ROJEV

ROJEV

  • Başbakan Erdoğan’ın 15 Temmuz’da 6 bakanla yaptığı mini zirveden sonra kamuoyuna açıklanan ikinci “açılım” harekatının içeriği belli olmaya başladı.


    Başbakan Erdoğan’ın 15 Temmuz’da 6 bakanla yaptığı mini zirveden sonra kamuoyuna açıklanan ikinci “açılım” harekatının içeriği belli olmaya başladı. Hükümete yakın basın organlarına yansıdığı kadarıyla, bu “açılım”ın en önemli ayağını, daha önce ABD tarafından gündeme getirilen “dağdakilerin ülkeye dönüşünün sağlanması” ve “PKK’nin lider kadrosunun sürgüne gönderilmesi” oluşturuyor. Hükümet bu adımla, Öcalan’ın 15 Ağustos’ta açıklayacağı ‘yol haritası’ndan önce inisiyatifi eline almak istiyor.
    Hükümetin ikinci “açılım” harekatı, gerek zamanlama ve gerekse yapılış amacı bakımından birincisiyle birçok benzerlik taşıyor. Hükümetin “açılım” politikası, 29 Mart yerel seçimlerinden önce ‘TRT Şeş’in kurulmasıyla başlamıştı. O dönem “açılım” politikasının uluslararası boyutunda, Erbil’de yapılacak bir konferansla PKK’nin Kürdistan Federe Yönetimi sınırları içindeki unsurlarının silahsızlandırılmasına yönelik adımlar atılıyordu. Öte yandan, askeri operasyonlarını sürdüren Genelkurmay da, bu politikaların arkasında olduğunu açıklamıştı. Bu çok yönlü “açılım” ile önce yerel seçimlerde DTP gerileterek, “DTP/PKK’nin Kürtlerin temsilcileri olamayacağı” propagandası eşliğinde Güney’deki PKK varlığının tasfiyesi yönünde adımlar atılacak ve bu konuda ayakbağı oluşturmaya devam edenlere karşı ordu, askeri operasyonlarını sürdürecekti.
    Başbakan’ın yeni “açılım”ı da, sorunun çözümü yönünde bir beklentinin oluştuğu ve Öcalan’ın bu beklentilere yanıt vermek üzere bir ‘yol haritası’ açıklayacağını ilan ettiği bir dönemde gerçekleştirilmektedir. Toplumun farklı kesimlerinde çözüm önerileri konusunda DTP’yle, Öcalan’la görüşülmesi konusunda sesler yükselirken, Başbakan kendi partisinden milletvekillerinin bile konuşmasına tahammülsüz olduğunu göstermiştir. Bölge’de yüze yakın birimde yerel seçimleri kazanan ve Kürtlerin önemli bir kesimini temsil eden DTP’nin görüşme talebini kabul etmeden gerçekleştirileceği söylenen bir “açılım”, acaba ne kadar inandırıcı olabilir? Devletin tutumuna sadece buradan bakıldığında bile, asıl amacın sorunun çözümü yönünde adımlar atmak değil; çözüm konusunda Kürt hareketinin geliştirdiği tutum ve inisiyatifi boşa çıkarmak olduğu görülmektedir.
    “Açılım”la eş zamanlı olarak Türkiye, ABD ve Irak merkezi ile Kürt federe hükümetlerinin ortak toplantılarının yeniden başlamış olması da (bu toplantıların ikincisi yarın Ankara’da yapılacak) nasıl bir çözüm amaçlandığı konusunda fikir vericidir. Bunlara Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un daha nisan ayında yaptığı toplantıda “Türkiye halkı” tanımlaması (Genelkurmay, bu tanımlama ile “açılım”ların sınırlarını belirlemiştir) ve “Kürtlerin, Zazaların bireysel kültürel hakları”ndan söz etmesi eklendiğinde, görüntü netleşmektedir: ABD ve Bölge’de kendi ekseninde bir araya getirdiği güçlerin çözümden anladıkları, Kürt halkının talep ve beklentilerinin karşılanması değil; PKK’nin etkisizleştirilmesine dayanan bir “çözüm”dür!
    Özetle, devletin/hükümetin “açılım”ları, halkı gerici politikalara yedeklemek üzere kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklara dayanmaktadır. Bu politikanın güç kazanmasının, sorunun çözümü yönünde oluşan olumlu havayı karartacağını ve halklara yeni acılar yaşatacağını söylemek için sadece bugüne kadar yapılanlara bakmak yeterlidir. Öyleyse yapılması gereken açıktır: Türk halkı ve her milliyetten emekçiler, Kürt halkının barış için uzattığı eli tutarak barışa kapatılmak istenen kapıları hep birlikte zorlamalıdır.
    ÇETİN DİYAR
    www.evrensel.net