NE SİGORTAMIZ VAR, NE GÜVENCEMİZ!

NE SİGORTAMIZ VAR, NE GÜVENCEMİZ!

Başka bir gün, bu kez Gülhane’deyiz Hava oldukça sıcak, ellimizde kamera ve fotoğraf makinesini gören biri sesleniyor bize “Benimle de konuşun.” Bizde kırmıyoruz sıcaktan korunmak için kafasına...


Başka bir gün, bu kez Gülhane’deyiz Hava oldukça sıcak, ellimizde kamera ve fotoğraf makinesini gören biri sesleniyor bize “Benimle de konuşun.” Bizde kırmıyoruz sıcaktan korunmak için kafasına küçük kırmızı bir şemsiye takmış bu adamı. Biz yaklaşınca şaka yaptığını söylüyor, ama biz yine de soruyoruz Gülhane nin biraz aşağısında güzel bileklikler satan bu adama: Ne zamandır yapıyorsun bu işi?
Adı yılmaz 41 yaşında, iki defa nişanlanmış ama hiç evlenmemiş “Benim beğendiklerim beni beğenmedi, beni beğenenleri de ben beğenmedim” diyor. Sekiz yıldır bu işi yapıyor Yılmaz ağabey. Bu işi dediysek yanlış anlamayın sadece bileklik satmıyor ağabeyimiz. Mısır da satıyor pamuk şekeri de bazen de macun. Kışında nargilecilik yapıyor ya da niyetçilik. Geçimini bu işleri yaparak sağlayabiliyor musun? Diye soruyoruz. Başlıyor tatlı tatlı gülümsemeye “Vallahi onu pek yapamıyoruz” diyor
Yılmaz Ağabeyimiz de tıpkı Nazik gibi iş başvurularında bulunmuş. Valiliğe gitmiş mesela, “Ben menenjit geçirdim, bir kulağım hiç duymuyor, bana bir iş verin” diye. Yüzündeki gülümseme yerini kızgınlığa bırakıyor bu kez “ Malum gerisini söylemiyim” diyor.
“Zorlukları nedir bu işin, Yılmaz Ağabey?” diye soruyoruz. Mallarına defalarca el koymuş, birçok kez para cezası yazmış zabıtaları kastederek “Belediye bırakmıyor, memur arkadaşlar ceza kesiyor.” diyor. Bu sorunu da satıcılar kendi aralarında anlaşarak çözmeye çalışıyor tabi! Zabıtaların gelebileceği her köşe başında bir satıcı duruyor. Zabıtalar hangi satıcının yönünden gelirse o diğerlerine sesleniyor, ve ağbimizin deyimiyle anında’tüyüyor’ herkes. Tek bu değil tabi Yılmaz ağabeyimizin derdi, “Ne sigortamız var, ne güvencemiz! Yarın öbür gün hastalandık mı bittik” diyor.
“Ama bize bir iş verseler böyle olur mu hiç?” diye. Bu kez o bize soruyor. Mesela diyor hemen karşısında duran Çocuk Mahkemesini göstererek, “Gel burada paspasçılık yap deseler koşa koşa giderim. Ama yok, gittim kapıyı çaldım defalarca, beni işe alan olmadı”
Bir kartonun üzerine sıraladığı, rengarenk bileklileri göstererek soruyoruz. “Nasıl yapıyorsun bunları?”
Hemen yanında duran, bir poşet dolusu boncuğu alıyor, ve başlıyor elindeki ipe dizmeye boncukları, tek tek. Bir sarı, bir kırmızı, tam ortada duran boncuk biraz irice, oda maviye çalıyor. Kısa bir sürede bileklik hazır. Çok da kibar Yılmaz ağbimiz! Kendi elleriyle takıyor hemen oracıkta yaptığı iki bilekliği kollarımıza. Ama “zor” diyor. “Bir günde kaç bileklik yapabilirsiniz ki böyle?”
“Görüyorum” diyor belediyede çalışan bazı tanıdıklarına hitaben “Çalıştıkları falan yok bir gravat takıyorlar birde aylık alıyorlar hepsi o. Ama bize izin vermiyorlar, mallarımıza el koyuyorlar, ceza kesiyorlar.”
Bu güne kadar yirmi defa para cezası yemiş Yılmaz ağbi ama birini bile ödemek nasip olmamış. Elindeki bileklikleri göstererek “Tanesi kaç para ki bunların? Bir lira. Ne kazanıyorum ki ne ödeyeyim.”
www.evrensel.net