ÇALIŞAN ÖĞRENCİLER 2

ÇALIŞAN ÖĞRENCİLER 2

Ve okullar tatil! Akşam erkenden uyumak zorunda değiliz artık, malum sabah erken kalkma derdi yok. Şayet öğlenciysek, günün en güzel vaktini sokakta, parkta ya da komşunun bahçesinde arkadaşımızla...


Bize tatil sonbaharda başlıyor
Ve okullar tatil! Akşam erkenden uyumak zorunda değiliz artık, malum sabah erken kalkma derdi yok. Şayet öğlenciysek, günün en güzel vaktini sokakta, parkta ya da komşunun bahçesinde arkadaşımızla oyun oynayarak geçirebiliriz bundan böyle. Havalar ısındı dondurma da yeriz bol bol, kaymaklı çikolatalı, ama en çok da çilekli. Hem belki tatile de gideriz! Akdeniz’e Ege’ye, 5 yıldızlı bir otel olmasa da, teyzemizin, halamızın, amcamızın evine. O da olmazsa memlekete; dedemizin, nenemizin yanına.
Yapılacak ne çok şey var şu üç aylık tatilde. Hele birde bol pekiyiliyse karne, matematik pekiyi, Türkçe pekiyi, hayat bilgisi pekiyi… O zaman gerçekten hak etmişizdir bisikleti, ya da kocaman güzel bir bebeği.
Tabi sadece ufaklıkların değil, genç öğrencilerin de hakkı güzel bir tatil. Fizik, felsefe, coğrafya… Vizeler, finaller, bütünlemeler. Hele birde ÖSS’ye hazırlanılmışsa bu yıl, değil 3 ay, 13 ayda atılmaz stresi.
Okullar tatil de artık, peki ya okuyanlar, onlar da tatilde mi gerçekten? Kapanınca kocaman demir kapılar, silinince tebeşirli tahtalar başlıyor mu tatil? Sakın okulda çalan o son zil sesi, üç ay boyunca devam edecek olan mesainin habercisi olmasın. Belki de en güzel tatil okulda olmaktır, kim bilir belki birçoğumuzun tatili sonbaharda başlar.
SBS BİTTİ MESAİ BAŞLADI
Yürüyoruz yine Dolapdere’den Taksim’e. Kışın çıkmak zor bu yokuşu, ama yazın daha bir zor. Neyse ki 15 dakikadan fazla değil Dolapdere Taksim arası. Ama yorulduk epey, susadık da. Küçük esmer bir çocuk bağırıyor tiz sesiyle “soğuk su içeeeen” Yetişiyor imdadımıza, gerçektende soğuk suları, içiyoruz, kalanı da elimize yüzümüze döküp serinliyoruz. Ve başlıyor muhabbetimiz, teni güneş altında kavrulmuş bu küçük çocukla.
Adı Muhammet 13 yaşında, ama daha bir küçük görünüyor gözümüze. Sekizinci sınıfa geçmiş bu yıl. Türkçe dersinin hocasına küsmüş “Biraz sevmiyorum o yüzden” diyor. Ama matematiği çok iyiymiş, zaten büyüğünce de doktor olacakmış Muhammet. İnsan hayatı kurtarmanın ona iyi geleceğini söylüyor.
Sorduğumuz her soruyu “vallahi” diyerek başlıyor yanıtlamaya. Ne zamandır satıyorsun bu suları Muhammet? “Vallahi okul kapandığından beri. SBS bitti ben buraya geldim” diyor taksim otobüs duraklarını göstererek. Gerçi sonuçlar henüz açıklanmamış ama iyi geçmiş sınavı.
Peki zor olmuyor mu böyle? “Bazı günler yoruluyorum ama olsun, İyidir” diyor Muhammet “kışın okumak, yazın da çalışmak iyidir” Kışlık harçlığını çıkarmak için çalışıyor o da tıpkı diğerleri gibi. Çıkarıyormuş harçlığını da, çok kazanırsa eve bile veriyormuş.
13 YAŞINDAKİ KOCAMAN ADAM
Sabah dokuzda bilemediniz onda başlıyor Muhammet’tin mesaisi. “Yorulduğumda bazen mola veriyorum” diyor. “Acıktığımda ekmek arası döner, kaşar ya da salam yiyorum” Akşama kadar başka neler yapıyorsun Muhammet? Diye soruyoruz belli ki komik geliyor bu sorumuz, gülümseyerek “ Su satıyorum abla, akşama kadar su satıyorum!” diyor. Sabah dokuzda başlayan mesai akşam sekize, dokuza kadar devam ediyor.
Soruyoruz, “Her işin bir zorluğu vardır, senin işin zorlukları neler?” O düşünürken yaptığı işin zorluklarını, etrafımızda duran diğer meslektaşları Kürtçe sesleniyor Muhammet’de “Zabıtaları söyle zabıtaları” Hemen atılıyor Muhammet de “Hani büyük şehir zabıtaları var ya bırakmıyorlar su satalım. Sularımızı alıyorlar” diye başlıyor sıralamaya. “Gördükleri yerde kovalıyorlar bizi” ve ekliyor yüzünde alaylı bir gülümsemeyle, biraz da böbürlenerek “Ama biz daha hızlı koşuyoruz.”
Daha çok otobüs duraklarında ve otobüslerde su satıyor Muhammet, kaptanlardan izin almayı da ihmal etmiyor “Bırakırlarsa satıyorum, bırakmazlarsa satmıyorum” diyor. Ama bazı kaptanlar kızıyormuş Muhammet’e, izin istiyor diye.
Annesi babası ve sekiz kardeşiyle dokuz kişilik bir ailede büyüyor Muhammet. Hatta çoktan büyümüş bile. 13 Yaşında kocaman bir adam, o artık. Nede olsa büyük bir ailede, bir babası, birde o çalışıyor.


‘PATRON GELDİ! PATRON GELDİ!’
Hikmet Aylıdız’lı; soy ismi de pek uygun Hikmet’e. Bazı reklamlarda ve dizilerde oynamış, Figüran değil hem de, bildiğiniz oyuncu. O yüzden yabancılamıyor hiç. Takılmadan yanıtlıyor sorduğumuz soruları, büyük bir yıldız edasıyla.
Ama şimdi komilik yapıyor küçük yıldızımız bir lokantada. 13 yaşında Hikmet, yedinci sınıfa başlayacak önümüzdeki sene. Babası bulmuş bu işi ona, hayatı öğrensin diye. Oyunculuğu saymazsak ilk iş deneyimi.
“Ayran dolduruyorum, getir götür işleri yapıyorum; anlayacağınız ayak işleri” diyor. Hikmet için, iyi bir deneyim olmuş, bu bir aylık iş hayatı. “Hayatın sadece güzel yanlarını gördüm şimdiye kadar; ama zorluklarını da tanıyorum artık” diyor. “Neymiş hayatın zorlukları?” diye soruyoruz. “Patronum” diyor. “Şunu yapmadın bunu yapmadın, diye azarlıyor beni” “Peki sen ne diyorsun?” Gülümseyerek “Ben genelde susma hakkımı kullanıyorum” diyor.
Eğitimle ilgili ne düşündüğünü soruyoruz Hikmet’e. Hiç fark etmeden ‘eğitimde fırsat eşitliğini’ savunuyor bize “Her insanın okuma hakkı olmalı. Köyde yaşayan, şehirde yaşayan, zengin fakir herkes, okuyabilmeli” diyor.
Aslında tatile çıkmak istiyormuş Hikmet, bol bol yüzmek, sonra eve gidip dinlenmek “Ama olmadı de mi “ diyoruz. Derin bir iç çekiyor “Sağlık olsun” diyor.
Biz sohbetimizi ederken iş arkadaşı geliyor hızlı adımlarla. “Patron geldi! Patron geldi!”
Ve son soru “Seneye de çalışacak mısın Hikmet?” “Çalışmanın Ç sini bile düşünmüyorum”


OYUNCAĞINI SATAN ÇOCUK
Hani önceden küçük renkli kutuların içine sabunlu suyu doldurur, iyice köpürttükten sonra, elimizdeki halkayı üfleyerek, baloncuklar yapardık ya! Artık bu silindir kutuların yerini ‘baloncuk çıkartan tabancalar’ almış. Hiç nefes tüketmeden yüzlerce baloncuk elde edebiliyor çocuklar.
17 yaşındaki Feyman da bu tabancalardan satıyor Taksim Meydanı’nda. Kendinden geçiyor adeta elindeki oyuncakla! Gökyüzünde uçuşan baloncuklar misali, ayakları yerden kesilmiş. Oyuncağını satan bir çocuk gibi. Belli ki hiç vakti olmamış oyun oynamaya, bir yandan çalışıyor, bir yandan oyun oynuyor Feyman elindeki tabancayla!
ARTIK AİLEME MUHTAÇ DEĞİLİM
“Biz gazeteciyiz bir iki soru sorabilir miyiz?” Demeye kalmadan bir telaş sarıyor büyümek istemeyen bu çocuğu. “Hayır olmaz, memlekette annem babam görürse üzülür” diyor. Çünkü okumak için gelmiş memleketinden Feyman, çalışmak için değil. Ama ailesinin gönderdiği harçlık yetmemiş “Ne de olsa İstanbul burası, büyük şehir” diyor. Uzun lafın kısası çalışmak zorunda Feyman.
Sonunda ikna edebiliyoruz birkaç sorumuzu yanıtlamaya.
“Ne zamandır yapıyorsun bu işi?” “Bir yıldır yapıyorum, daha önce de simit sattım” diyor. Bu yıl bitirmiş liseyi Feyman, Marmara Üniversitesi’nde okumak istiyor. Zaten kazandığı paralarla dershaneye gidecek. Kamera ve fotoğraf makinesi kalkınca ortadan, büyüdüğünü söylüyor Feyman, çocuk bakışlarıyla “Artık aileme muhtaç değilim”
BİTTİ
Meral Peker - Duygu Söylemez
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.