Sıcaklar ve çalışma temposu artıyor Demir çelik işçileri ‘yanıyor’

Sıcaklar ve çalışma temposu artıyor Demir çelik işçileri ‘yanıyor’

Yaz aylarının gelmesiyle beraber sıcaktan bunaldıkça yaşam ve çalışma alanlarımızı sıcaklara uygun hale getirmeye çalışırız. Kimi zaman klima olur çaremiz, kimi zaman vantilatör.


Yaz aylarının gelmesiyle beraber sıcaktan bunaldıkça yaşam ve çalışma alanlarımızı sıcaklara uygun hale getirmeye çalışırız. Kimi zaman klima olur çaremiz, kimi zaman vantilatör. Ancak birçok fabrikada bu çareler “tasarruf tedbirleri” veya “masraf” olarak görüldüğü için daha iyi yaşama ve çalışma hakkından mahrum bırakılıyor işçiler. Oysa bu basit önlemler bile alınmadığı için fabrikalarda dikkatsizlikten kaynaklı iş kazaları da artıyor.
En son İDǒde yaşanan iş kazasında potadan sıçrayan lavdan dolayı bir işçi yandı. Yaklaşık bir aydır 1. derece yanıktan dolayı yatan elektrik bakım teknisyeni işçi, 120 gün istirahat aldı. Uzun bir süre güneşe çıkamayacak olan işçinin eski haline dönmesi de zor görünüyor. Arkadaşları bu duruma olan kızgınlıklarını dile getirerek, “Aslında bu kaza bir anlık dikkatsizlikle olmuş. Vinç potayı taşırken hafif bir sallanmayla arkadaşın üzerine erimiş demir sıçramış” diyor. Artık fabrikada 19-20 yaşlarında tecrübesiz gençlerin çalıştığını belirten işçiler, bundan sonra daha da fazla kaza yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.
DAHA ÇABUK YAŞLANIYORLAR
Ne klima, ne vantilatör, ne de yeterli havalandırmaya sahip fabrikalarda mesai dolduruyor demir çelik işçileri. Yazın gelmesiyle beraber fabrikada ne tür değişimlerin olduğunu sorduğumuz işçilerden, kısaca “Hiçbir şey” yanıtını alıyoruz.
İş kazalarının arttığı bu dönemde, “Hem içerisi, hem dışarısı sıcak, neredeyse iç çamaşırı ile çalışacağız” diyen bir işçi, ancak fabrikada disiplinin arttığını ve mecburen iş elbisesi ile çalıştıklarını belirtiyor. “İşten çıkarmak için hata kolluyorlar zaten. Başka bir fabrika olsa don-atletle çalışırız. Öyle çalışılan yerler de var ama biz sadece kovayla su döküyoruz başımızdan. Zaten her yerimizden ırmak gibi ter akıyor” diyerek anlatıyor durumu. Aşırı ve hızlı su kaybından kaynaklı vücutta aşırı mineral kaybı olduğunu ifade eden işçi, bunun da hastalıklara karşı vücudu dayanıksız yaptığını, bütün vücudun yapısını değiştirerek, gücü ve direnci yok ettiğini dile getiriyor. “Yani 5 yılda en az 15-20 yıl yaşlanır insan” diyor. “Mineral kaybının önlenmesi için neler yapılıyor, biliyor musunuz” diye soruyoruz. Bir İDÇ işçisi, “Bizde yoğurt ve ayran süreklidir, yemekler de iyi, ama ne olması gerektiğini de tam bilmiyoruz” diyor. Başka bir işçi ise “Sendikalı olanlar yine iyi, bir de taşeronlar var. Ocak altında çalışırlar, onların durumu berbat” diyor.
KİMSENİN YAPMADIĞI İŞLER TAŞERONA
Ocak altı cüruf temizleme işinin fabrikadaki en zor ve görünmeyen iş olduğunu söylüyor işçi. Cüruf temizleme işini şöyle anlatıyor: “Kazanlardan kalan cüruflar 3-4 dökümde bir boşaltılır ve kazan temizlenir. Yoksa kazan dolar. Yaklaşık 1000-1400 derecedeki cüruf olduğu gibi yere aktarılır. Lav gibi dökülen cürufa anında su dökülür ve soğutulur. Havaya inanılmaz bir buhar bulutu yükselir. Sıcaklığı bir yana, içinde karbondioksit, sülfür gibi birçok ağır metalin de bulunduğu zehirli bir buhardır bu. Yüzeyi soğuyan cüruf katılaşır, hâlâ sıcak olan bu cüruf yığınının katılaşıp taşlaşmasına izin vermeden oradan kaldırmak gerekir. Yoksa bir daha ne parçalanır ne de oradan kaldırılır, onun için sıcak çalışılır. Kepçe, kamyon ve 5-6 işçi o buharı soluyarak dış yüzeyi katılaşmış cürufu kamyona yüklerler. Bu cüruf kütlesi o kadar sıcaktır ki, kimi zaman kepçenin camları patlar veya kepçe tutuşabilir! Tabii cürufu ocak altından kaldırmakla iş bitmiyor; kamyonla sahaya götürülen bu sıcak cüruf, orada koca koca tepeler oluşturarak yığılır. Kamyon boşaltırken bile tüten bu yığın hâlâ kırmızı renkte ve sıcaktır. Kamyondan aşağı akarken de lavı anımsatır, hâlâ zehirli dumanlar çıkar.”
Burada çalışan işçilerin hiçbirinde yarasız beresiz cilt olmadığını anlatıyor işçiler. Genelde buharın ve sıcaklığın etkisi, kimi zaman da sıcak lavdan kopan bir parçanın yakması ile ciltler tahriş olmuş, yara ve çatlaklarla dolu bir şekilde imiş. Cüruf temizleme işi günde ortalama 5-6 defa yapılıyormuş. “Her bekleme sırasında yerleri vardır, orada dinlenirler, tek avantajları budur” diyor konuştuğumuz işçi.
HABAŞ, İDÇ ve Ege Çelik’te de bu işlerde çalışanların hep taşeron işçiler olduğunu öğreniyoruz. “Kimse görmez onları. Genelde Şehit Kemal gibi kenar mahallelerin de en kenarında oturan Mardinli, Ağrılı Kürtlerdir. Kırsaldan gelmişlerdir ve her yerde olduğu gibi İzmir’de de şehir ne kadar büyük olursa olsun, onlar mecburiyetten yine kırsala yerleşirler. En zor ve en kötü işleri yaparlar ama sendikalı değildirler” diyerek anlatıyor, taşeron işçilerin sıkıntılarını. (İzmir/EVRENSEL)
Turan Kara
www.evrensel.net