SÖZ OLA TORBA DOLA

SÖZ OLA TORBA DOLA

  • Fanatik gazetesi Yazanlarından Oğuz Dizer, öyle bir söz dizmiş ki günün birinde, ne diyeceğimi de bilemedim, nereye döneceğimi de.


    Fanatik gazetesi Yazanlarından Oğuz Dizer, öyle bir söz dizmiş ki günün birinde, ne diyeceğimi de bilemedim, nereye döneceğimi de. Kendisi dönmekten söz ediyordu da ona uyup döneyim istedim bir yerlere, bir şeylere; ama beceremedim işte.
    Çok doğal olarak bir ayaktopu karşılaşmasının yazısını yazarken, “Öyle bir hücum pres örneklemesi izledim ki 2000’li yıllara döndüm sanki” demişti de, okur okumaz çenemi avucumun içine, avucumun olduğu kolun dirseğini de masanın üzerine kondurup türlü çeşitli düşüncelere saldım kendimi. Öncelikle hangi yılların neresinde olduğumu kestiremediğim için. Kala kaldım. Öylesine umarsız, öylesine şaşkın.
    2000’li yıllara döndüğünü söyleyen Dizer, yazıyı yazarken, 3000’li ya da 1000’li yıllarda yaşadığını düşünüyor olmalıydı ki 2000’li yıllara dönebilsin. Aslında, öncesinden de, sonrasından da dönülmüş olsa 2000’li yıllar çok garip bir tanımlama. Çünkü, bu yıllarda daha yaşanmamış bir on yıl bile yokken, yaşanacak onlarca yüzyıl ya da yüzlerce on yıl varken iki binli yıllara dönüldüğünü düşünmek gerçekten düşündürücü. Hem de kafa yorucu. Dizer’in bunu nasıl yaptığını düşünürken döndüm durdum, dönerken düşündüm durdum.
    2000’li yılların başına döndüğünü söyleyecekti de başını koymayı mı unuttu uygun yerine desek, zaten işin başındayız. Daha bunun da başına dönecek bir başlangıcımız olmamış ki!.. Hani, hiç değilse bir yüz yıl yaşamış olsak… Daha bir on yıl bile yaşamamışız…
    Belki de bin yıl üzerinden mi dönüş yaptı Dizer dar alanda sözleri dizerken. Yani, üçüncü bin yılı yaşadığımız şu günlerde ikinci bin yıla dönmeyi düşünmüş olabilir. O yılların da neresine diye sorulamaz artık. Dönse dönse ikinci bin yılın onuncu yüz yılına döner. Yani, 1900’lü yıllara. Ondan öncesine yaşı da yetmez, başı da.
    Yetse ne olur ayrıca. Dizer’in döndüğü o yıllarda var mıydı bakalım örneklemesini gördüğü hücum pres? Yaaa, bir de bu örnekleme sözcüğü var, dönerken düşünülecek, düşünürken dönülecek. Topçular var olmak için top tepikleyip dururlarken son doksan dakikada… Yenerlerse böyle, yenilirlerse şöyle olacak gerginliğindelerken… Yaşamsal bir önemi varken o dakikaların… Şunun ya da bunun örneklemesiyle niyçün uğraşsınlar? Bunu, günlük çalışmalarında yapmışlardır yapacakları denli. Yeşil alanda da uygulamaya koymuşlardır. Bu nedenle, iyi ya da kötü bir uygulamaya örnek olarak gösterilebilir de, buna örnekleme demek dokuz kusurlu söylemden birini örnekleme olabilir. O derece, öylesine yani…
    Bir başka fanatik Hasan Ali Atasoy da “Üstte Kalan Şampiyon..” başlığını atmış yazısına. Üstte kalanın şampiyon olması doğaldır. Ya da şampiyon olmak için üstte kalmak kaçınılmazdır. Böylesine soylu atışla başladığı yazısını soyup soğana çeviriyordu bir de. “Puzzle gibi parçalı bulutlu bir haftaydı” demesi de ayrı bir katkı sağlıyordu bu atışa. Dilimizde yap-boz gibi çok hoş bir karşılık bulmuş olan puzzle gibi parçalı olduğu söylenebilse de haftanın, yap-boz gibi bulutlu olması ya da bulutun yap-bozla ilişkilendirilmesi anlaşılır bir durum değil. Sözünü ettiği yap-bozda bulutlu bir görüntü olabileceği de düşünülebilecek bir şey değil. Kaldı ki, yazının yazıldığı günlerde hemen hemen yurdun her köşesinde parçalı bir hava egemendi. O havanın zaman zaman açıp kapatması yap-bozu çağrıştırmış olsa da yazan, okuyan bunu nereden çıkarsın. Onun yerine yap-boz gibi parçalı, hava gibi bulutlu diyebilseymiş, daha soylu bir atış yapmış olacakmış Atasoy. İnsanlar da düşünürken dönmek, dönerken düşünmek zorunda kalmazmış hiç değilse.
    “Beyinler, yürekler, kulaklar, gözler, korkular, sevinçler, umutlar bölük pörçüktü” diyordu bir de. Her şeyi öylesine bölük pörçük ediyordu ki sözler, sözcükler, tümcecikler de bölünüyordu. Hoş beyinler, gözler, kulaklar bile bölük pörçük edilirken sözlerin bütün kalması da beklenemezdi ya!
    Atasoy’un “Kumandaları ve kumandanlarıyla tam bir duygu karmaşası ve debdebesi” sözü de sanki bütün bunların açıklaması gibiydi. Yani, puzzle gibi parçalı bulutlu ve bölük pörçük olmanın. Kumandan kimdir; kumanda nicedir, kimdedir öylesine parçalı bulutlu ve bölük pörçük bir söylem ki. Dön dön dur anlamak ve de ağlamamak için. Mevlana gibi….
    Döööndüm, döööndüm. Döööndüm, döööndüm.
    ÜSTÜN YILDIRIM
    www.evrensel.net