Karanlığı aydınlık edenlere

Karanlığı aydınlık edenlere

Sivas katliamının 16. yıldönümündeyiz. Katliamın gerçekleştiği 1993 yılının Temmuz ayında ve daha sonraki yılların 2 Temmuzlarında toplumun ortak tepkisi cenaze törenlerinde...


Sivas katliamının 16. yıldönümündeyiz. Katliamın gerçekleştiği 1993 yılının Temmuz ayında ve daha sonraki yılların 2 Temmuzlarında toplumun ortak tepkisi cenaze törenlerinde, anma toplantılarında ve mitinglerde somutlaşmıştır. Ancak bunun dışında pek kayda değer bir şey yapılmadığını söylemek sanırım mevcut durumumuzu görünce pek abartma sayılmaz. Sivas katliamının sorumlularını sorgulayan bir örgütlülükten ve karşı koyuşu örgütlemekten bizler açısından söz etmenin en azından bugün için mümkün olmaması tespitin abartma olmadığını göstermektedir.
Sivas katliamı doğrudan karanlık güçlerin kontrolü ve bilgisi dahilinde gerçekleştirilmiştir. Bu açıktır. Sınıf bilinci alamamış emekçilerin dahi anmalarda “Sivas’ın Katili Faşist Diktatörlük”, “Faşizme Karşı Omuz Omuza”, “Faşizme Ölüm Halka Hürriyet”, “Yaşasın Halkların Kardeşliği” vb. sloganları yüz binlerle beraber haykırması bile gerçek hedefi göstermektedir. Sivas katliamından sonra en çok atılan sloganlardan biri “Sivas’ın Hesabını Soracağız” sloganıdır. Sivas katliamı bizzat egemen sınıfın işidir... Bunun sonucu olarak bir avuç sermaye maşasını yargılayıp mahkum etmek, Madımak Oteli’ni müzeye dönüştürmek önemli bir kazanım olacaktır ama hesap sorma asla olamaz. “Sivas’ın hesabının sorulması” ancak karanlık güçleri kendi egemenliğinin devamı için kullanan egemen sınıfın tüm kurum ve kuruluşlarını alaşağı ederek, emekçilerin iktidara yerleşmesi ile sorulacaktır.
Bugün kriz bahanesiyle binlerce işçi işten atılıyorsa, sendika yöneticilerimiz “terör örgütüyle ilişkileri” bahane edilip tutuklanıyor sendika binalarımız basılıyorsa, şoven dalganın eşliğinde üniversitelerde silahlı faşist saldırılarda bulunanlar serbest bırakılıyorsa, gözaltında kaybedilenlerin kemiklerine ulaşarak çete düzeni gözler önüne seriliyor ve kimse bir şey yapmıyorsa, kısaca emekçi halklar üzerine çok kapsamlı saldırılar sürdürülürken Ergenekon davası, darbe belgelerinin gerçek mi sahtemi olduğu 12 Eylül generalleri yargılansın mı tartışmaları gündemi dolduruyorsa bu dikkat edilmesi gereken bir husustur. Bu emekçileri laik-anti laik tartışmasıyla oyalayıp bölmeye, böylece de sermaye karşısında güçsüzleştirmeye yönelik bir oyundur.
Yüz binlerin protesto eylemlerinde taşınan “Alevi-Sünni birlik, kahrolsun faşist diktatörlük” pankartları, gericiliğin oyunlarını bozmanın mümkün ve gerekli olduğunu göstermiştir. Geçmişte Sivas, Maraş, Çorum, Malatya ve Gazi’de örnekleri sergilenen ve 1993 Temmuz’unda Sivas’ta bir kez daha yinelenen saldırılar, işçi sınıfı ve tüm ezilenlere karşıdır. Emekçiler, egemen sınıfların dini vatanı bayrağı bir sömürü aracı olarak kullanmalarına olanak tanımayacak bir bilinç ve örgütlülük düzeyine ulaşmadıkça bu tür provokatif eylemlerin tümüyle önlenmesi mümkün olmayacaktır. Sivas katliamını, gazi katliamını ve diğer katliamları doğru değerlendirmek bu katliamları, emperyalist mali sermayenin, burjuvazi ve gericiliğin, işçi sınıfına, Kürt halkına ve tüm emekçi yığınlara yönelik saldırıların bir parçası olarak görmekle mümkündür. Burjuvazi ve diktatörlük, dini bağnazlığı bir araç olarak kullanarak emekçilerin, Kürtlerin özgürlük mücadelesinin bastırılması ve gelişen işçi eylemlerinin savuşturulması için kendisine zemin yaratmayı amaçlar, bugünde laik-anti laik, Türk-Kürt çatışması gibi suni gündem yaratmaya çalışarak buna devam etmektedir.
Sivas, Gazi ve diğer katliamlar kazara ortaya çıkmış tekil olaylar değildir. Kürt halkına, işçi sınıfına ve tüm emekçilere yönelik birleşik karşı devrimci bir saldırırının parçasıdırlar. Burjuvazi ve diktatörlük, Türk ve Kürt milliyetinden, Alevi ve Sünni ve diğer mezheplerden işçi ve emekçilerin sınıf birliğini, birleşik eylem ve mücadelesini engellemek için kesintisiz faaliyet yürütmektedir.
Sivas katliamını toplumun bir bölümüne, ya da sadece şu ya da bu mezhepten veya milliyetten emekçilere yönelik saldırılar olarak değerlendirmenin mümkünü yoktur. Fatura tüm milliyet ve mezheplerden işçi ve emekçilere kesilmektedir. Kürt ulusal mücadelesine karşı yeni ve daha kapsamlı bir imha harekatı sürdürülürken bunun ekonomik ve politik faturası Türk-Kürt, Alevi-Sünni ayırımı yapmaksızın tüm emekçilere kesilmektedir.
Tüm gelişmeler, karşı devrimin bir bütün olarak ve çok yönlü saldırılarına karşı halk yığınlarının, genel eylem ve genel direnişlerini örgütleme zorunluluğunu ortaya koyuyor. Bunu başarmak devrim ve sosyalizm adına ileri yürümenin önemli koşullarından biridir. Koşullar devrimcilere ve emekten yana olan herkese daha fazla özverili bir çalışma dayatmaktadır. Devrimci enerji ve güç birikiminin bir tek proleter kanalda akmasının kitle eylemlerinin gelişmesi açısından taşıdığı önem ve aciliyet, sorumluluk sahibi herkesi düşündürmelidir. Şimdi gerekli olan her konuda netleşme, yaşam tarzının devrimcileştirilmesi, devrimci militanlığın geliştirilmesi, yığınlar içinde daha kapsamlı çalışma, devrimci şiar ve sloganların işçi ve emekçileri daha fazla sarması için daha enerjik bir faaliyet göstermek ve tüm olay ve katliamları iktidar mücadelesine bağlı olarak ele almakla mümkündür. Başarmak için başka bir yol yoktur.
İnsanlık kendi tarihini asla silemez. Yapılması gereken hesap sorulacak noktaları emekçileri bölüp parçalamadan doğru tespit edip emin adımlarla bu hedefin üzerine yürümek ve onu yok etmektir. Yoksa yine her yıldönümlerinde ağıtlar yakmak kalır ki bize. Bu bakımdan düşünüldüğünde yalnızca takvimlerin 2 Temmuz’u gösterdiği zaman yapılan anma günleri, mitingler büsbütün yetersiz kalıyor. Oysa asıl önemli olan meşru bir hesaplaşmayı aklın ve eylemin devrimci bir tarzıyla yaşamın bütün dokularında her gün taşıyabilmektedir.
Eğer bugün her yer Sivas’sa, her yer Gazi’yse, her yer Filistin, Irak’sa herkes Kürt, herkes Filistinli, herkes Iraklıysa eğer biz hem yakılıp sürülüp kıyılırken hem de mahkum ediliyorsak yalnızca düşmanımızın gücü ve sahteliğinde değildir neden. Neden, bizim gücümüzü iyi tanımıyor ve birleştirmiyor olmamızdadır.
2 Temmuz’ların yaşanmaması 1 Temmuz’larda her milliyet ve mezhepten emekçilerin birliğinden geçmektedir. “Sivas’ın Hesabı Sorulacak” sloganı ancak bu şekilde yaşama geçecektir.
Adnan Sözen (Eğitim Emekçisi)
www.evrensel.net