SÖZ OLA TORBA DOLA

SÖZ OLA TORBA DOLA

  • Geçmiş günlerin birinde, bir yaz gününde, günün sıcağında yapılan yolculuğa bir serinlik katması için yazdığım bir yazı vardı. İki yıl öncesinin bir ağustos gününde.


    Geçmiş günlerin birinde, bir yaz gününde, günün sıcağında yapılan yolculuğa bir serinlik katması için yazdığım bir yazı vardı. İki yıl öncesinin bir ağustos gününde. “Ankara yönünden gelmekte olup da Konya -Karaman üzerinden Silifke yönüne gidecek olan ve de otobüs yolcusu olmayan sayın yolcuların yol yorgunluğunu dağ serinliğinde, orman esintisinde köy ürünleri tadarak atabilecekleri bir yer. Dağların arasından kıvrıla kıvrıla giden Göksu deresinin izlendiği ve de gözlendiği bir yer” diyerek anlatmaya çalıştığım bir yer vardı o yazıda. Hani, asıl adı “Danyal Ateş’in Yeri” olup da çalışan güler yüzlü oğlanın adını verip “Bedir Han” başlığıyla tanıttığım yer. O yerle ilgili yazacağım yine. Yazın şu sıcağında gelene geçene bir güzellik yapmak için.
    Bizim güleç Urfalı, açık öğretimde okurken Başbakan’ın “Yan gelip yatma yeri değil” diye tanımladığı; oğlunun ise yan gelip yatıp kalmamak için şöyle bir uğradığı askerlik görevini yapmaya gitmiş. Eğitimli işsiz olmaktansa, çalışan eğitimsiz olmayı seçmiş anlaşılan. Tez elden, işini kurup, eşini bulup, aşını kapıp başını kurtarmaya bakmış belli ki bizim uyanık. Haklıdır. Hakkıdır da. Başbakan’ ın “En az üç çocuk yapın” sözleriyle işsizlik ordusunu büyütme çağrısı yaptığı, işçi sendikası başkanının gerine gerine 320 Mercedes kullandığı bir ülkede Bedirhan’ın işsizliğini, tüm işsizlerin beklentisini, Hak’tan görünenlerle kul hakkını savunanlar takmazsa kim takar. Onlara göre kulu veren, aşını da verir nasıl olsa. Vermezse de onlar ne yapsın.
    Ama bu tanrının, kimilerine bir eşeği bile çok görürken, başka birilerine gemicik, santralcık, mısır tanecikleri verdiği düşünülmez nedense. Ve niçin bu denli ayrımcı olduğu hiç sorgulanmaz. Eeee, böyle bir dünyada da herkes kendi başını kurtarmaya bakıyor doğal olarak. Bedirhan ne yapsın. Haklıdır. Hakkıdır da. Yürü be Urfalı, kim tutar seni. Aman pisliklere bulaşma. Özellikle de sağına dikkat et.
    O yer var ya, o yer, işte orası bu Urfalı’nın çalıştığı yer. Asıl adıyla “Danyal Ateş’ in Yeri.” Yol boyu uğramadan edemediğim yerlerden biri. Görsel, tatsal yenilikleri durmuyor o güzelim yerin. Öncelikle, yağışlı geçen kış Göksu’yu kendine getirmiş. Daha net ve daha coşkulu görünüyor artık. Neredeyse sesi bile duyulacak. Çevre daha bir yeşermiş.
    Gördüklerimin dışındaki tatlar ise duruyor yerli yerinde. Sahanda köy tereyağı ile yapılmış köy yumurtası, sıkma, gözleme, ayran, közde çay eski tadında. Bunlara bir de yoğurt-pekmez ekledi Urfalı’nın işvereni Ahmet abisi. Pekmez hurmadan, yoğurt inek ve koyundan. Bitkisel ilaçlarla da uğraşan Ahmet Bey, kekik şekerini de eklemiş ürünlerine. Hoş bir tadı var. Hoş olmayan ise çimen çiçeği kolonyasına son vermiş olması. Yerine zambak kolonyasını koymuş; ama çok ağır kalmış çimenin yanında. İçine de hacı yağını mı sokuşturmuş ne, iyice ağırlaştırmış kolonyayı.
    Düşünsenize o dağın serinliğinde, çam kokuları arasında arı duru çimen kolonyası yerine ağırlığı kaldırılamayan bir zambak kokusu. Umarım o güzel çimen kokusuna döner Ahmet bey. Döner de gelene geçene dağın güzel serinliği, çimenin benzersiz kokusu eşliğinde dinçlik katar.
    Karı koca kavgasına son veren çaydan tutun da her türlü sağlık sorununa da bir otu var Ahmet Bey’in. Hem de çok açık bir dille. Halkın diliyle. Onun yalın dilli sağaltım önerileri bir gazetede okuduğum tıp uzmanının dilini anımsattı bana. Doktorun sayrısı olamazdım; ama yine de sevinmiştim olmadığıma. Çünkü, okurken bir şey anlamamıştım söylediklerinden, sayrısı olsam nasıl uygulardım anlamadıklarımı.
    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. İstipan Suna, “Normal menstürasyon (adet kanaması) menstürial siklustan sonra, sekretuker endometriumun periyodik dökülmesidir ve doğurganlık yıllarının simgesidir” diyordu bir konuyu anlatırken. “Demek ki neymiş?” diye de sorulamıyor, çünkü bir şey anlaşılmamıştır, anlaşılamamıştır dediklerinden. Anlamak için de sayrı olmak bile yetmez. Kadın sayrılıkları ve doğum uzmanının kendisi olmak gerekir. İşte bu uzmanlardan biri, kadınların kabusu dismoneyi anlatıyor. Yani ağrılı aybaşı kanamasını. Ama sanmayın ki aylığı borçlara kesilmiş ve parasız kalmış dar, düşük ya da durağan gelirli birinin içini acıtan aybaşı kanamasıdır bu. Kadınların adet görmesini anlatan ağrılı aybaşı kanamasıdır.
    Ve bu sözler, ulusal ya da uluslararası düzeydeki bir bilim toplantısında söylenmemiştir. Bir tıp kitabından ya da bilimsel bir dergiden de alınmamıştır. Sadece ulusal düzeyde yayın yapan ve halkın gazetesi olduğunu savlayan bir gazeteden alınmıştır.
    Varsa böyle ya da benzeri bir sorunu olan közde çay içmeye gitsin oraya. O bile yeter her türlü soruna.
    ÜSTÜN YILDIRIM
    www.evrensel.net