Kriz, kâr ve sömürü…

Kriz, kâr ve sömürü…

‘Fırsat mıdır yıkım mıdır, faturasını kim öder’ sorularıyla karşıladığımız krizin birinci yılı dolarken bu soruların cevapları da yavaş yavaş netleşmeye başladı.


‘Fırsat mıdır yıkım mıdır, faturasını kim öder’ sorularıyla karşıladığımız krizin birinci yılı dolarken, bu soruların cevapları da yavaş yavaş netleşmeye başladı. Gerçi kapitalizmi ve kapitalizmde krizlerin ne anlama geldiğini biraz olsun bilenler, bu soruların cevaplarını da en başından beri biliyorlardı. Şimdi bilmeyenler bilenlere dudak büküp, inanmayanlar da öğrenmiş oldu.
Krize dair yukarıdaki sorulara en son yanıt; İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) çarşamba günü açıkladığı “500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2008 Raporu” ile geldi. Gerek raporu açıklayan İSO Başkanı Tanıl Küçük, gerekse rapor üzerine yorum yapan “piyasacı” iktisatçılar, bu rapora dayanarak “krizin faturasını sermayenin ödemekte olduğu” değerlendirmesini yaptılar. Onlara göre araştırmaya konu olan 500 şirketin ortalama kârları geçen yıla göre düşmüş, zarar eden şirket sayısı ise artmıştı. Dolayısıyla da krizin faturasını “kârı düşen sermaye” ödüyordu.
SERMAYENİN ÇÖZÜMÜ
Krizin faturasını sermayenin ödediğini savunanların kârların düşüşüne dair gerekçeleri ve çözümleri de hazırdı. İSO başkanının ifadesi ile kârların düşüş nedeni, yüksek vergiler ve istihdam üzerindeki yüklerdir. Çözüm için sermaye üzerindeki vergilerin kaldırılması, emek maliyetinin düşürülmesi ve sermayenin teşviklerle desteklenmesi gerekir. Kaynak olarak gösterilen adres ise IMF’dir.
İSO raporuna dayanarak sermayenin dillendirdiği söylem yeni değildir. Kârı “kâinatın varlık koşulu” olarak gösteren bu söylem, özellikle neoliberal politikaların benimsendiği 1970’li yıllardan bu yana sürekli olarak tekrarlanır durur. Buna göre kârın önündeki tüm engeller kalkmalı, emekçiler, bugünlerini ve yarınlarını daha fazla kâr için feda etmelidir.
Sermayenin kârı kutsaması son derece doğaldır. Bu bağlamda, Tanıl Küçük ve onun gibi sermaye temsilcilerinin kârlardaki düşüş karşısında feryat etmesi de son derece anlaşılırdır. Doğal olmayan ve anlaşılamayan, sermaye dışında kalan yani gelir kaynağı kâr olmayanların da kârın kutsallığına inanması, kâr düşüşlerini kendisine dert edinmesidir. Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki; sermaye, kâr konusunda tatminsizdir. Hiçbir dönemde hiçbir sermaye kuruluşu kârını yeterli bulmamış, hep daha fazlasını istemiştir. Kârın temel kaynağı, bilindiği gibi üretim süreci içerisinde emek sömürüsüdür ve kârın artması da emek sömürüsünün yoğunlaşması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla kâr, sermayenin, başta emekçiler olmak üzere sermaye dışındaki toplum kesimlerinin yaratmış olduğu değere el koymasıyla ortaya çıkar. Bu nedenle de kârı sadece ekonomik bir faaliyetin ürünü olarak değil, sınıflar arasındaki mücadelenin sonucunda belirlenen siyasi ve elbette ideolojik kökenleri de olan bir olgu olarak görmek gerekir.
EMEK SÖMÜRÜSÜYLE KÂRLARINI KATLADILAR
İSO raporu sonrasında sermayeden gelen feryadı anlamlandırmak için her şeyden önce düştüğü iddia edilen kârların kaynağına bakmak gerekir. Raporda yer alan sanayi kuruluşlarının hemen tümü, 2001 krizi sonrasında uygulanan “yapısal reformlar” sayesinde 5-6 yıl içinde kârlarını kat kat artırmıştır. Bu bağlamda, esnek ve güvencesiz çalışma yaygınlaştırılarak emek sömürüsünün artırılması, kârlarda aşırı artışın en önemli nedenidir. Bunun yanı sıra özelleştirilen işletmeler ve piyasaya açılan kamu hizmetleri ile sermaye için yaratılan yeni kâr alanları da kârın aşırı derecede yükselmesine yol açmıştır. Ayrıca yatırım iklimi oluşturulması adı altında verilen sayısız teşviklerle de sermayeye kaynak aktarılmıştır.
İşte, İSO raporunda düştüğü söylenen kârlar, özellikle 2001 krizini fırsata çeviren sermayenin, emeğin ve toplumsal kaynakların sömürüsüyle aşırı biçimde artan kârlarının bir miktar azalmasıdır (kârlılık artışı süren işletmeler de vardır). Şimdi sermaye, kârlardaki bu göreceli azalmayı “krizin faturasını ödüyoruz” söylemine dönüştürüp önce geçmişte edindiği aşırı kârların kaynağını gizlemeye ve bu aşırı kârları meşru hale getirmeye; daha sonra da kârları çok daha büyütmek üzere emek ve toplumsal kaynaklara yönelik sömürüsünü artırmaya çalışmaktadır.
KAYNAK SERMAYEYE YÜK EMEKÇİYE
Kabul etmek gerekir ki, 2008 krizinin ilan edildiği Ekim ayından bu yana sermaye, aşırı kâr ortamını korumak üzere gösterdiği çaba ile bu krizi de diğerleri gibi fırsata çevirme konusunda önemli bir başarı elde etmiştir. Krizin başından bu yana hükümet tarafından gerçekleştirilen tüm düzenlemeler, sermayenin talepleri doğrultusunda gerçekleşmiştir. Bu doğrultuda bir taraftan işten çıkartmalar, ücretsiz izinler, ücret düşürmeler ve artan çalışma saatleri ile emek sömürüsü daha da yoğunlaşırken; sermayenin ödemesi gereken vergiler, primler ve hatta ücretler (kısa çalışma ödeneği ile) İşsizlik Sigortası Fonu ve bütçesi aracılığı ile toplumun sırtına yüklenmiştir.
Sermayenin kârı düşmesin diye kamu bütçesinden aktarılan kaynakların yarattığı açığı kapatmak da yine emekçilere ve sermaye dışındaki diğer toplum kesimlerine düşmektedir. Daha birkaç ay öncesine kadar talep yetersizliğinden yakınan ve -sermayenin iş birlikçisi sendikacıları da yanlarına alıp- toplumu “pazara çıkmaya çağıran” sermayenin isteği ile göstermelik vergi indirimleri yapan hükümet, bütçe açığını kapatmak üzere yeni kemer sıkma paketlerinin hazırlığını yapmaktadır.
Yukarıda da belirtildiği gibi sermaye örgütlerinin krizleri fırsata çevirerek kârı en yüksek düzeye çıkartma çabası, sınıfsal bir reflekstir ve son derece doğaldır. Sermaye, kârının kaynağı olan sömürüyü engelleyecek sınıfsal bir refleksle karşılaşmadığı ve krizlerin faturasını emekçi sınıfların sırtına yükleyebildiği sürece bu çabasında başarılı olmaya devam edecektir(!)
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.