EKONOMİ VE POLİTİKA

EKONOMİ VE POLİTİKA

  • sonra gelişme ve büyüme sorunlarına eğilinmesi gerektiği konusunda söylemlerde bulunduğunu yazmaktadır.


    Türkiye, son verilere göre, yüzde 13.8 oranında küçülmüş, ABD’de en son açıklanan işsizlik oranı yüzde 9.5 olarak saptanmış, Nobel ödüllü ünlü bir iktisatçı da gelmiş, bize ders verircesine, krizin hafiflemekte olduğunu anlatıyor! Kapitalist dünya üçüncü büyük krizin içinden geçerken, oluşumu bu denli hafife almak, sanırım, bilimsellikten ziyade ancak misyon sahibi olmakla açıklanabilir! Kapitalizmin ideologları, sermayenin başat olduğu sistemde, nasıl bir ahlaksal anlayışa bürünüyorlarsa, bilimsel görüntü altında, sermayenin insana saldırısını hoş görmenin ötesinde, bu saldırıyı onaylamakta ve meşrulaştırmaktadır da!
    Kapitalizmin krizleri ve Nobel’li iktisatçılar diye bir seminer olsa, o seminerde sunulacak tebliğin başlığı, “Nobel’li Ünlülerin Ekonomiyi Açıklamada Yetersizliği ve Söylemlerinde Zamanlararası Tutarsızlığı” şeklinde olurdu. Nobel sahibi ünlü iktisatçıların maceralarında kısa bir gezinti, konu başlığının ne kadar yerinde olduğunu anlatmaya yeter.
    Önce krizlere standart açıklama getirmiş olan Minsky’yi ele alalım. Minsky modelinde kriz oluşumu şöyle verilmektedir. Birinci aşamada taşınır ve/veya taşınmaz varlıklarda talep şişmesi ve fiyat yükselişi görülür. İkinci aşamada ani fiyat dönüşü ve piyasalarda çöküş ortaya çıkar. Bu durum ekonomik aktörlerde paniğe yol açarak, ekonomik çöküşü daha da hızlandırır ve derinleştirir. Sizce bu anlatım salt bir totoloji midir, yani gördüğünü söylemek midir, yoksa organik nedensellik çözümlemesi mi yapmaktadır!
    Kapitalist krizlerin geniş bir tarihçesini vermiş olan Charle P. Kindleberger ve Robert J. Schiller de, “Manias, Panics, and Crashes” (Delilikler, Panikler ve Krizler) gibi ilginç adlı kitapta, krizleri, Minsky modeline dayandırarak, analizden çok, şekilsel anlatım içinde aktarmışlardır.
    Hepsi Nobel sahibi diğer ünlü akademisyenler de, meslektaşlarını krizleri görmemekle eleştirirken, çoğu zaman bizzat kendilerini de ele vermekteler. Bunlar arasında 2001 yılı Nobel Ödülü Sahibi George A. Akerlof son kitabında günümüzün en ünlü parasal İktisatçılarından Milton Friedman’ın dahi son ana kadar Keynesci olduğunu ve Keynes politikaları ile krizlerin önlenmiş olduğunu ifade ettiğini belirtmektedir. Friedman’ın, 1936 yılında Keynes anısına ayrılmış olan TIME dergisine vermiş olduğu beyanatta Keynesciliği övdüğü ve Keynes teorisi sayesinde krizler konusunun kapandığını savunduğu belirtilmektedir. Princeton Üniversitesi profesörlerinden ve yine Nobel Ödülü Sahibi Paul Krugman da yine aynı derecede çok ünlü bir başka Akademisyenin, Robert Lucas’ın da (geçen hafta Türkiye’ye gelen) geçtiğimiz yakın zamana kadar kriz sorununun makroekonomi politikalarıyla çözülmüş olduğunu, bundan sonra gelişme ve büyüme sorunlarına eğilinmesi gerektiği konusunda söylemlerde bulunduğunu yazmaktadır. Halen FED Başkanı olan Ben Bernanke’nin dahi, öğretim üyeliği döneminde, makroekonominin kriz sorununu çözdüğünü ve bundan böyle ufak dalgalanmalar dışında kapitalist sistemin olağan rayında seyredeceğini vurguladığı çeşitli kaynaklarda belirtilmiş bulunmaktadır. Oysa, sözü edilen Nobel sahibi ünlü akademisyenler 1990’larda böylesi umutvar söylemleri geliştirirken bile, lider ülkelerden Japonya’dan derin kriz sinyalleri geliyordu.
    Krugman, kriz üzerine yazdığı kitabının 1999 baskısında yaşanan pembeliklerle avunulmaması gerektiğini, eğer ciddi önlemler alınmaz ise, kapitalist dünyanın geleceğinin acı deneyimlere sahne olacağını da belirtmiş olmakla beraber, ne sistem sorununa değinmiş ne de olası krizlerin önlenebilmesi için ne tür önlemlerin alınması gerektiği konusunda bir ipucu vermiştir. Kriz dinamiklerinin açıklanmasında davranışsal model kullanan Akerlof ve Shiller ise, yaşanan krizlerin ekonomik ajanların “hayvansal dürtüleri”nin(!) bir sonucu olduğunu ileri sürmüştür. Yazarlara göre, bireyler rasyonel davranış modeli çerçevesinde kendi çıkarlarını gözetir ve davranışlarını buna göre ayarlarken, aynı anda ekonomik krizin tohumlarını da saçarlar.
    Nobel sahibi ünlülerden bazılarının hikayesi böyle; ne sistem analizi var, ne de kriz! Misyonları bu olsa gerek!
    İZZETTİN ÖNDER
    www.evrensel.net