UZUN MESAFE

UZUN MESAFE

  • Eski, yeni tüm iktidar aygıtları bizim gibi ülkelerde ne zaman sıkışsa, ‘dönüp halka soralım’ diye kıvırırlar. N(e)tekim biat edenlerin generali Kenan Evren de, “Yargılanırsam intihar ederim, önce referandum yapılsın” buyurmuş.


    Eski, yeni tüm iktidar aygıtları bizim gibi ülkelerde ne zaman sıkışsa, ‘dönüp halka soralım’ diye kıvırırlar. N(e)tekim biat edenlerin generali Kenan Evren de, “Yargılanırsam intihar ederim, önce referandum yapılsın” buyurmuş.
    İdam denince aklıma hekim tanıklığında cinayetler geliyor. 12 Eylül karanlığında yaklaşık 7 bin kişi idam cezası ile yargılandı, 517 kişi idam cezasına çarptırıldı, 50 kişi idam edildi. Yani anlayacağınız, 50 cinayet hekim refakatinde işlenmiş oldu. Evet, hekimleri yani Hipokrat’ın meslektaşlarını bir cinayetin suç ortağı kılan 12 Eylülcüleri hekimler de unutmamalı.
    Kimi zaman idam cezalarını izleme emri alan hekimler, belki de ‘iyi niyetle’ mahkumun daha az acı çekmesi adına bu görevi reddetmediler. Ama unutulmaması gereken, hekimlik etik değerleri ile bu ‘iyi niyetin’ uyuşmadığıydı.
    İdam cezası, hekim ve iyi niyet bir arada anıldığında, giyotini unutmak ne mümkün! Evet, Dr. Joseph-Ignace Guillotin de bundan yaklaşık üç asır önce idam cezalarında daha az kanlı bir yöntem olarak giyotini
    önermişti. Ölüm aygıtı giyotine adı verilen doktorumuz idam cezasına karşı olmasına rağmen; daha insancıl bir idam tekniği uygulanmasını, ölüm cezalarının kaldırılması yönünde bir adım olarak görerek önermişti giyotini. Ama kendi payına düşen bir utanç olmuştu. Nitekim ölümünden sonra aletin kendi soyadı ile anılması üzerine ailesi, hükümetten alet için bu ismin kullanılmamasını istemiş; başarılı olamayınca çareyi soyadlarını değiştirmekte bulmuşlardı.
    Benim anlamam o ki, Kenan Evren utancından intihar etmek istiyor. Aynen bir utancın bundan iki yüz yıl önce Fransa’da hekim ailesine soyadı değiştirttiği gibi... Ama kanımca asıl utanç bizlerde, yani onca
    insanlık suçunun sorumlusu olarak anılan bir kişiye fahri hukuk fakültesi doktoru unvanı veren örtülü failleri yargılayamayanlarda.
    Evet, Kenan Evren ve ekibini yargılamak için yasal engel devam ediyor. Ama 2-12-1982 tarihinde Kenan Evren’i fahri hukuk profesörü kılarak ödüllendiren İstanbul Üniversitesi Senatosu’nun o dönemki üyelerini
    yargılamanın önünde yasal engel yok. Yine en ufak bir aykırı duruşta binlerce öğrenciyi üniversitelerden atmaktan çekinmeyen bu kurumlarla yüzleşmenin zamanı geldi diye düşünüyorum.
    Sözün özü, 1982 İstanbul Üniversitesi senato üyeleri ve tabii ki idam edilmesi için bir çocuğun, yani Erdal Eren’in yaşını büyülten tıp doktorları yargılanmadıkça, Kenan Evren ve şürekasının yargılanmasının tek başına anlamı yok. Ve ‘Beni tek başıma yargılayamazsınız’ derken, Kenan Evren ilk kez doğru söylüyor.

    Hammurabi ve hipokrat kıskacında güncel tıp
    Çınar ağaçları denince aklıma üç kişi gelir: Halikarnas Balıkçısı, Nâzım hikmet ve Hipokrat. Rivayet odur ki Halikarnas Balıkçısı, İzmir Kemaraltı Çarşısı’na geldiğinde elindeki fazla fileleri hemen çarşı girişindeki çınar ağacına asarmış. Nâzım Hikmetin bir çınar altına gömülme vasiyetini ise bilmeyen yoktur. Hekimlerin ustası yüce Hipokrat, Nâzım’ı kıskandırırcasına bizim İstanköy olarak da bildiğimiz Kos adlı Yunan adasında bir Osmanlı çeşmesinin hemen yanındaki çınar ağacının altına gömülüdür.
    Evet, Hipokrat sıkça anılır oldu son yıllarda. Nasıl olmasın ki?! ‘Yalan Rüzgarı’ dizilerini andırırcasına adım adım yürürlüğe sokulan sağlıkta dönüşüm programı, onunla anılan etik ilkeleri sürekli hatırlatmakta. Muhtemeldir bizi duysa; ‘Ben ne yasalar, iktidarlar gördüm sağlık alanında ve tümü yok oldular, bizim yani insanlığın yasaları karşısında’ derdi. Evet, haksız da sayılmaz Hipokrat. Kendi adı ile anılan hekimlik andı aslında insanlığın ortak bildirgesidir. İçeriğine bakıldığında hekim ile meslektaşı, hekim ile hasta ve hekim ile toplum arasında bir sözleşi olduğu anlaşılır. Ama en etkileyici kısmı; din, ırk, dil...politikanın hastayla hekim arasına girmesine izin vermeyeceğini tanımlayan kısımdır. Ve hasta hekimliğinden şüphe edince sıfatı değiştirir: ‘Adama bak, Hipokrat yemininden haberi yok!’
    Toplumla hekimler arasında bir başka belirleyici tarihsel alan yasalardır. Bu konuda ilk akla gelenler arsında Hammurabi yasaları gelir. MÖ 1700-1500 yıllarındaki tıp uygulamalarına ilişkin kurallar ve yasaları işleyen Hammurabi kanunlarında 282 maddeden 10 tanesi cerrahların alacakları ücretler ve hata yaptıklarında çarptırılacakları cezalara aitti. Bundan 3 bin yıl önce ilgili yasa tıp mensupları için 215. maddeyi uygulardı. Bu maddeye göre “bir hasta operasyon sırasında ölürse, hayatını ya da gözünü kaybederse doktorun eli kesilirdi”.
    Ve geldik bugüne. Sağlık Bakanlığı, kamuoyunda tam gün olarak anılan yasa taslağında hekimlere mesleki sorumluluk sigortası getiriyor. Önce hiçbir meslek grubunda olmayan aşırı ve aralıksız çalışmayı emrederek, olası hekim hatalarının önünü açıyor; sonrasında özel sigorta şirketlerine seslenerek, ‘gelin bu potansiyel tıp hatalarından para kazanın, yani hekimleri sigortalayın’ diyor!

    DR.ZEKİ GÜL
    www.evrensel.net