Görülmüştür!...

Görülmüştür!...

Ülkemiz siyasetinde son günlerde yaşanan olumlu hava; Cumhurbaşkanı ve siyasi parti liderlerinin Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümü noktasındaki önerileri...


Ülkemiz siyasetinde son günlerde yaşanan olumlu hava; Cumhurbaşkanı ve siyasi parti liderlerinin Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümü noktasındaki önerileri, kitle örgütleri ve sendikaların kardeşlik temelinde çözümü öngören yaklaşımları, medyanın bir süreden beri katı milliyetçi tutumun yarattığı çözümsüzlüğe dikkat çekmesi olumlu bir siyasi atmosfer yaratmıştır. Sorunu askere havale etmeyen sivil iradenin olgunlaşmaya başlaması, 29 Mart yerel seçimlerinin geçmiş seçimlere oranla daha demokratik bir ortamda yapılması ve sonucunun toplumun büyük bir kesiminde kabul görülmesi, karanlıktan beslenen devlet içindeki bazı güçleri rahatsız etmiştir. Oluşan demokratik tartışma havasından rahatsız olan bu güçleri; hiç zaman kaybetmeden barış konusundaki rolünü oynayan demokratik toplumsal muhalefete yönelmiştir. KESK’e yönelik olarak gerçekleştirilen operasyon bu gelişmeler kapsamındadır ve bağımsız ele alınması mümkün değildir.
28. 05. 2009 günü saat 05.45’te KESK ve bağlı bulunan sendikaların başta İzmir olmak üzere Ankara, Manisa, Van şubelerinin yönetici, üye ve aktivistleri olarak, güne tarihi bir baskın ile başladık. Kent merkezlerinde ikamet eden biz üyelerin evlerini polis nezaretinde jandarmalar bastı. Baskın esnasında gözlemci olmak dışında pozisyon almayan polis, çalışma alanını hangi amaçlarla jandarmaya bıraktığına dair bir açıklamada bulunmadı.
Özel eğitimden geçtikleri belli olan jandarma güçlerinin KESK ve bağlı sendikalar ile üye ve aktivistlerine dönük özel bir ilgiye sahip oldukları anlaşılıyordu. Bu özel ilgi ile çeşitli okul ve kamu kuruluşlarında çalışan öğretmen ağırlıklı biz emekçilerin özel yaşam alanları didik didik arandı. Kitaplarımızın, defterlerimizin her sayfasına özenle bakıldı. Yatak ve elbise dolapları taramadan geçirildi. Beyaz eşyalar, mutfak malzemeleri vazo içleri, akla gelebilecek her ayrıntıya dikkat edilerek arandı.
Fotoğraf albümlerinde aşina yüzler, tehlikeli ilişkiler bulmak için uğraşıldı. Vatanın bölünmez bütünlüğünü tehlikeye sokabilecek müzik CD’leri ile ders CD’leri tehlikeli görülerek gözaltına alındı. Kişisel bilgisayar ve disklerimize (bellek) el konuldu. Tarih, siyaset ve sendika ile ilgili yayınlara el konuldu. Sendikal dergilerde biz emekçileri mahkum etmeye yarayacak delillere bakıldı.
Çocuklarımız ilk defa; sabaha karşı evlerini, yatak odalarını basan silahlı, heybetli insanlarla karşılaşıyordu. Ayaklarına poşet geçirerek kibar görünüp etrafa sahte gülücüklerle bakan şirin gözükmeye çalışan tahakkümcü zihniyetin icracılarını korku ile izledi. Televizyonda gördükleri baskın görüntülerinin şimdi kendi evlerinde yapılıyor olmasını küçücük zihinlerinde anlamlandıramadıkları, korku dolu gözlerinden okunuyordu.
Evlerimize yapılan baskınlar, özel eğitimli jandarma istihbaratçılarını tatmin etmemiş olmalı ki; çalıştığımız okullar, müdür yardımcılarının odaları, rehberlik servisleri, sendika şubelerimiz ve KESK Genel Merkezi arandı. Çalıştığımız kurumlardaki insani ve sendikal ilişkilerimiz kriminalize edilmek istendi. Suçlu gösterilerek izolasyonumuz hedeflendi. Adeta ‘Devletin temeline konmak istenen dinamit’ izlerine okullarımızda ulaşılmaya çalışıldı.
Doktor kontrolünden sonra başlayan gözaltı süreci tam bir trajediydi. Kırıklar Jandarma Karakolunda korku ve endişeli gözlerle birbirlerine kaçak bakışlar atan emekçiler “darbe oldu galiba” diye düşünüyorlardı.
Hepimizin sahip olduğu ortak özellikler; üye, aktivist, yeni ve eski yönetici ile Kürt oluşumuzdu. Bu durum operasyonun içerik ve niteliği için yeterli malzeme veriyordu. KESK sistem tarafından terörize edilmek isteniyordu!... Eğitim Sen, SES, BES, BTS üyeleri olduğumuz için gözaltındaydık.
Aktivisttik, insanca yaşam istiyorduk, ilericiydik. Emekçilerin birlikte mücadelesini savunuyorduk. Demokrattık, yurtseverdik, barıştan yanaydık, ötekileştirmeye karşıydık. Toplumsal sürece müdahildik. Suçsa Kürt doğmuştuk ve KESK’e sevdalıydık.
Aramızdaki sosyal ve sendikal ilişkilerden illegal anlamlar çıkarmaya çalışan bildik paronaid zihniyet tarafından alı konulduk. 24 saat süren sorgu sürecinde avukatlarımızla görüştürülmedik. İki kez uzatılan gözaltı süreci dört güne çıkarıldı. Sorgu süreci ve sonrasında açığa çıkan gerçek; egemen zihniyetin demokrasi anlayışını ve nasıl bir demokratik yaşam istediğini özetledi.
Özel güçler hukuku hiçe sayarak özel telefon görüşmelerimizden sonuçlar çıkarmaya çalışmıştı. Kullandığımız sendikal kelimelerden yüzlerce örgütsel ve yasa dışı anlamlar çıkarmaya çalışmıştı. Meclis, yürütme, yönetim, MYK, Demokratik Eğitim Kurultayı (DEK), birim, tüzük, dil gibi sözcükler ‘tehlikeli’ görülmüştü. Örgütsel yasak ifadeler olarak değerlendirilmişti. Bu kavramlar üzerinden biz eğitim, sağlık, büro emekçileri mahkum edilmeye çalışılıyorduk.
Gözaltı ve tutuklama süreci boyunca sendikal pratiğimizi sorguladık. Sendikal politikalarımız üzerinde düşündük. Elimize silah almamıştık, kimseyi linç etmemiştik, Hitler’in ruhuna kent meydanlarında helva dağıtmamıştık. Savaş çığırtkanlığı yapmamıştık, hırsız değildik, ihalelere fesat karıştırmamıştık. Hiçbir yeri kundaklamamıştık, hiçbir şiddete karışmamıştık. Barış sevdalısı emekçiler olarak insanca yaşamı, eşitliği, özgürlüğü, demokrasi ve barışı öncelemenin faturasının bu kadar ağır çıkabileceğini belki düşünememiştik. Suçumuz bu olabilirdi. KESK’i hizaya getirmek isteyen güçlerin inadına; özgün çizgimizle örgütlülüğü geliştirme çabamız birilerini rahatsız etti.
KESK’ in dingin, dinamik duruşundan rahatsız olan derin güçler ikinci dalga operasyonuna başlamıştı. Anadili gerekçe yaparak Eğitim Sen üzerinden KESK’i küçültmek, daraltmak, etkisizleştirmek isteyenler amaçlarına ulaşamadıklarını düşünmüş olmalılar ki; yeni saldırı hamlesi başlattılar. Bu saldırının yakın dönemde yapılması planlanan Eğitim Sen’in Tüzük Kurultayı arifesine denk getirilmesi ve konuyla ilgili tartışma ve çalışmaların başladığı bu dönemde gerçekleştirilmesi düşündürücüdür. KESK’e müdahale etmeye çalışmaları boşuna değildir. Çünkü KESK;
* Hizaya gelmemekte kararlıdır.
* Darbe yanlısı değildir. Ergenekoncu değildir.
* Muhalif kimlikli bir konfederasyondur.
* İşverenin eğilimini yansıtmaktan uzaktır.
* Toplumsal sorunlara müdahildir.
* Savaşa karşı barışı savunur.
* Egemene karşı ezilenin yanındadır.
* Halkların kardeşliğine inanır ve savunur.
* Ezilenlerin dayanışmasını esas alır.
Çünkü KESK bu ülkenin gerçekliğidir. Büyüme inadındadır. Tüm emekçilerin ortak örgütü ve onurudur.
KESK sınıfı milliyet çelişkisi üzerinden bölmemiştir. Milliyetlere, dillere düşman olmamıştır. KESK yaratılmak istenen Kürt-Türk çelişkisinden zarar görmeyecek kadar sağlam bir temele sahiptir ama özel güçleri bu suni çelişki üzerinden KESK’i ya terörize ederek parçalama yada sistemin yedeğine alarak kimliksizleştirmeye ve böyle yürümeye zorlamaktadırlar.
Bu operasyonda İzmir’in merkez seçilmesi tesadüf değildir. İzmir’de ciddi bir emek potansiyeli vardır. KESK ve bağlı sendikalar İzmir’de yetkilidir. Diğer konfederasyonlarla kıyaslanamayacak kadar örgütlüdür. Diri, hırslı ve KESK’i büyüten bir kadro gerçekliği vardır. Bu operasyon ile Ege’de KESK üzerinden tabandan sosyal baskı kurmak amaçlanmıştır. Bu sendikada bölücüler var, bölücülere hamilik yapıyorlar diyerek izole edilmek küçültülmek ve bastırılmak istenmiştir.
Emekçilerin taleplerini karşılamadığı gerekçesiyle emek kesimleri tarafından eleştirilen 4688 sayılı yasanın örgütlenme hakkını içeren maddelerini bile yerle bir etmiştir bu operasyon. Üye kaydetmeye yönelik çalışmalar, sendika şubelerinde toplantı düzenleme veya katılma, başka bir sendika şubesini ziyaret etme, tüzüğü anlatma, başka illerdeki sendikaları ziyaret etme, işçi haklarına duyarlılık geliştirme, Eğitim Sen’in ve KESK’in taraf olduğu demokratik eylemlere katılma suç sayılmıştır.
Adeta, KESK’i büyütme, anlatma, geliştirme denmek istenmiştir. Tüm bunlara rağmen KESK’i büyütmek için çalışırsan başına bunlar gelir mesajı verilmiştir. Bize sendikacıysanız sadece özlük hakları ile ilgilenebilirsiniz mesajı veriliyor. Çevre felaketleri, savaşlar, barajlar, Kürt meselesi, kadın sorunları, çocuk istismarı, küresel kriz gibi konularda taraf olamaz, düşünce beyan edemez, etkinliklere katılamaz, diğer kitle örgütleri ile dayanışamazsınız denmiştir. Bu temelde sendikal sürece ilişkin düşünceler ve kavramlar 12 Eylül’ü aratmayacak şekilde baskı ve tutuklama gerekçesi yapılmıştır.
Cep telefonlarımız 6 ay teknik takibe alınmıştır. Kendi aramızda yaptığımız görüşmeler çarşaf çarşaf deşifre edilerek suçlama gerekçesi yapıldı. Cep telefonları üzerinden denetleniyoruz korkusu yaratılmıştır. Her bireyde acaba bende suç işledim mi? Psikolojisi oluşturulmak istenmiştir. Konuşma, düşünme, muhalif olma, seni izliyoruz, güçlüyüz, her şeye gücümüz yeter denilerek bir korku toplumu yaratılmak istenmiştir. İnsanlar telefonlarında konuşurken azami dikkat edecek, eleştirmeyecek, birilerine göre yasaklı olan kelimeleri kullanmayacak, sürekli denetlendiği hissine kapılacak, hatta sevdiklerine belki yanlış yerde kullanılır korkusu ile sevgi sözcüklerini bile söylemeyecek duruma getirilmek istenmiştir.
Suç işlenmiştir. İnsan olma haklarımız ayaklar altına alınmıştır. Evlerimizin didik didik aranması, seyahat özgürlüğümüzün kısıtlanması, yaşamın her alanında takip edilmemiz özel yaşamımızın ihlalidir.
Şahsımızda cadı avı başlatılmıştır. Ancak biz “Dünyanın yuvarlak olduğunu biliyoruz ve bundan sonrada dünya yuvarlaktır”, demeye devam edeceğiz. Emekçiler bu oyunu bozacak!... Operasyon şimdiden fiyasko ile sonuçlanmıştır. Emekçiler birbirine kenetlenmiştir. Yaratılan sahiplenme havası ile baskı boşa çıkarılmıştır.
Karanlık güçlerin; karanlık hesaplarını gören emek güçleri ve öğrencilerimiz ‘Barışı savunan öğretmenime dokunma’, diyerek bizi irade olarak görmüştür. Bizim üzerimizden KESK’e saldırıldığını doğru bir biçimde tespit etmiştir.
Bu süreci biz içerde; onlar dışarıda, alanlarda fedakarca yaşadık. KESK ve diğer kitle örgütlerinin; şu tespitle hareket ettiğini biliyoruz.
* İçerde olan özgürlüğümüzdür.
* Kelepçelenen özgür düşüncemizdir.
* Gözaltına alınan insanlığımızdır.
* Oluşan barış ve demokrasi havası sabote edilmek istenmiştir.
* Emek mücadelesi tutsak edilmek istenmiştir.
* Dayanışma, özgürlük ve kardeşlik tutuklanmak istenmiştir.
Ve KESK’ in tasfiyesi hedeflenmiştir. Gücünü sınıfsal gerçekliğinden alan KESK’e yönelim tesadüfü değildir. Demokratik mücadelenin teminatı olan KESK üzerinden tüm devrimci demokratik güçlere saldırılmıştır. Saldırı sırasının kendilerine gelmesini beklemeden bu güçlerin böylesi süreçlerde KESK ile birlikte mücadele ve dayanışma geliştirmekten başka seçenekleri yoktur.
Biz cezaevlerinde emek mücadelesini selamlayarak; üzerimizde oynanmak istenen oyunun tutmayacağının bilinmesini istiyoruz. Biliyoruz ki emekçilerin ve halkımızın desteği ile kısa süre sonra birlikte alanlarda kararlıca yürümeye devam edeceğiz. Biliyoruz ki gücümüz olan birlikteliğe her zamankinden fazla ihtiyacımız var. Biliyoruz ki aynı gökyüzünün altında özgür yarınları birlikte karşılayacağız.
Suç ise, emekçilerin birliğine, kardeşliğe, barışa inanmaktan başka suç işlemeyen bizler; üzerimizdeki baskı ve yönelimlere inat, çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakıncaya kadar alanlarda inançla kararlı duracağımıza söz veriyoruz.
Yaşasın emek ve demokrasi mücadelesi! Yaşasın sendikal mücadelemiz! Yaşasın KESK!
Mehmet Hanefi Kuruş, Lami Özgen,
Hasan Umar
(2 No’lu F tipi Yüksek
Güvenlikli Kapalı Cezaevi C- 85 Kırıklar İzmir)
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.