YAŞAMA KÜLTÜRÜ

YAŞAMA KÜLTÜRÜ

  • Samsun’dayım bir mimarlık toplantısı için.Elli beş yıl önce denizden gelmiştim buraya...Otuz-kırk yıl önce de bir yarışmanın seçici kurul üyesi olarak...


    Samsun’dayım bir mimarlık toplantısı için.
    Elli beş yıl önce denizden gelmiştim buraya...
    Otuz-kırk yıl önce de bir yarışmanın seçici kurul üyesi olarak...
    İlginç bir belediye başkanı vardı o günlerde Samsun’un. Yeni bir belediye yapısı yaptırmak istiyordu. İçinde oturduğu belediye yapısını da yıktırmaktı düşüncesi...
    Neden?..
    Var olanı değersiz, çirkin mi buluyordu?
    Daha güzel, daha değerli bir yapı mı yaptırmak istiyordu?
    Hayır!
    Daha büyük, daha görkemli bir yapı istiyordu yalnızca...
    Ona tanınan haktan daha çoğunu...
    Kamudan çalma işine kamu yönetimine getirilmiş olanlar da uymuşlardı işte... O günlerden çok daha önce başlamıştı bu kamu hırsızlığı, biliyorsunuz elbette...

    Önleyebildikti nitelikli, eski yapının yıkılmasını...

    Sonra?..
    Ne olacak, pek çok nitelikli yapı yıkılmış... Yerlerine ne idiği, hangi telden çaldığı belirsiz, kopya yapılar yapılmış olduğunu gördüm bu gelişimde... Yeniler eskilerine göre on kat, yirmi kat büyüklükte... Ancak bu denli ölçek saygısızlığı olabilir...
    Son evrede bütün kentlerimizdeki durum bu...
    Özellikle Samsun’da bu durum pek belirgin...
    Bunu size görselleştirmek isterdim...
    Ama belki yazıyla da anlatabilirim:
    İki katlı, alçak gönüllü ölçülerde, bundan en çok yetmiş-seksen yıl öncesinden, üstün nitelikleri olmasa da, sağına soluna saygısıyla, ölçek duyarlığıyla sevimli yapılar düşünün... Hemen iki yanlarındaki 9-10 katlı dev yapıların arasında sıkışıp kalmışlar...
    Aradaki kat, kitle ayrımı, toplumumuzdaki anlayış değişikliğini pek açık gösteriyor. Daha açık söyleyeyim: Kamudan çalmayı “beceriklilik” sayanlarla, komşuya, sokağına, kentine saygı-sevgi duyanlar arasındaki ayrım bu...
    Sonunda kamu hırsızlığı, üç boyutlu dev kanıt olarak görselleşiyor işte...
    Oy çokluğunu demokrasi biliyorlar bugün de...
    Hele hele yönetime gelenler, kendilerine ‘her şeyi yaptırabilme gücü’ verildiğini sanmıyorlar mı?.. Ört ki ölem...
    Kenti doğru okuyabilmek; yaşamımızdaki, kentimizdeki “ölçek” sorununu doğru görebilmek, algılayabilmek...
    İşte asıl sorun burada...
    Kim koruyacak kenti bu kamu hırsızlığından?
    Bu işin yasayla, asker gücüyle, şununla-bununla olamayacağını öğrenmiş olmamız gerekmez mi bugüne dek?
    Nasıl olacak peki?
    Hırsıza “hırsız” demekten korkmayarak...
    İşleri “vekil”e bırakmadan, doğrudan demokrasiyle...
    Sokağımıza ,kentimize “sahip” çıkarak...
    CENGİZ BEKTAŞ
    www.evrensel.net