ÖZGÜRLÜKLER

ÖZGÜRLÜKLER

  • Türkiye, AB’nin 1999 Helsinki Zirvesi’nden bu yana, yoğun olarak, ‘yol haritası’ konusunu konuşuyor. Buna göre özetle ve bir bütün olarak, sistem, hukukun üstünlüğü...


    Türkiye, AB’nin 1999 Helsinki Zirvesi’nden bu yana, yoğun olarak, ‘yol haritası’ konusunu konuşuyor. Buna göre özetle ve bir bütün olarak, sistem, hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları ve azınlık hakları temelinde ve bu ilke ve değerlere göre dizayn edilecek.
    Acaba öyle mi?
    Ülkenin ordusu, yargısı, üniversitesi bu ilke ve değerleri kendisine göre yorumluyor. Ana muhalefet partisi, sistem değişmesin diye çok yoğun çabalar gösteriyor.
    Değişmesin diye onca çaba gösterilen sistemin özellikleri ne peki?
    Farklı dilleri, dinleri, kültürleri, etnisiteleri, inanç sistemlerini ve farklı düşünceleri tanımayan sistem.
    Dağı taşı Türk olarak gören ve Türk yapmak isteyen sistem.
    Ordusunun vesayeti altında bir ‘demokrasiye(!?)’ dayanan sistem.
    Hem laik olduğunu söyleyen hem de dini, mezhepleri devletleştiren (İslam, Sünni, Hanefi) bir sistem.
    Tüm komşu ülkeleri düşman olarak gören, içeride de uzantıları olduğunu düşünen bir sistem.
    Yargısını bağımlı tutan, askeri yargı-sivil yargı ayrımını yapısal hale getiren bir sistem.
    Yasaklara, ayrımcılığa dayanan bir sistem. Kadını yok sayan, çocuğa ceza yağdıran ve Anayasa’nın 129. maddesiyle, suç işleyen bürokratına cezasızlık politikası uygulayan sistem.
    Sistem demokrasiye yabancı olunca, sömürü katmerleşiyor. Eşitsizlikler artıyor. Sınıflar ve sosyal tabakalar arasında, bölgeler, kentler arasında ulusal gelirden alınan pay açısından büyük farklar doğuyor. Sistem demokrasiye yabancı oldukça, muhalif düşünce cezalandırılıyor; yasaklama rejimi geçerli oluyor. Örgütlenme ve toplu hareketler zorlaşıyor. Hapishaneler doluyor ve taşıyor. Şu anda 10 binden fazla ‘terörist’ var; sistemin terörist diye nitelendirdiği insan var hapishanelerde. Muhalif olan herkes, ‘terörist’; sisteme göre…
    Sistem, yukarıda sayılan hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları, azınlık hakları ilke ve değerleri yaşam bulmasın diye direniyor.
    Yol haritalarından en merak edileni de Kürt sorunu konusunda olanı. Bütün sorumluluk da, daha şimdiden öyle anlaşılıyor ki, Öcalan’a yüklenmiş durumda. Nefesler tutulacak yakında. Yol haritasından ne çıkacak? Cin mi, peri mi, ne çıkacak? Bu kolaycı ve realiteden kaçış tavrından ne zaman kurtulacak Türkiye, bilmiyorum. Yol haritası hepimiz için güvenli olarak yürünecek bir yol olmalı… Herkes için... Evrensel ilke ve değerlere dayanmalı. İçeriği bakımından insan hakları hukukuna dayalı bir düzen olmalı, kurulacak düzen. O zaman, Türkün ve Kürdün ve başka etnisitelerden halkların gönülleri rahat olur. Sloganda dendiği gibi: ‘Herkes eşit, herkes farklı…’ İnsanlar öne çıkmalı. Onların hakları ve özgürlükleri… Sürprizlere yer olmamalı. Yol haritaları pek çok ama en derli toplusu bence TESEV’in raporunda yer alıyor. Bölge insanını temsilen 29 yurttaş -odaların, baroların, dernek ve sendikaların temsilcileridir- önerilerde bulunuyor. Bunu ‘barışı talep etmek’ diye de algılamak lazım.
    Kürtler ‘Biz bunları istiyoruz’ diyor. Bizce Türkiye demokrasisi için şart olan istemler. İstemleri TESEV’in “Kürt Sorununun Çözümüne Dair Bir Yol Haritası: Bölgeden Hükümete Öneriler”i ile sınırlamak da mümkün. Çerçeve metin ve talepler olarak almak da…
    Herkes gibi, biz de yol haritasının oluşumuna katkımız olsun isteriz. Mesela şöyle deriz: Yeni demokratik bir anayasaya ihtiyaç var. Bu anayasada Türk, Kürt denmesine ihtiyaç yok. Hakiki manada ‘anayasal vatandaşlık’ öngörülmeli… Herkes, tüm yurttaşlar denmeli… İnsan onuru, dayanışma, eşitlik, özgürlük, barış gibi değerlere dayanmalı anayasa.
    Hukukun üstünlüğü ve demokrasi ilkeleri esas alınmalı… Bu ilke ve değerlere dayalı yaklaşımın Kürt sorununun da demokrasi ana sorununun da çözümü olduğunu görmeliyiz. Yol haritası, ilkelere ve değerlere dayalı olmalı. Çözümün teorik çözümü, ilkelerde ve değerlerdedir. Bu mümkün ve olanaklı ise çözümün tarihsellik bakımından (uygulanmada, pratikte) çözümü de mümkündür. Bölge insanı, tarihsellik bakımından (somut pratik, uygulama bakımından) neleri istediğini ve nedenlerini de ortaya koymaktadır. Akıl, insanların taleplerine bakmayı ve yararlanmayı emrediyor.
    Barış da zaten hak temelli yaklaşımlarla kazanılır.
    HÜSNÜ ÖNDÜL
    www.evrensel.net