DURUM

DURUM

  • Türkiye ekonomisi 2001 krizine sürüklendiğinde, gazetelerin manşetlerini “Tarihi küçülme, savaş yılları dışındaki en büyük küçülme” başlıkları doldurmuştu.


    Türkiye ekonomisi 2001 krizine sürüklendiğinde, gazetelerin manşetlerini “Tarihi küçülme, savaş yılları dışındaki en büyük küçülme” başlıkları doldurmuştu. Bugün yaşanan ekonomik kriz, 2001 krizini de geride bıraktı. Yeniden tarihi küçülme tartışılıyor. Başlıklar yine aynı, “Savaş dışındaki en büyük küçülme.” Ekonominin 2009 yılı ilk çeyreğindeki tarihi küçülmesi 13.8 oldu. Başbakan “Kriz teğet geçecek” demişti, ama kriz tam 12’den vurdu.
    Ekonomideki genel küçülme 13.8 olmakla birlikte, ekonomi için temel sektör olan imalat sanayindeki küçülme 18.5 oldu. Bu rakamlar dikkate alındığında Türkiye ekonomisi dünyanın en fazla küçülen ekonomileri arasındaki yerini aldı. Türkiye’den daha fazla küçülen sadece üç ekonomi var; bunlar 20.3 küçülen Ukrayna, yüzde 18’le Letonya, yüzde 15.1’le Estonya. Bazı büyük ekonomilerde küçülme ise şöyle oldu; ABD 2.5, İspanya 3, Güney Kore 4.2, Almanya 6.9, Japonya 8.8, Rusya 9.5 oranında küçüldü.
    Bu rakamlar bugüne kadar hep söylenen bir gerçeğin de kanıtı oldu. Büyük ekonomiler hapşırdığında, ülke ekonomisi zatürree oluyor. Ama bu kez büyük ekonomiler sadece hapşırmadılar, ciddi bir hastalığa tutuldular. Bu durumda ülke ekonomisi de ağır bir hastalığa. Türkiye’nin ödediği ek fatura, ekonominin bağımlılığının ürünüdür. Az çok soğukkanlı bir biçimde yapılan tahliller ve öngörüler, büyük ekonomiler az çok toparlanmadan, Türkiye ekonomisinde durumun değişmeyeceği yönündedir.
    Türkiye halkı emperyalizme bağımlılığın faturasını ağır bir biçimde ödemektedir. Bugün eğer ekonomi bütünüyle çökmüyorsa, bu durumu bağımlılığı görece daha az sektörlerin kısmen dayanmasındandır. Bir örnek vermek gerekirse, bu bağımlılığın en somut kanıtı otomotiv sektörüdür. Uluslararası büyük otomotiv tekelleri ülkede üretim yapmakta, ucuz işgücü kullanarak kendilerini uluslararası rekabette avantajlı bir konuma yerleştirmektedirler. Bu sektör ilk çöken sektör oldu ve ülke ekonomisine ağır bir fatura çıkardı.
    Bu bağımlılığın somut kanıtlarından bir diğeri dış ticaret açığının küçülmesidir! İthalata bağımlı ekonomi üretim yapamaz duruma gelince dış ticaret açığı, dolayısıyla cari açık küçülmüştür! Hükümet’in IMF anlaşmasını yapmakta acele etmemesinin nedenlerinden birisi de budur! AKP Hükümeti, bu durumun ek bir “döviz krizi” yaratarak, ekonomiyi bütünüyle çökmekten kurtardığını görmektedir. Ama hükümet buradan ülke yararına bir “çözüm” üretecek pozisyonda değildir. Bulduğu çözüm ve taşıdığı umut tam işbirlikçilere özgüdür. Bu “çözüm” büyük ekonomilerin yeniden canlanacağı, bunun ülke ekonomisini de peşinden sürükleyeceği üzerinedir. Açıkçası ülkeyi perişan eden ilişkilerin yeniden etkili bir tarzda işlemeye başlaması!
    Hükümetin bulduğu “çözüm” ile halkın çıkarları tam ters yöndedir. İşçi ve emekçi kitleler sermayenin ve hükümetin kriz saldırısından ilk başta sinmiş, ancak giderek bu durumu kabullenmenin sonunun olmadığını görmeye başlamışlardır. İşçi ve emekçiler, giderek daha fazla canlanmaya başlayan eylemlerinde ve protestolarında, krizin yükünü krizi yaratanların ödemesi gerektiği talebini öne çıkarmaktadırlar. Krizin sorumlusu sermaye ve ücretli kölelik düzenidir ve krizler sermaye düzeninin yol arkadaşlarıdır. Bu arkadaşlığa acı bir biçimde işsizlik, yoksulluk ve açlık eklenmektedir. Ülke sermaye düzeninden, emperyalizme bağımlılıktan kurtulmadıkça da, bu kısır döngünün içinden çıkamayacak, krizler daha da yıkıcı olacaklardır.
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.