EKONOMİ VE POLİTİKA

EKONOMİ VE POLİTİKA

  • Sosyal bilimcilerin toplumsal kurumlarla ilgili “bileşik kaplar” benzetmesi çok doğru olmakla beraber, bileşik kaplar oluşumunun ilk adımını hangi kurumun tetiklediği önemlidir, zira oluşum baş sorumlusu odur.


    Sosyal bilimcilerin toplumsal kurumlarla ilgili “bileşik kaplar” benzetmesi çok doğru olmakla beraber, bileşik kaplar oluşumunun ilk adımını hangi kurumun tetiklediği önemlidir, zira oluşum baş sorumlusu odur. Şu anda, maalesef, Türkiye’de böyle bir trajedi yaşanmaktadır. Çamur deryasına dönüştürülmüş bir sosyal ortamda, kaçınılmaz olarak, tüm kurumlar birlikte çökmektedir!
    Günümüzde teknoloji sosyal alanda da stratejik mücadele aracı olarak kullanılmaktadır. Bu alanda kullanılan çok farklı yöntemlerde tek ana kural, çökertilmek istenen bir kurumu tartışmaya açmaktır. Bir kurum ne denli düzgün olursa olsun, hakkında ortaya atılan herhangi bir iddia, yanlış dahi olsa, bu iddia üzerine geliştirilen tartışmaların o kurumu yiyip bitireceği tezi üzerine oturmaktadır. Doğal olarak, bu yöntem bir kurum üzerinde uygulanabileceği gibi, bir ülke üzerinde de uygulama alanı bulabilmektedir.
    Ancak, doğrudan ve cepheden bir ülkeyi çökertme stratejisi, bazı koşullarda ülke halkını refleks olarak kenetleyerek geri tepebileceğinden, sıkça başvurulan bir yöntem olarak görülmemektedir. Bunun yerine, ülkenin önde gelen ya da en zayıf halka olarak saptanan bir örgüt üzerinde saldırıya geçilir ve yıpratılan bu kurum etrafında çevreye yayılan çöküş, zamanla ivme kazanarak, tüm kurumların çöküşüne yol açabilir.
    Bir kurumdan başlayarak çökertilmeye çalışılan bir ülkenin bu tehlikeyi savması oldukça zordur. Çünkü ele alınan kurum üzerinde başlatılan tartışmayı bir tehlike olarak görmeyen elit kesimler dahi tartışmaya katılır ve maalesef, bu gelişme bir demokratik gelişme olarak algılanır. Çökertici ajanın bu programda özellikle dikkat ettiği önemli bir nokta, suçlamanın ve sürdürülen tartışmanın tüm örgütü kapsayacak cesarette olmasıdır. Böylece, örgütün içinde suçlu aranmaktan çok, bizzat örgüt hedef alınır ve çökertilmeye çalışılır.
    İradi olarak sürdürülen çökertme operasyonundan daha da tehlikeli olanı bizzat içten başlayan çürüme ve çöküş oluşturur. Üstelik de, soyut durumlar üzerinde olasılıkları hesaplayamayan bilinç düzeyi geri toplumlarda, bu süreç sonucunda tam çöküş yaşanmadan, sürecin bir çöküş olarak değil de, bir tür demokratik gelişme olarak algılanıyor olmasıdır. Günümüzde kullanılan içeriden başlatılan çökertme operasyonu, genellikle emperyalist çevrelerce tetiklenir ve desteklenir.
    Niçin böyle bir yazı yazdım? Çünkü Türkiye’nin içinden geçtiği, daha doğrusu sürüklendiği durum, maalesef bende böyle çağrışımlar yapmaktadır. Parlamenterler hakkında bazı iddialar yapılmakta, silahlı kuvvetler üzerinde bazı iddialarda bulunulmakta, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay gibi yüksek yargı organları üzerinde çok çeşitli iddialar ve tartışmalar yapılmakta, YÖK içinde tartışmalar sürdürülmekte, bir üye müthiş iddialarla istifa etmekte, vs... Başbakan’ın, polisi sistemin güvencesi olarak sunması, Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında basına kadar taşan söylentiler, vs. gerçekten ürküntü vericidir. Kısacası, Türkiye’de kokma sırasının tuza geldiği gibi bir izlenim yaşanmaktadır. Bu durum dosta kuşku, düşmana ise cesaret vermektedir!
    Bu olumsuz gelişmelerin odağını, eski-yeni çatışmasından çok, güç-etik çatışması oluşturmaktadır. Parlamentoda neredeyse mutlak çoğunluğu ele geçirmiş bir siyasal organ, ulusal iradenin kurumsal temsilcilerini hiçe sayarak, ulusal iradeyi salt parlamento iradesi olarak görüp, bu düşünce doğrultusunda diğer kurumlarla çatışmaya girerse; toplumsal yıpranma başlamış ve bu çöküşü de siyasal yapı başlatmış demektir. Türkiye’de yaşananlar, bence yanlış olarak halka yutturulmaya çalışıldığı gibi, güç kaybetme durumunda olan eski kurumlar ile yeniler arasındaki çatışma değildir. Olayın bir boyutu böylece açıklanabilir, ama oluşumun temelinde, dünya emperyalizmin Türkiye’yi sömürme sürecinin politik yansımaları yatmaktadır. Vaktiyle “eski” savunuldu ise şimdi de “yeni” niçin savunulamaz, görüşünü de gelecek hafta tartışmak üzere.
    Acaba bu çamur deryası kasıtlı mı oluşturuluyor?..
    İZZETTİN ÖNDER
    www.evrensel.net