Türkiye tarihi bir fırsatı daha kaçırdı

Türkiye tarihi bir fırsatı daha kaçırdı

29 Mart 2009 yerel seçimlerinin sonuçları, kadınlar açısından seçimlerden aylar öncesinde belli idi. Herkesin bildiği gibi, Türkiye’deki 3225 belediye başkanından sadece 18’i (YÜZDE 0.56) kadındı.


29 Mart 2009 yerel seçimlerinin sonuçları, kadınlar açısından seçimlerden aylar öncesinde belli idi. Herkesin bildiği gibi, Türkiye’deki 3225 belediye başkanından sadece 18’i (YÜZDE 0.56) kadındı.
KA-DER olarak, siyasi partilerin adayları belirmeye başladığında, kadınların adının bile anılmadığını gördüğümüzde, Türkiye çapında ses getiren bir kampanya örgütledik. Sembolik olarak da, yerel yönetimlerdeki koltukların yüzde 89’unu; Meclis’teki 550 milletvekili koltuğundan 523’ünü elinde bulunduran üç partiye AKP, CHP ve MHP’ye seslendik.
Yerel yönetimlerde yüzde 1’lik kadın oranına isyanımızı, bir araya geldiğini hiç görmediğimiz üç siyasi parti başkanının, ‘mor kravat’ları, keyifli gülümsemeleri ile omuz omuza verip kamuoyu önünde “yerel yönetimlerde yüzde 50 kadın aday göstermek konusunda anlaştıklarını ilan ettikleri” ironisi ile dile getirmeye çalıştık. 19 kentte sokak panolarını donatan afişler, aynı zamanda siyasi liderlerin daha eşitlikçi, daha hoşgörülü, daha uzlaşmacı ve diyaloğa yatkın politikalar izlemeleri konusunda, sadece kadınların değil, tüm toplumun duygularına ve beklentilerine esprili bir biçimde tercüman olmuştu. Bir yandan da, anti demokratik seçim ve siyasi parti yasaları, seçim barajları nedeniyle iyice tıkanan ve sadece 3-4 partinin başkanları arasında geçen atışmalarla iyice sığlaşan, farklı siyasal görüş ve taleplere sağırlaşmış bir siyasal ortama da eleştiri getirmeye çalışmıştık.
Seçim kampanyası ve sonuçları, KA-DER’in bu tespitini doğrularcasına, ağırlıklı olarak bu üç parti liderinin birbirleriyle atışması üzerinden belirlendi. Ne diğer partilerin adaylarını tanıyabildik, ne de (artık yakıcı bir hal almış olan kriz, işsizlik, yoksulluk konusundaki kimi yüzeysel tartışmalar dışında) toplumsal sorunlarımızın ve taleplerimizin duyulmasını sağlayabildik.
Kadın aday göstermek konusunda kısmen DTP hariç tüm partiler sınıfta kaldılar. Kadınlarla ilgili olarak Yüksek Seçim Kurulu’ndan hiçbir biçimde bilgi alınamadığı için, tek tek tüm partileri arayarak kadın aday sayısını kendimiz saptamaya çalıştık. Tablo korkunçtu: DSP 62, CHP 46, DP 43, DTP 41, MHP 39, SP 39, DTP 37, TKP 37, DP 36, ANAP 26, LDP 19, AKP 18, ÖDP 3, EMEP 3, BBP 6, Güçbirliği Platformu 5, HÖP 1 kadın aday gösterdi. 3 kadın da bağımsız aday oldu.
81’i il olmak üzere, belde belediye başkanlıkları dahil, tam 2.946 ilçe ve belde belediyesi için yapılacak seçimlerde tüm partilerin gösterdikleri kadın aday sayısı sadece 391’de kalmıştı. AKP (binde 61), CHP yüzde 2.35, MHP yüzde 1.33 oranında kadın aday gösterdi. En yüksek kadın aday gösteren parti yüzde 11 ile DTP idi ve o da kendi yüzde 40’lık kota uygulamasının altında kalmıştı.
Kaldı ki, bu adayların çoğu seçilemeyecek yerlerde idi ve kimi yerlerde de kadınlar birbirine karşı aday gösterilmişti.
Siyasal ortamın demokratikleşmesi ve temizlenmesi gerek
Türkiye’nin siyasal ortamında, bırakalım seçimlerde aday olmayı, siyaset yapmak bile bir çok kesim açısından neredeyse imkansız. Kadınlar için ise daha da imkansız. Siyasetin giderek daha da kirletilmesi, parayla ve para için yapılır olması; kadınların bürokrasi, partiler, sendikalar, odalar, işyerleri ve tüm yönetim kademelerinden dışlanması; liberali demokratı, herkesi etkisi altına alan muhafazakarlık; siyasetin aşırı kutuplaştırılmış ortamında kullanılan şiddet dolu eril dil ve kadının cinsiyetçi işbölümü nedeniyle üzerine tek başına yıkılan işlerin erkekler ve toplum tarafından paylaşılmaması ve bir dolu sorun, üst üste birikerek kadınları siyasetten uzak tutmaya çalışıyor.
Yerel seçim öncesi değişik partilerin çarşaflı/tayyörlü kadınları toplu üye yaptıkları toplantıların görüntülerini izledik. Kıyafetleriyle değişik oy kesimlerinin oylarını çekmeleri, partilere üye olmaları ve partili erkekleri seçtirmek için çalışmaları, isteniyordu sadece… Evde olduğu gibi, siyasette de “karşılık beklemeden” çalışacak “bedava işgücü!” olmaları bekleniyordu. Oy toplamak için buzdolabı, çamaşır makinesi gibi, geleneksel olarak kadınların kullandığı eşyaların dağıtılması, kadın seçmenlerin oylarını almak için, onların evdeki geleneksel rollerini ödüllendirme çabasıydı.
Seçimlerin hemen öncesinde Başbakan Erdoğan, taşrada kadınların gece 12’lere kadar siyaset yapamayacağını “keşfedip!”, kadınları aday göstermemelerine bir gerekçe olarak kullanmıştı. Kendi iktidarı sırasında kadını evlere hapsedici muhafazarlığın artışında hiçbir sorumluluğu yokmuş ve bu sorunu çözmekle yükümlü olan kendisi değilmiş gibi… Kendisinin bile tespit edebildiği bu tür sorunlara rağmen, “kotanın kadınlara saygısızlık olduğunu” iddia etmesi ise gerçekten kadınların bu sorunları ve taleplerine yapılmış büyük bir saygısızlıktı.
Kendiliğinden olmayacak, kota şart…
Tam yerel seçim arifesinde Avrupa Konseyi’nin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için hazırladığı bir araştırma yayınlanmıştı: “Türkiye, kadın milletvekili sayısında 42 Avrupa ülke arasında sondan dördüncü sırada. Kadın belediye başkanı sıralamasında da, 42 Avrupa ülkesi arasında sondan dördüncü…”
Yerel yönetimler açısından, 68 dünya ülkesi arasında 62. sıradayız.
Türkiye’nin 81 ilinde bir tek kadın vali yok. Kadın kaymakam oranı yüzde 1.55. Atamayla ya da seçimle gelinsin hiçbir biçimde kadınların yönetici olmasına izin verilmiyor.
Şimdiden görüldüğü kadarıyla Türkiye, bir sonraki yerel seçime kadar olan beş yıl içinde, gerek Avrupa, gerek dünyada istatistiklerinde son sıraya düşüp dibi görecek. Çünkü bütün dünya, erkeklerin koltukları kadınlara kendiliğinden bırakmadıklarını, bunun ancak yasal düzenlemeler yoluyla sağlanabileceğini gördü ve gereğini yapıyor. Dünyanın 118 ülkesinde eşit temsili sağlamak için parti tüzüklerinde, seçim yasalarında ve hatta anayasalarda özel ve bağlayıcı düzenlemeler var.
Türkiye’nin bu utanç tablosundan kurtarılması için, eşitlik ve demokrasiye inanan kadın-erkek herkesin çaba göstermesi gerek. Anayasa başta olmak üzere, seçim ve siyasi partiler yasalarındaki tüm antidemokratik hükümler temizlenmedikçe ve atama ya da seçimle gelinen tüm makamlarda eşit temsili sağlayacak düzenlemeler yapılmadıkça, Türkiye sadece erkekler ve üstelik de toplumdaki tüm temsil sorunlarına gözleri kapalı erkekler tarafından yönetilmeye devam edecek.
*Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KA-DER) Genel Başkanı

Sonuçlar şaşırtıcı olmadı: SEÇİMLERİN ‘KAYBEDENİ’ KADINLAR
2009 yerel seçimleri sonucunda, 16 büyükşehir belediye başkanlıklarına tamamen erkekler seçildi. Kadınlar sadece iki ilde başkan seçilebildi: Aydın’da CHP Adayı Özlem Çerçioğlu, Tunceli’de DTP Adayı Edibe Şahin. İlçelerde ise: 11 DTP, 2 AKP, 1 CHP, 1 DP’li kadın belediye başkanı seçildi. Toplam 17! DTP de olmasa bu sayı sadece 5’te kalacaktı.
Belde belediye başkanlıklarına ve meclis üyeliklerine seçilen kadın oranlarını şimdilik bilmiyoruz. Ama buralarda da durumun çok iç açıcı olmadığını tahmin etmek zor değil. Örneğin Mersin’de 60 kişilik il genel meclisine sadece bir kadın seçilebildi.
Seçimlerin ortaya koyduğu acı tablo bu: Türkiye’yi Edirne’den Van’a kadar beş yıl daha erkekler yönetecek! Bu gerçek bu kadar acıtıcı ve ortada iken, günlerdir medyada yapılan seçim değerlendirmelerinde bu konudan neredeyse hiç söz edilmemesi ise gerçekten dehşet verici. Hadi siyasetçilerin yorumlarını geçelim, onların ‘kadınsız siyaset yapma’ konusundaki azim ve kararlılıkları ortada zaten… Onlarca köşe yazarı, TV yorumcusu, siyaset bilimci, sosyolog ve diğerleri, günlerdir neredeyse 24 saat konuşuyor ve yazıyor. Bu konuda en küçük bir yorum ihtiyacı duymayacak kadar kör ve sağır olmalarını nasıl açıklamak gerek?
Av. Hülya Gülbahar*
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.