden tek bir marş yaratmak gibi. Bandista sökmeye de sökülmeye de teşne, kendi yaptıklarının da sökülüp yeniden takılmasını istiyorlar.
MÜZİĞİN AVAMLAŞMASINDAN YANAYIZ
Grup üyeleri, bu yürüyüşün sürdürülebilirliğini sağlamak için de başka başka Bandistaların olmasını istiyorlar. Ama temelde yürüyüşü sürdürecek ritmi koymak ve marşını ya da müziğini icra etme meselesinden uzaklaşmamak gerekiyor. Zira yürüyüşün sürmesi her şeyden önemli… 7 kişilik grubun 6’sı karşımızda. Bugüne kadar yaptıkları en kalabalık röportajı gerçekleştirdiğimizi söylüyorlar. Ama onların isimleri, röportajda çekilmiş fotoğrafları yok. Neden mi? Bandista teker teker insanların dışında koca bir tarihin bir parçası olarak kendisini tanımlıyor ve o tarihin tam bu noktasında böyle pozisyon alan yoldaş insanlardan oluşuyor.
Müzik sistemi ya da kültür endüstrisinin yıldız sistemi üzerinden işlemesine karşılar. Bu anlamda kişisel olarak isimlerinin hiçbir değeri yok. Bilakis müziğin avamlaşmasından yana olduklarını ve herkesin müzik yapabileceğini savunuyorlar. “Her yerde bağıra bağıra şarkılarınızı söyleyiniz, bağıra bağıra mutlu olduğunuzu, umutlu olduğunuzu ya da mutsuz olduğunuzu haykırınız” diyerek herkesi bu yürüyüşe, birlikte şarkılar söylemeye davet ediyorlar. Fotoğraf makinesine ya da kameraya da poz vermiyor Bandista üyeleri. Poz vermenin bir tür kurmaca ve bunun burjuvaziye dair bir biçim olduğunu düşünüyorlar. Ama Bandista konserinde de fotoğraf çekmek yasak değil. Çünkü o tarihin belgelenmesi faaliyeti.
BİZİM HİKAYEMİZ
Türkiye’deki muhalif müzik geleneğini sarıp sarmalayan “hüzünlü” havanın Türkiyeli devrimcilerin dünya devrimci mücadeleleri tarihinde en ağır yolu yürüyen bir geleneğe sahip olmaktan kaynaklandığını düşünüyorlar; buna rağmen her şeyi acı üzerinden okumayı doğru bulmuyorlar. Kendi mücadele tarihlerini kendi meşreplerince anlatmak istiyor onlar. Gülmenin güçlü bir eylem biçimi olduğunu düşündükleri için, söküp taktıkları şeylerde bu neşe havası kendisini apaçık ortaya koyuyor. Tüm ezgilere açık olduklarını söyleyen Bandista üyeleri, “Aynı anda bir mültecinin, bir tekstil işçisinin, grevdeki bir gazetecinin, hakları elinden alınmış bir asistanın, okulunda faşist saldırıya uğrayan bir öğrencinin, mahallesinde faşist saldırıya uğrayan bir travestinin haklarını savunuyorsak, tüm bu ezgilere açık olmak kadar da doğal bir şey yok. Çünkü aynı hikayeyi anlatıyorlar ve o da bizim hikayemiz” diyorlar.
<>HERKES AYNI ŞEYİİSTİYOR
Anlattıkları hikayeleri yaptıkları söküp takma işini “dejenerasyon” olarak yorumlayanlara cevap olarak “rejenerasyon” yaptıklarını söylüyorlar. Seksen sonrası devrimci müziği çok dinleyen ve onlarla ilk gençlik yıllarını geçiren Bandista üyeleri, bir yandan da bu toprakların uzağındaki punk, reggae, manuş, ska gibi müzikleri dinlemekten de geri kalmamışlar. Bu müzik türlerini içselleştiren ve bu tarzları bir arada tutan Bandista üyeleri, oluşturdukları müzik türünü artık paylaşıma sundular.
Herhangi bir kişinin eline bir gitar alıp üç ayda çalabileceği basitlikte parçalar yapıyor ve bunun bir tercih olduğunu belirtiyorlar. Herkes rahatlıkla çalıp söyleyebilsin, kendi istedikleri gibi söküp-takabilsin; istedikleri bu. İnsanların basit ve somut taleplerini aynı minvalde müziğe dökmek istiyor Bandista üyeleri. “Herkes aynı şeyi istiyor: Ekmek, adalet, özgürlük… yani bu kadar basit isteklerin doğru söylenmesi gerekiyor sadece. Bu çok basit bir şeydir. Söylememiz ve çoğalmamız lazım. Yürüyüşümüz dahilinde herkes o coşkuyu, o ezgileri en haklı tavrıyla söylemeli. Fotoğraflanan bir grup olmamalı Bandista. ‘Onlar yaptı ve onlar yapsın’ gibi değil, hepimiz mücadelenin türlü türlü yerlerindeyiz. Kimisi kamerasıyla, kalemiyle, kimisi sözleriyle, vücuduyla… herkes bir şeyler anlatır. Birbirlerini destekleyerek dayanışarak yapılır…”
(İstanbul/EVRENSEL)
Erkan Araz / Devrim Büyükacaroğlu
www.evrensel.net