Ya iş ya aile ikilemine son!

Ya iş ya aile ikilemine son!

Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi Platformu (KEİG) ve Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği, “İstihdamda Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Doğru: İş ve Aile Yaşamını Uzlaştırma Politikaları” başlıklı bir konferans düzenledi.


Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi Platformu (KEİG) ve Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği, “İstihdamda Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Doğru: İş ve Aile Yaşamını Uzlaştırma Politikaları” başlıklı bir konferans düzenledi.
İstihdamda yaşanan toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin masaya yatırıldığı konferansta, çocuk, yaşlı, engelli bakımı gibi hizmetlerin kadınların sırtından alınması, kamu ve işyeri hizmeti olarak verilmesi gerektiği vurgulandı. İşgücü piyasasında kadınlar aleyhine yaşanan ayrımcılığa karşı, devletin ve hükümetin uygulaması gereken politikalar tartışıldı.
Konferansa İsveç, Hollanda, Fransa, İspanya, Güney Kore ve Meksika’dan katılan konuşmacılar, kendi ülkelerindeki deneyimleri aktardılar, “iş ve aile yaşamını uzlaştırma” amacıyla çıkarılan yasa hakkında bilgi verdiler.
Avrupa’da 1960’lardan beri gündemde olan ebeveyn izni, ülkemizde de son yıllarda öne çıkan talepler arasında. Kadınlar ayrıca, doğum ve emzirme izni sürelerinin artırılmasını, çocuk ve yaşlı bakımının devlet tarafından üstlenilmesini de talep ediyorlar.
KEİG tarafından hazırlanan “Türkiye’de Kadın Emeği ve İstihdamı; Sorun Alanları ve Politika Önerileri” başlıklı raporun, bu konuyla ilgili son bölümünü okurlarımızın ilgisine sunuyoruz.

İş ve özel yaşamı uzlaştırıcı politikalara acilen gereksinim vardır
“Kadınlar, ev işleri, aile ve çocuktan sorumludur, erkek dışarıda parayı kazanır” şeklindeki cinsiyetçi yaklaşım, kadınların ya çalışma yaşamına hiç katılmamalarını ya da çalışma yaşamına katılsalar bile evdeki bütün işleri tıpkı çalışmadıkları dönemdeki gibi, aile üyeleri ile paylaşmadan yapmaya devam etmeleri sonucunu doğurmaktadır. Bu eşitsiz iş bölümü, kadın-erkek işgücü katılımları arasındaki uçurumun, belirli meslek ve işkollarının kadınlara kapalı olmasının, ücret eşitsizliklerinin, kadınların yönetici kademelerde ve sendikal örgütlenmede daha düşük temsil oranlarının önemli bir nedenidir.
Bizler kadın erkek eşitliğini sağlamak adına, kadınları ya iş ya aile ikileminde bırakacak bir çalışma biçimini kabul etmiyoruz. Büyük çoğunluğunu kadınların taşıdığı ailenin iş yükünün kamu hizmetleri ve işyeri hizmetleri ile karşılanmasını talep ediyoruz. İş ve aile yaşamının uyumlaştırılmasına yönelik taleplerimiz üç başlık altında toplanabilir:
Doğum izni: Annelik izni uygulamasının, “babalık izni” ile tamamlanarak, ailelerin doğumdan en az 6 ay sonrasına kadar bebeklerine ücretli izin kapsamında bakmalarının sağlanması gerekmektedir. Diğer yandan, kadınların doğum izninden döndükten sonra değişen iş koşullarına uyumunu sağlayacak hizmet içi eğitimlerin işveren tarafından verilmesi sağlanmalı ve kadınların aynı veya eş değer pozisyonda çalışması güvence altına alınmalıdır. İş Kanunu’nda bu konu ile ilgili düzenleme yapılmalıdır.
Çalışma saatleri: Çalışma saatlerinin uzunluğu, kadınların evde devam eden “ikinci iş günü” ile birleşince işi bırakma kararı almalarına yol açmaktadır. Çalışma saatleri, tüm çalışanlar için özel hayatlarına ve ailelerine zaman ayırabilecekleri biçimde kısaltılmalıdır.
Hizmetlerle ilgili
düzenlemeler: Kadınların ve erkeklerin sorumlulukları toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifi ile yeniden ele alınmalı ve var olan zihniyet kalıplarını değiştirmeye yönelik mekanizmalar oluşturulmalıdır. Bu çerçevede, kadınların üzerindeki çocuk, hasta, yaşlı bakımı gibi sorumluluklar, erkeklerin de eşit şekilde üstlenmeleri beklenen toplumsal bir sorumluluk olarak kabul edilmeli, kamu ve özel sektör kaynaklarının seferberliği ile bu hizmetlerin sağlanması yoluna gidilmelidir. Bu çerçevede; 25522 sayılı Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik, emzirme odası açma yükümlülüğünü yüz ile yüz elli arasında kadın işçi, bakım yurdu açma yükümlülüğünü ise yüz elliden fazla kadın işçi çalıştırma koşullarına bağlamıştır. Bu düzenleme, bakım sorumluluğunu kadın ve erkek arasında eşit dağıtmak, işe alımlarda ayrımcılığı engellemek ve kreş sorumluluğunu yaygınlaştırmak adına “kadın-erkek çalışan” olarak değiştirilmeli ve işyerlerindeki toplam çalışan sayısı koşulu düşürülmelidir. Örneğin, imalat sanayinde 150’den fazla işçi çalıştıran işyerlerinin toplam imalat sanayi işyerlerinin sadece küçük bir azınlığını (yüzde 0.7) oluşturduğu göz önünde bulundurularak, kreş sorumluluğunu yaygınlaştırmak adına merkezi ve yerel yönetimlere ve küçük işverenlere de bu konuda yükümlülükler getirilmelidir. Örneğin, organize sanayi bölgelerine ve küçük sanayi sitelerine ortak emzirme odası, kreş açma yükümlülüğü getirilmelidir.
Ayrıca bu maddenin uygulamasına ilişkin olarak işletmeler Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından sıkı bir şekilde denetlenmeli ve belgelendirilmelidir (örneğin, halihazırda 150’den fazla çalışanı olan işyerleri ve kreşlerle ilgili bilgi ve veriye ulaşmak mümkün değildir). Bu konuda öngörülen cezalar caydırıcı nitelikte olmalıdır.
Merkezi hükümet, Milli Eğitim Bakanlığı’nın başlattığı 5 yaş anaokulu uygulaması dışında (ki bu da kısıtlıdır) 0-4 yaş arası için kreş hizmetleri konusunda hiçbir yükümlülük altına girmemektedir. Okul öncesi çağda çocuk eğitimi tamamıyla ailelere ve özellikle kadınlara emanettir. Hükümet, okul öncesi eğitim ve bakım kurumlarının yaygınlaştırılması için gerek uygulama, gerekse bütçe ayrılması konusunda acilen gerekli önlemleri almalıdır.
Okul saatlerinin kısalığı, çocuklarıyla evde ilgilenmek zorunda kalan kadınları iş yaşamının dışına itmektedir. Özellikle, ilköğretime devam eden öğrenciler için okul sonrası etüt uygulamaları ile okul saatleri, erişkinlerin mesai saatlerine uygun hale getirilmelidir.
Yaşlı ve engelli bakımı konusunda Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu’ndan ailelere ayrılan nakit para transferleri için bakımı üstlenen kişinin dışarıda bir işte çalışmaması ön koşulu kaldırılmalıdır. Engellilerin ve yaşlıların evde bakımı için nakit transferi uygulaması, bu bakımı üstlenecek olan kadınları eve kapatan bir uygulamadır. Diğer yandan, engelliler ve yaşlıları eve kapatmak da onları toplumsal hayattan soyutlamaktadır. Bu nedenle, sadece rehabilitasyon değil bir sosyalleşme aracı olarak da engellilerin kurumsal bakım almaları çok önemlidir. Engelli ve yaşlı bakımı konusunda hükümet ne kadar bütçe ayırdığını ve ne tür uygulamalar yaptığını açıkça ortaya koymalıdır.
(Raporun tamamına www.keig.org adresinden ulaşabilirsiniz.)

www.evrensel.net