GÖZLEM

GÖZLEM

  • Sendikaların, genel toplumsal örgütlenmeler içinde en kitlesel sınıf örgütlerinden biri olması, onlara tarihleri boyunca birtakım özel sorumluluklar yüklemiştir.


    Sendikaların, genel toplumsal örgütlenmeler içinde en kitlesel sınıf örgütlerinden biri olması, onlara tarihleri boyunca birtakım özel sorumluluklar yüklemiştir. Bu anlamda bugüne kadar yaşanan pratikler, bu örgütlerin; emekçilerin hakları üzerinden “müzakere” ettikçe kayıpların arttığını, emekçileri ortak hedefler doğrultusunda seferber edip onlarla birlikte mücadele ettikçe hakların korunup geliştirilmesi imkanlarının çoğaldığını göstermiştir.
    Genel anlamda emek hareketinin başarısı ya da başarısızlığı, büyük ölçüde sendikal hareketin gelişimine ve diğer mücadele alanları ile arasında kurduğu ilişkilerin niteliğine bağlıdır. Çünkü sendikal hareketler, diğer alanlarda yürütülen mücadelelerin bir parçası haline gelebildiği ölçüde gelişirken, onlardan uzak durup kendi kabuğuna çekildikçe zayıflayıp gücünü ve etkisini kaybeder.
    Emekçilerin örgütlü gücünü harekete geçirmek, sendikaların temsil ettikleri sınıfın çıkarları temelinde ve ancak onun organik bir parçası haline gelmeleriyle gerçekleşebilir. Bu anlamda, emek hareketini daha güçlü ve etkin hale getirmek isteyenlerin, sınıf hareketinin birliği ve tarihsel çıkarları dışında bir hedefleri yoktur. Bu nedenle, hareketin içinde bulunulan dönemin ihtiyaçlarından ayrı politikaları savunması ve bunun sonucunda başarılı olması mümkün değildir. Bu temel gerçeği yok sayan bir sınıf mücadelesi anlayışı da olamaz zaten.
    Sınıf mücadelesinin her düzeyinin birbirini tamamlayan tarzda gelişim gösterebilmesi, emekçilerin çeşitli mücadele araçlarının varlığı ve bunların doğru kullanılması ile mümkündür. Bu açıdan bir sınıfın taleplerinin içeriği, bu talepler doğrultusunda oluşturulan örgütlerin mücadele yöntemlerinin etkisi ve başarısının da belirleyicisidir. Nitekim bugüne kadar oluşturulan tüm mücadele ve dayanışma örgütleri (sendika, komite, konsey vb.) değişik ihtiyaçlardan ortaya çıkmış, ama emek hareketinin içinde bulunduğu zaman dilimindeki talep ve yönelimleri tarafından belirlenmiştir.
    Sendikal mücadele sık sık farklı gündemler içinde boğulmaya ya da geri plana itilmeye çalışılsa da, taleplerin ve hedeflerin, başlangıçta kitleler tarafından kavranışı ve sahiplenilmesi yaratılmadan atılan adımların başarılı olması çok zordur. Emekçilerin talepleri ile hedefler bütünleştirilebildiği ölçüde, onların çeşitli adlar altında oluşturdukları örgütlülüklerin gücü ve etkisinin artması kaçınılmazdır.
    Emekçilerin birbirinden pek çok yönden farklı olması (din, dil, etnik kimlik, siyasi görüş farklılıkları vb.), “geri” ya da “ileri” olarak tanımlanan kesimler arasındaki bilinç ve örgütlülük düzeylerini de doğrudan etkiliyor. Bu durum, aynı örgütsel yapı içinde farklılıklar üzerinden “rekabet” ve “bölünme” korkusunun sürekli diri kalmasına neden oluyor. Sendikaların hitap ettiği emekçiler, nesnel farklılıkların yanı sıra zaten birbirinden farklı bilinç ve algılama düzeylerine sahipler. Bu özellikleri nedeniyle kimi zaman sadece bu yönlerine bakıp sendikaları “sağcı” ya da “solcu” gibi anlamsız ifadelerle niteleyenler çıksa da, sorun bu kadar “sığ” bir soyutlama ile geçiştirilecek kadar basit değil.
    Burada bir kısmına değindiğimiz sorunlar göz ardı edilerek atılacak her adım, sendikaların kaçınılmaz olarak hep başkalarının belirlediği gündemlerin peşinde koşmasına neden olacak. Bugüne kadar benimsenen geleneksel (bürokratik) yapı ve davranış kalıpları değiştirilmedikçe, sendikal mücadelenin, Don Kişot’un görünmeyen yel değirmenlerine karşı verdiği mücadele gibi beyhude bir uğraş olmaktan öteye gitmesi mümkün görünmüyor.
    ERKAN AYDOĞANOĞLU
    www.evrensel.net