SU HAYATTIR <br />Hayatı yeniden üreten de kadınlar

SU HAYATTIR
Hayatı yeniden üreten de kadınlar

İki üç ay önce, bir pazar günü sabah sabah arkadaşımdan bir telefon aldım. Telefonun ucundaki ses telaşlı bir ifadeyle, o gün öğleden sonra yaklaşık 50-60 kadın toplantı yapacağımız büronun suyunun kesildiğini anlatıyordu.


İki üç ay önce, bir pazar günü sabah sabah arkadaşımdan bir telefon aldım. Telefonun ucundaki ses telaşlı bir ifadeyle, o gün öğleden sonra yaklaşık 50-60 kadın toplantı yapacağımız büronun suyunun kesildiğini anlatıyordu. "Nasıl olur biz su parasını hiç aksatmadan yatırıyorduk?" diye sordum. Arkadaşım hemen ekledi; "Su saatini söküp, yerine kontörlü saat takmışlar. Kart alıp kontör doldurtmamız lazımmış." Kim yapmış, ne zaman yapmış, neden böyle olmuş hiçbir şey bilmiyorduk. Günlerden pazardı, her yer kapalıydı ama öğlene kadar elli kadına ve çocuklara yetecek kadar su bulmamız lazımdı. Çay için, içmek için, tuvalete dökmek, el yıkamak için su mutlaka lazımdı. Neyse bizim mahallede içme suyu bidonlarını evlere taşıyan ağabey birkaç bidonu ödünç vermeyi kabul etti, evden doldurup büroya götürdüm ve az çok işimizi gördük.
O günlerde meselenin ne olduğunu pekiyi kavrayamamıştım. Elbette hiç sorulmadan su saatinin kontörlü saatle değiştirilmesini, neden henüz kullanmadığımız suyun parasını peşin peşin ödememiz gerektiğini garipsemiştim. Ancak tehlikenin farkında değildim. Şimdilerde kadınlar olarak su üzerinde dönen oyunları daha net görmeye başladık. Eğitim, sağlık, emeklilik derken suyu da özel şirketler vasıtasıyla satın almaya razı gelirsek, bizleri nasıl bir dünyanın beklediğini anlamak için, yaşananlara bakalım:
Suyun ticarileştirilmesiyle birlikte gözlenen ilk değişim su fiyatlarının yükselmesi olmuş. Filipinler'de Sibic körfezi'nde Biwater, su fiyatlarını yüzde 400 arttırmış. Fransa'da müşterilerin ödediği fiyatlar yüzde 150 artmış, ancak kalite bozulmuş. Britanya'da su fiyatları yüzde 450, şirket kârları ise yüzde 692 artmış. Su kesintileri ise yüzde 50 yükselmiş, bu arada dizanteri vakaları altı misli artmış. Arjantin'de Buenos Aires bölgesinde 1993-2002 yılları arasında su fiyatı yüzde 88,2 oranında artmış.
Temiz su fiyatlarına çok yüksek oranda zam yapılmasının sonucu, halkın faturaları ödeyememesi ve yüksek oranda su kesintilerine gidilmesidir. Su kesintileri nedeniyle insanlar temiz suya erişemeyince, farklı bir biçimde temin etmek zorunda kalmıştır. Güney Afrika'nın Kwagulu-Natal bölgesinde, suyu kirli nehirden temin etmek zorunda kalan yüzlerce insan koleradan yaşamını yitirirken, binlercesine de hastalık bulaşmıştır. Patrick Bond'a göre Güney Afrika'da suyun ticarileştirilmesi sonucunda en az 10 milyon kişinin temiz suya erişme imkanı kalmamıştır.

Tüm dünyada kadınlar ön safta
Düşünün bir, köydesiniz ve köyün çeşmesine aynen bizim büroya taktıkları gibi kontörlü saat takmışlar. Eskiden çeşme başında kuyrukta bekler ve suyu kovalara doldurup eve taşırken, şimdi ciddi bir para ödemeniz gerekiyor. Ödemezseniz, su yok. "Tamam" dersiniz, "nasılsa köyün çeşmesine gelen su, dağdan geliyor". Kalkıp dağa çıktınız, su pınarını buldunuz, tam kovanızı daldıracaksınız ki, şirketin silahlı güvenlik görevlilerinin "yassak hanım" diye bağırmasıyla irkileceksiniz. Evde çocuklar var, adam var, bahçede sebzeler, meyveler var, hayvanlar var, hepsi su bekler. Ama su parayla, hem de çok parayla!
Peki ya şehirdeyseniz? Daha da fena. Faturayı ödeyemediniz ve su kesildi. Nereden su bulup getireceksiniz? Avcılar'daysanız, mecburen, artık yoğun kirlilik nedeniyle kendisini temizleyemeyen Küçükçekmece gölünden su alacaksınız. Uzun uzun kaynatmak için gerekli tüp ya da doğal gaz ücretine paranız yetmez. Yetse zaten su faturasını öderdiniz. Evde çocuklar var, adam var, yaşlı ve hastalar var, su bekler. Ama su yok, var ama yok!
İşte bu nedenle, dünyanın diğer bölgelerinde suyun ticarileştirilmesine karşı verilen mücadelelerde kadınlar en önde yer almışlar.
Bolivya'da suyun ticarileştirilmesi sonucunda artan su fiyatları aylık 20 dolara, yaklaşık olarak beş kişilik bir ailenin iki aylık mutfak masrafı seviyesine ulaştığında, "Suyu ve Yaşamı Savunma Koalisyonu" adında bir yurttaş birliği oluşturulmuş. Bu birlik halkı harekete geçirerek kent yaşamını dört gün boyunca felce uğratmış. Bir ay içerisinde milyonlarca Bolivyalı, Cochabamba'ya yürüyerek genel greve gitmiş ve tüm taşımacılığı durdurmuş. Böylelikle Bolivyalılar, suyu büyük şirketlerin elinden ve piyasadan kurtararak, yaşam kaynaklarının özel mülkiyetinin, halkın iradesi ile engellenebileceğini göstermişlerdir. Direnişi örgütleyen grubun adının, dişil bir kelime olan La Coordinadora olmasından da anlaşılabileceği gibi kadınlar, Bolivya'da suyun ticarileştirilmesine karşı direnişin baş aktörleri ve sembolleri olmuşlardır.
Bir başka örnek de Nepal'den. Eskiden nehir ve göletlerde kişisel hiyen ihtiyaçlarını gideren Nepal'li kadınlar, nehir ve göletlere erişimlerinin sınırlanması, buna karşılık evlerinin kilometrelerce uzağında şirketlerin kontörlü su dağıtım sistemlerinin kurulmuş olması üzerine isyan ettiler. Nepalli kadınlar su sisteminin yol kenarına kurulması ve erkekler tarafından izlenecekleri endişesiyle, banyo yapamadıklarını, regl dönemlerinde çamaşırlarını yıkayamadıklarını ve tüm bunlardan ötürü çoğunlukla geç saatlare kadar, kilometrelerce yürüyerek suyu evlerine taşımak zorunda kaldıklarını belirttiler.
Arjantin, pek çok Afrika ülkesi ve Hindistan'da da durum benzer şekilde cereyan etmiştir.
Peki ya Türkiye'de?
Kadınların suyun ticarileştirilmesine karşı verilen mücadelelerde ön saflarda yer alması tüm dünyada gözlenen bir gerçeklik iken, Türkiye'de kadınları mücadeleye katma yönünde yeterli çaba harcandığı söylenemez. İstanbul'da beşincisi toplanan Dünya Su Forumu'na karşı düzenlenen her iki alternatif su forumunda da kadınların, ev emeği nedeniyle su ile kurdukları zorunlu ilişki göz ardı edilmiştir.
Kadınların suyun ticarileştirilmesine karşı verilen mücadelede aktif bileşenlerden biri olmasına dair beklenti sahibi olanların, kadınların özgül sorunlarını anlamaya istekli olmaları ve bu konuda daha fazla gayret sarfetmeleri gerekmektedir.
*Sosyalist Feminist Kolektif
Ece Kocabıçak*
www.evrensel.net