Tolstoy’un ölümsüz vasiyeti

Tolstoy’un ölümsüz vasiyeti

Yalnızca antikçağın değil, artık yeniçağların ateşçilerinden de söz edeceğiz zaman zaman…Çünkü insanoğlunun binyıllardır Altınçağ’ına doğru sürdürdüğü o uzun ve çileli yürüyüşünde...


Yalnızca antikçağın değil, artık yeniçağların ateşçilerinden de söz edeceğiz zaman zaman…Çünkü insanoğlunun binyıllardır Altınçağ’ına doğru sürdürdüğü o uzun ve çileli yürüyüşünde, onların yoldaşlığını sürekli anımsamak zorundayız…
Bu bağlamda Rus yazarı evrensel Tolstoy; ölümünden bir ay önce, İngiliz sömürgesi Hindistan ve güney Afrika halklarını pasif direniş yöntemiyle yönlendiren Mahatma Gandi’ye (*) uzunca bir mektup yazdı… Bu direniş yönteminde, zor ve silah kullanma sözkonusu değildi. 1910 tarihli bu mektup, kısa bir süre sonra, pasif direnişçilerin zaferi üzerine kutsal bir belgeye ve de Tolstoy’un bütün insanlığa bıraktığı ölümsüz bir vasiyete dönüştü.
“Gazetedeki yazınız, yaşamımın en önemli ilkesini sizin aracılığınızla açıklama isteğini uyandırdı içimde,” diye başlıyordu mektup. “Özellikle ölümün bana çok yaklaştığını hissettiğim şu günlerde…
Evet, uğruna yaşamınızı adadığınız Pasif Direniş ilkesi, aslında uydurma yorumlarla yozlaştırılmamış Aşk İlkesi’nden başka bişey değildir. Burada aşk ilkesi; insanların bir arada ortak yaşama ve birbirleriyle sürekli dayanışma içinde olma özlemlerini içeren bir söylemdir. O yüzden gerek insan yaşamının, gerek toplumsal yaşamın zembereği de bu yasayla kurulması gerekir… Zaten her insan bu yüksek yasayı, yüreğinin ta derinliklerinde zaman zaman ürpererek duyumsar. Ama bu duygu, çocuklarda çok daha belirgin olarak her zaman görülebilir….
Üstelik bu aşk ilkesi; Hintli, Çinli, Yahudi, Yunanlı ve Romen bilgelerce, insanlığın uyması gereken en önemli yasa olarak kabul edilmiştir. Yanılmıyorsam İsa bunu en açık-seçik şekilde ortaya koyanlardan biridir. Ne var ki onun kesinlikle uyulmasın istediği bu yasa, yalnızca maddi çıkarlarıyla yaşamlarını sınırlayan egemen kişilerce çığırından çıkarılmış ve yozlaştırılmıştır…”
Tostoy’a göre bu bir avuç egemen; güç kullanarak başkalarından gaspettikleri şeyleri; gene bilek gücüyle korumak, kendilerini şiddet yoluyla savunmak zorunda olduklarına inanmaktadırlar…
“Oysa insan yaşamının en önemli yasası olan bu aşk yasasının, şiddet kullanımıyla uyuşması sözkonusu değildir .Bir kez bile olsa şiddete başvurulduğunda, bu yasa artık geçerliliğini yitirir. Ne var ki bir çelişki olarak Hristiyanlık dünyası; dışardan bakınca nice uygarmş gibi görünse de, bu ilkeyi sürekli olarak barbarcave acmaszca çiğnedi. Bunu bazen isteyerek bazen de farkında olmadan yaptı… Zaten şiddete karşı şiddet kullanmanın yolu bir kez açıldı mı, aşk yasası ortadan çekilmekte, ve güçlü olanın haklı olduğu bir ortam ortaya çıkmaktadır. Ne yazık ki Hristiyanlık dünyası, iki bin yıldır egemenliğini böyle bir çelişki üzerinde, sürdüregeldi…”
Daha ilerideki satırlarnda Tolstoy; Hristiyanlığı benimsemiş toplumlarla diğer dinden olan toplumlar arasındaki en belirgin ayrımın, bu konuda ortaya çıktığını söylemektedir. Çünkü Hristiyanlar aşk yasasını benimseyip şiddet yolunu reddetmelerine karşın, yaşamlarını şiddet kullanma üzerine kurmuşlardır! Bu çelişki, insanlığın en büyük trajedisine dönüşmüştür…
“Geçen yıl Moskova’daki bir kız din okulunda, geleneksel yılsonu sınavları yapılıyordu.” diye sürdürüyor mektubunu Tolstoy. “Sınav kurulundaki ders öğretmeni ve müfettiş papaz, İsa’nın “On Buyruk”u üzerine yeniyetme kız öğrencilere sorular sordular. Ama özellikle 5. Buyruk üzerinde yoğunlaştırdılar sorularını. Öğretmenin yönelttiği “5. Buyruk nedir?” sorusuna, “Hiçbir kimseyi öldürmeyeceksin,” yanıtını veren öğrenciye papaz hemen şu soruyu sordu: “Peki birini öldürmek her durumda tanrı tarafından yasaklanmış mıdır?” Haliyle öğretmenlerinin baskısıyla yönlendirilmiş zavallı çocuklar, zorlana zorlana da olsa şöyle yanıt veriyorlardı: “Hayır, insan öldürmek her durumda yasaklanmamıştır. Çünkü savaş sırasında ve de mahkeme kararlarıyla insanların öldürülmesi yasak değildir.’ Böyle böyle yanıtlar almaktan mutlu olan din öğretmenleri, dehşete kapılmş gibi duran bir kıza; ‚Birini öldürmek her zaman bir suç mudur?’ sorusunu yönelttiler. Çocuk ilkin kızardı, sonra da; ‚Evet, bir insanı öldürmek her zaman suçtur!’ dedi. Herkes öylece donakaldı. Ama papaz, sağdan soldan dolaşarak öğrenciye başka türlü yanıt verdirmeye çalıştı. Ama öğrenci yanıtını değiştirmedi: ‚Bütün durumlarda bir insanı öldürmek suçtur,’ dedi.’Tevrat, bir insanın bir insanı öldürülmesini yasaklamıştır. Ama İsa, bir insanın bir insanı öldürmesini yasaklamakla kalmamış, onun bir başka insan kardeşine kötülük etmesini de kesinlikle yasaklamıştır!’
Bu kez sınıf öğretmeni ve papaz, renkten renge girdiler ve sessizce sınıftan çıkıp gittiler…”
Tolstoy’un mektubunu okumayı önümüzdeki hafta da sürdüreceğiz…
****
(*) Bkz: Evrensel Kültür Dergisi, Mayıs 2007 tarihli sayısındaki, “Toro’nun Tetiklediği Direniş Destanı” adlı yazımız.
Yaşar Atan
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.