BASIN TURU

BASIN TURU

ABD hükümetinin Honduraslılara erdem ve demokrasi hakkında konferans vermeye hakkı yok. ABD Başkanı için atının üzerinde ayağa kalkmak ve onları demokratik yönetime...


ABD hükümetinin Honduraslılara erdem ve demokrasi hakkında konferans vermeye hakkı yok. ABD Başkanı için atının üzerinde ayağa kalkmak ve onları demokratik yönetime dönmeye çağırmak, İranlıların son günlerde yaptığı gibi Waco ile ilgili gözümüzü korkutmalarına benzer.
Honduras’ta sürdürülenin tam olarak ne olduğu sorusu çok tartışılacak bir konu ve bu tartışma, koşullar göz önüne alınmadan yapılıyor ki bu da, ülke içindeki spesifik koşulların bilgisinden yoksun olmak anlamına geliyor. Sağcılar, askeri müdahalenin bir darbe olmadığını iddia ediyor, çünkü bildiğiniz gibi onlara göre, Başkan Jose Manuel Zelaya, anayasayı değiştirmek için ulusal bir referandumda ısrar ederek kendi anayasasına aykırı davranıyordu. Honduras Kongresi’ne ve Yüksek Mahkemesi’ne meydan okuduktan sonra Zelaya, orduya seçim sandıklarını dağıtmasına yardımcı olması için emir verdi. Ordu komutanı, reddedince Zelaya tarafından hemen görevinden alındı. Bu, orduyu işe dahil etti. Başkanlık sarayı sabahın erken saatlerinde kuşatıldı ve Zelaya bir uçakla, üstünde pijamalarıyla Kostarika’ya gönderildi.
Gerçek hikaye bu mu? Eleştirenlerin iddia ettiği gibi Honduras ordusu, demokrasiyi yıkıyor mu yoksa kurtarıyor mu? İki taraf da liberal demokrasinin savunucusu pozlarını takınıyor. Honduras politikasına ve tarihine bulaşmayanların bu soruya ikna edici bir cevap vermeleri zor görünüyor. Her zamanki gibi ABD’li yorumcular, ortaya koydukları herhangi bir gerçek bilgileri olmasa da bu konuya da daldılar.
Honduras’ın modern tarihi, sosyopolitik bir sistem olarak militarizme karşı verilen bir savaşın hikayesidir. O zamandan beri Honduras, erken Meksika ‘imparatorluğundan’ ve kısa ömürlü ‘Orta Amerika Federasyonundan’ ayrı bir parça olarak ortaya çıktı. Honduras ordusu, ülkenin politik yaşamında olduğu kadar ekonomik yaşamı üzerinde de bir tekel oluşturdu; yolsuzluk şahlandı, ülke askeri bir demir yumrukla yönetildi. Honduras’ta olanlar komşularındakilere benzemiyordu.
Ordu ayrıca bölgesel serbest piyasa anlaşmalarıyla tasması çıkarılan ateşli çekişmeden girişimci sınıfı da korudu. 1970’lerde ordunun hegemonyasına toplumun her kesiminden yükselen bir karşı çıkış vardı.
Mevcut Honduras anayasası, Carter döneminin sivil yönetime geçiş yapma baskısı altında yazıldı ve ilan edildi. Ülke on yıllarca General Policarpo Paz Garcia’nın cuntası altında yönetildi; ordu, seçimlere de izin veren kendi demokrasi anlayışını yerleştirdi. Ronald Reagan’ın Beyaz Saray’a çıkmasıyla demokratikleşme baskısı azaldı ve ordu askeri ve ekonomik baskısını artırdı. Askeriyedeki milyonlar generallerin kasalarına aktı ve ülke, ABD’nin bölgedeki gizli eylemleri için bir üs olarak kullanıldı. ABD’nin hedefinde sol Sandinista hareketinin etkisindeki Nikaragua vardı.
Bush döneminde ABD, Venezuela rejimini değiştirmeyi amaçlayan garip bir açık ‘kapalı’ operasyon başlattı. Utanmazca müdahale etme taktiklerine başvurmayı istemeseler de ABD donanması Güney ve Orta Amerika sahillerine indi; hükümetleri devirmek için ‘kadife’ devrimler gibi diğer yollar denendi.
Kurnaz bir politikacı olan Chavez, halkının ulusal yeteneklerini yönetmekte oldukça iyi. Aynı kararsız politikalar Obama yönetimince de uygulandı. Yanki imparatorluğunun umacı olmaksızın Bolivarcı Venezuela devrimi, ekonomik çöküşün bilinmeyen bölgeleri üzerinde ilerleyebilirdi.
Görkemli el sallamanın Latin geleneğinde Zelaya, Arjantin Devlet Başkanı Cristina Kirchner’ın eşliğinde Honduras’a dönmeyi planlıyor ve OAS’ın Genel Sekreteri dahil Latin Amerikalıların ruhani liderlerinin sayısı artıyor. Yeni ‘Başkan’ ve darbeciler, Zelaya’yı tutuklamakla tehdit ediyor. Ne olursa olsun bu hafta bize, Honduras radyosundaki romandan daha büyük bir drama vaat ediyor.
1 Temmuz 2009
Justin Raimondo,
www.evrensel.net