Bolivya’dan Honduras’a darbeler ve anayasalar

Bolivya’dan Honduras’a darbeler ve anayasalar

  • En iyi zamanlarda bile Honduras’taki darbe, ABD’de yeterince yorumlanmadı; çünkü Kuzey Amerikalıların çoğu, ülkeyi haritada bulamadı ve bunu yapmak için de bir neden görmedi.


    En iyi zamanlarda bile Honduras’taki darbe, ABD’de yeterince yorumlanmadı; çünkü Kuzey Amerikalıların çoğu, ülkeyi haritada bulamadı ve bunu yapmak için de bir neden görmedi. Yine de, Latin Amerika’daki son on yıllarda gerçekleşen değişimler için uyanık tutulanlar ve hemen hemen güney sınırındaki herkes, Başkan Manuel Zeleya’ya karşı yapılan darbenin, bölgeyi, hatta bütün Latin Amerika’yı derinden etkilediğini biliyor. ABD basını, Michael Jackson ve Farah Fawcett üzerine göz atma niyetindeyken, Latin Amerikalılar, gözlerini Honduras’taki sosyal olaylar kadar bölgedeki hükümetlere de diktiler.
    Anayasa ile ilgili bir referandum manevrası yapan Zeleya ve mesleklerinin garantisini yeni bir anayasaya bağlayan kongre üyeleri arasındaki iktidar oyununda, ordu keskin bir hamle yaptı ve 28 Haziran Pazar günü, sabahın erken saatlerinde Zeleya’yı görevden aldı, referandumu engelledi. Darbeden sonra sahte bir çekilme mektubu, güya Zeleya’nınmış gibi sunuldu ve Kongre Başkanı Roberto Micheletti’ye başkanlık yemini ettirildi. Kostarika’daki sürgünden Zeleya, yeni ‘başkanı’ tanımadığını duyurdu ve Honduras’ın tek yasal başkanı olmaya devam etti.
    Bu arada, Micheletti’nin yemin töreninin ardından AP, Zeleya’nın sürgüne gönderilmesini protesto eden 150 kadar kişinin kongre binası önünde polisle çatıştığını, “Burjuva defol”, “Vatan haini” sloganları attığını duyurdu. Venezuelalı Telesur, sahneden farklı bir izlenim aktardı. En az yüz kez, 15-20 bin kişinin beklenmedik bir başarıyla toplandığını ve Halkçı Sendika Bloku’nun Başkanı Ángel Alvarado’nun önümüzdeki günlerde bir genel grev çağrısı yaptığını bildirdi. Darbe akşamı, Micheletti hükümeti, ordu gücüyle sokağa çıkma yasağı ilan etti ve grevle ilgili bütün haberleri yasakladı. Bölgenin ve Amerika için Bolivarcı Alternatif (ALBA) üyelerinin liderleri, Honduras’taki olayların benzerini 2002 Nisan’ında Venezuela’da yaşayan Chavez’in çağrısıyla bir araya geldiler. Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa, darbecilerin vatan hainliği için çalıştırıldıklarını söylerken, Chavez’in hikayesi, darbecilerin hareketlerinden vazgeçmeleri çağrısıyla bitti.
    Darbeyle ilgili oldukça çarpıcı olan, eğer Wall Street Journal inandırılabilirse, Obama’nın yeni yönetiminin de darbeye karşı olması. Paul Kiernan ve Jose de Cordoba, Wall Street Journal’daki haberlerinde, “Obama yönetimi ve Amerika Devletleri Örgütü (OAS) üyeleri, Zelaya’yı devirmeye yönelik hareketi engellemek için haftalarca uğraştı. Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Zelaya’ya karşı yapılan darbenin, Amerikalılar Arası Demokratik Karakter’in prensiplerinin ihlali olduğunu ve bundan dolayı kınanması gerektiğini açıkça söyledi” diye yazdılar.
    Sadece Zelaya’nın Chavez’e yakın bir müttefik olmasından dolayı bile, bu bölgede yeni bir ABD politikasını görmeyi ummak gerçekten de iyimser olmak için ihtiyatlı olma nedeni. Bu, anakarada son 55 yıldaki darbeler arasında, 2000 yılının Ocak ayında Ekvador’daki merkez sol hükümete karşı yapılan ve 4 saat süren darbeden sonra, ABD’nin ne desteklediği ne de kendisinin yaptığı ilk darbe olacak. Wall Street Journal’daki haber ayrıca, darbe için sağlam bir neden de önerdi: Bu askeri eylemin harekete geçirdiği korkuları dillendiren, Zelaya’ya karşı hareket etmekle yargılanan Honduraslı emekli General Daniel López Carballo, CNN’in İspanyolca yayınında, Zelaya’nın Chavez’in maşası olduğunu söylüyor. Carballo, “Eğer ordu darbe yapmasaydı, Chavez eninde sonunda Honduras’ın vekilliğine girişecekti” dedi.
    Bunun doğru olmasıyla birlikte bölgedeki gerici güçler, Chavez’in soylu davranışlarının ardında kötü niyet arıyorlar ve hepsi de Venezuela liderini kötülüyorlar; anayasa ile ilgili referandum çağrısı yapan Zelaya’ya karşı darbe yapmak için geçerli neden olarak görüyorlar ve bunu, Latin Amerika ülkelerindeki diğer gericileri teşvik etme niyetiyle yapıyorlar.
    Sorunlar aynı. İlerici liderler, halk desteğiyle iktidara geliyorlar ve 1990’larda Washington’ın himayesi altındaki neoliberal selefleri tarafından yazılan anayasalarla ellerinin bağlanmış olduğunu görüyorlar. Bundan sonra, yeni liderler, neoliberal anayasaların yöneticileri ya da yazarlarıyla oldukça sınırlanmış seçim oyunlarıyla mücadele ediyorlar. Başkan Chavez, seçimlerden sonra ülkenin anayasası ile ilgili referandum çağrısı yapan bölgenin ilk ilerici lideriydi. Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’nin anayasası, bütün ülkeden referanduma katılan halkın yüzde 72’sinin oylarıyla ve on binlerle yazıldı; ‘Beşinci Cumhuriyet’ kuruldu. Chavez, önceki seçimlerden daha fazla oy alarak tekrar başkanlığa koştu ve şimdi, 1961’deki Dördüncü Cumhuriyet’in anayasasıyla yapılması mümkün olmayan reformları gerçekleştiriyor.
    Venezuelacı yöntem barışçıyken, Ekvador’da Rafael Correa’nın iktidara gelip kurucu meclisi yeni anayasayı yazmaya çağırması, eski kongreyi korkuttu. Bu neredeyse işine mal oluyordu, ama o, sokak gösterilerine liderlik edip kongrenin kordon altına alışını sonlandırdı. Sonunda bu kriz, Correa’nın eski kongreyi tokatlamasıyla ve yeni anayasanın zaferiyle aşıldı ve dünyada ilk kez, toprak ananın ve doğanın hakları garantiye alındı. Ekvador’da polisle meclis üyeleri arasındaki bu küçük mücadele, Bolivya’daki yeni anayasa teklifiyle çıkan ve neredeyse iç savaşa dönüşen olaylara benzetilebilir.
    100 solcunun öldüğü bu kriz, sonunda bölgede eşi görülmemiş yeni bir diplomasi yöntemiyle çözüldü. Latin Amerika’nın modern tarihinde bir kriz, ilk kez ABD’nin belirleyiciliğindeki OAS aracılığıyla değil, merkez soldan Şili Devlet Başkanı Michelle Bachelet’in yönetiminde, Santiago’daki bir görüşmede, Güney Amerika Devletleri Birliği (UNASUR) aracılığıyla çözüldü ve her yerde ona büyük bir başarı olarak, Güney Amerika ülkelerinin, kendi sorunlarını kendi aralarında, kuzeyin emperyal kartalının kalkanları altındakinden daha etkili bir biçimde çözebildiklerinin kanıtı olarak bakıldı. Evo, UNASUR’un, Peru ve Kolombiya’nın neoliberal hükümetleri dahil, bölgenin dokuz ülkesinin tam desteğiyle Bolivya’ya döndü ve sonunda ‘Media Luna’ boyun eğmek zorunda kaldı. Bu yılın ocak ayındaki referandumla da yeni anayasaya geçildi. Honduras’taki darbenin nasıl biteceğini söylemek imkansız, ama Latin Amerika’da ‘temsili’ demokrasiden geleceğin denizi olarak görünen ‘katılımcı’ demokrasiye geçmeyi amaçlayan seçimler ve anayasaların önünde iyi silahlanmış ordular bile daha fazla duramayacak.
    CLIFTON ROSS - Counterpunch Yazarı
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.