YOLCULAR İÇİN EL AYNASI

YOLCULAR İÇİN EL AYNASI

  • Bir yolcu gördüm,Uzun yolculukların coşkulu köpüklerini gördüm onda. Halbuki dağların kuytularına yerleşmiş yaşlı buzullar kadar durgundu.


    Bir yolcu gördüm,
    Uzun yolculukların coşkulu köpüklerini gördüm onda. Halbuki dağların kuytularına yerleşmiş yaşlı buzullar kadar durgundu.
    Çok geçmeden, her insana, doğan güneşi seyreder gibi baktığını fark ettim. Beni de sevgiyle karşıladı. Kimseden işitmediğim sözler söyledi.
    Ama asıl etkilendiğim söyledikleri değil, konuşurken göğsünden sıyrılarak gelen diri ve yumuşak mırıltı, teslim olmuş gibi görünürken direnen, sabırlı olduğu kadar istekli, inlemeye benzeyen, ama daha çok kaya çatlaklarından sızan suyun çıkardığı nameleri andıran tuhaf sesti.
    O ses kimi zaman ağzından dökülen sözcüklerin tam tersini söylerdi bana. Sözler boşlukta eriyip kaybolurken sesi kalbime kızgın yağ damlaları gibi düşmeye başlardı. En sevdiğim anlardı bunlar, o da fark etmişti.
    Bu yüzden işte hep onu dinledim. Çok geçmeden bakışlarım ona dokunmamaya, çehresi usulca hafızamdan silinmeye başladı.
    Galiba bir süre sonra o da görüntülerden çok seslerle hemhal olmaya karar verdi ki, sadece ağzından çıkan mırıltılarla tasvir etmeye başladı dünyanın en tenha yollarını. Artık, hiç kimsenin tanımadığı yolcuların hikayelerini hançeresinden yükselen namelerle anlatıyordu.
    Yollarda bunca zaman geçirmeme, gerçek mi değil mi bugün bile çözemediğim yerlerde yaşamış olmama rağmen anlayamadığım bir yan vardı onun yolculuklarında. Gizli bir taraf. Nasıl geziyordu, gittiği yerlerde ne yapıyordu bir türlü kestiremedim.
    Sesinde her şey ayan beyanken, yaptığı yolculuklarındaki esrara dair en küçük bir ipucu bile bulamadım. Özenle sakladığı sırrı galiba açık etmeyecekti. Umudu kestiğim ve artık kendi yolumun yolcusu olmaya karar verdiğim sırada hiç beklemediğim bir şey oldu. Sırrını sözcüklere verdi:
    “Her yolcu bir hikaye bırakır bana, ben onların hikayelerinin üstünden gezerim alemi,” dedi. Gözleri ilk kez çaresizlikle gözlerimin içine bakıyordu. O zaman anladım ki bunca zamandır benden beklediği ve alamadığı bir şey vardı.
    Durum açıktı. Ona bırakılan hikayeler tükendiği için yolları da bitmişti. Yeni bir yolculuğa çıkmak için benim anlatacaklarımdan medet umuyor, bir yolculuk hikayesi istiyordu.
    Ne yazık ki ona anlatabileceğim ne bir hikayem vardı, ne de yolculuklar aleminin kapısına varıp hikayeler getirecek hayal gücüne sahiptim.
    Bekliyordu, ben de bekliyordum. Belli ki başka söz söylemeyecek, bekleyecekti, ben de bekleyecektim.
    “İyi ama,” dedim “aldığın hikayeler senin yolculuklarına ait değil ki, başkalarının yaşadıklarından sadece sana aktarılmış olanlar. Sen git kendi yollarını yaşa.”
    “Yanılıyorsun,” dedi, “o hikayeleri bana anlatanlar başlarına gelenleri, kalplerinden geçenleri fark etmeyenlerdir. Onların asıl hikayelerini, kullandıkları sözcüklerden arındırdıktan sonra çırılçıplak kalan seslerinden ben anlarım. Yolcuların seslerine sinmiş yollar benim gerçek yolculuklarımdır.”
    Bu sözleri dinledikten sonra, neredeyse unutulmuş bir şarkıyı mırıldandım ona kendi hikayem diye.
    İçindeki her şey yalandı.
    ÖZCAN YURDALAN
    www.evrensel.net