nevsal-i nisvan

nevsal-i nisvan

Dudakları renklendirmenin tarihi çok eskilere uzanıyor. Afrika’da ve Batı Avrupa’da ortaya çıkarılan kaya resimlerinde kadınların ruj kullandıkları görülüyor.


Rujun ilginç tarihi

Dudakları renklendirmenin tarihi çok eskilere uzanıyor. Afrika’da ve Batı Avrupa’da ortaya çıkarılan kaya resimlerinde kadınların ruj kullandıkları görülüyor. Antik Mısır’da doğal pigmentler ve hayvan yağları karıştırarak günümüz rujlarının temeli oluşturulmuştu. Kızıl kurşun ve demir oksit renk vermeleri için kullanılıyordu. Ancak bunlar pas kokuyordu. Bu rujları daha iyi kokar hale getirmek için rujlara çeşitli esanslar eklenmişti. Çivi yazılı bazı metinler, kadınların süsen çiçeği gibi bazı asitli bitkilerin sularını dudaklarını renklendirmek için kullandıklarından bahsediyor.
Eski dönemlerde Japon kadınların yoğun makyajla kalabalık arasına çıkmasına izin verilmiyordu. Kadınlar yüzlerine beyaz dudaklarına siyah sürüyorlardı. Bu makyajla yüzlerinde maske varmış gibi görünüyorlardı. O rujların temel maddesini katran ve balmumu oluşturuyordu. Okyanusya’da kadınların rujlarının temel maddesini bazı küçük yumuşakçalar oluşturuyordu. Bu yumuşakçalar ruju parlak kızıl yapıyorlardı. Latin Amerika’da ve bazı doğu ülkelerinde rujlar hayvansal kökenli boya olan carmin ile renklendiriyorlardı. Bu malzemenin kaynağı kırmızböceğiydi. Bu böcekler toplanıyor, kurutuluyor daha sonra dövülerek kırmızı toz haline getiriliyordu
Bazı kadınlar renklendirme amacıyla dudaklarına ezilmiş turuncu kil sürüyorlardı. Bazı tarihi belgelerde bu rujun etkileri korkutucu olarak gösteriliyor. Kadınlar yüzlerini beyaza, kaşlarını karaya, dudaklarını da mor veya turuncuya boyuyorlardı. Bu ilginç makyaj tarzı 11 ve 13. yüzyıllar arasında son derece olağandı. Engizisyon öncesinde Avrupalı kadınlar ruj olarak zincifre kullanıyorlardı. Ancak bu madde sağlığa son derece zararlıydı.
Ortaçağ’da Papa yasakladığı için kadınlar makyaj yapmıyorlardı. Birkaç yüzyıl makyajdan uzaklaşılmış olsa da sonradan yoğun bir biçimde kullanılmaya başlandı.
17. yüzyılda, İngiltere’de parlamento erkekleri koruyan bir yasa çıkardı. Evlilik öncesi makyajla güzelleşen kadınların, evlilik sonrası makyajsız halini görüp beğenmeyen erkeklerin boşanmaları kolaylaştırılıyordu. 18. yüzyıla gelindiğinde ruj sadece kadınlar değil erkekler arasında da son derece popüler oldu. Fransız yargı sisteminde görevli erkekler carmin ve yağı karıştırarak ruj yapıyorlar ve bunu dudaklarına uyguluyorlardı. Böylelikle yüzlerini ön plana çıkarıyorlardı.
Ruj bildiğimiz biçime ilk kez 1915 yılında geldi. Birkaç yıl sonra da günlük alışkanlığa dönüştü.

www.evrensel.net