Che’nin kısa iki öyküsü

Che’nin kısa iki öyküsü

En bariz tarihi gerçekler söz konusu olduğunda bile Hollywood Sineması’nın nasıl işlediğinden şüphe etmek gerekir. Olayları ters yüz edip çarpıtmak, alakasız bir noktadan yakalayıp konuyu boğmak...


En bariz tarihi gerçekler söz konusu olduğunda bile Hollywood Sineması’nın nasıl işlediğinden şüphe etmek gerekir. Olayları ters yüz edip çarpıtmak, alakasız bir noktadan yakalayıp konuyu boğmak, her olaydan bir kahraman çıkarmak Hollywood’un tipik özellikleridir. Neyse ki Yönetmen Steven Soderbergh yeni çevirdiği Che filmlerinde bunu yapmıyor. Her iki filmde de yönetmen tarihi gerçeklere bağlı olarak Che’yi anlatmış.
TEK ŞARTI: GİTMEK
İlk filmin başlangıcında Meksiko City’de bir evde Fidel Castro ve arkadaşları Küba’daki Batista diktatörlüğüne karşı mücadele etme kararı alırlar. Castro orada bulunan Che’ye katılıp katılmayacağını sorar. Che, “Ama bir şartım var. Devrimden sonra başka ülkeye gideceğim.” yanıtını verir. Bunun üzerine Castro, “Sen de az deli değilsin” der.
Uzun ve zorlu bir mücadeleden sonra Castro ve arkadaşları Batista’yı devirip devrim yapmayı başarırlar. Che devrimden sonra birçok görevde bulunur ve sözünde durup ‘delice’ fikrini yerine getirmek için Küba’daki bütün görevlerini bırakıp başka ülkeye gider. İlk önce Kongo’ya giden Che daha sonra Bolivya’nın yolunu tutar. İkinci film ‘Che-Gerilla’ da bu andan başlayarak Che’nin Bolivya’daki gerilla mücadelesini anlatır.
Filmin ilk bölümünde yönetmen bir tarafta Che ve arkadaşlarının gerilla mücadelesinin zorluklarını, günlük yaşamlarını öne çıkarırken, diğer tarafta devrimden sonra Sanayi Bakanı olarak Che’nin diplomatik görüşmelerini ve konuşmalarını (özellikle 1964’te BM’de yaptığı ünlü konuşması) beyaz perdeye taşır. Filmde tüm bunlar bir sıraya göre değil, gel-gitlerle anlatılır. Yönetmen bunların arasına o dönem çekilmiş gerçek görüntüleri de serpiştirir. Savaşçı ve diplomat olarak Che her iki cephede de emperyalizme karşı ülkesini savunur.
‘HAYDİ ATEŞ ET, KORKMA!’
İkinci film Fidel Castro’nun Che’nin kendisi adına yazmış olduğu mektubu okuması ile başlar. Che Savunma Bakanlığı’nı, eşini, çocuklarını ve yıllarca birlikte mücadele ettiği yoldaşlarını geride bırakıp başka bir mücadele alanına, Bolivya’ya gider. Burada gerilla mücadelesi için hazırlıklara başlayan Che ve arkadaşları birçok zorlukla karşılaşırlar. Komünist Partisi gerilla mücadelesinde isteksizdir. Gerillalardan bazıları Küba’dan gelen ve hareketin önderliğini alan Che ve arkadaşlarını pek sıcak karşılamazlar. Köylüler gerilla hareketine karşı kuşkucu ve dikkatliler. Bolivya Ordusu gerillaların yerini çabuk tespit edip takip etmeye başlar. Gerillalara karşı operasyonlar birbirini izler. Bu arada Che’nin aldığı ilaçlar düşmanın eline geçer ve Che ağır astım krizleri geçirir ve adeta yürüyemeyecek hale gelir. Yani bütün olumsuz koşullar üst üste biner ve gerillaların etrafındaki çember her saat, her dakika biraz daha daralır. En son çemberi yarmak isterlerken bir çoğu ölür ve Che kurşunu bittiği için yaralı olarak yakalanır.
Yakalandıktan sonra kendisine işkence edenlerin yüzüne tüküren Che, hakaret eden subayın yüzüne yumruğunu indirir. Kendisini öldürmek için görevlendirilen askerin titrediğini gören Che, “Haydi ateş et, korkma” der.
Yönetmen Soderbergh ikinci filmi Che’nin Bolivya’da gerilla mücadelesi verirken yazdığı günlüklerini esas alarak çekmiş. ‘Bolivya Günlüğü’ Che’nin gerilla mücadelesi için dağlara ayak bastığı 7 Kasım 1966’da “Bugün yeni bir dönem başlıyor” cümlesi ile başlar ve 7 Ekim 1967’de şu cümle ile sona erer: “Ordu, kuşatılan 37 kişilik gerilla grubunun geçişini engellemek için Serrano’da iki yüz elli bulunduğunu ve Acero ile Oro arasındaki bölgeye sığınmış olduğumuz yolunda bir haber yayınladı. Ama bu bir şaşırtmaca olsa gerek. Yükseklik 2000 metre.” Bu satırlardan bir gün sonra yakalanır ve kurşuna dizilir.
İNSANİ DEVRİMCİ ÖZ
Yönetmen her iki filmde de Che’nin insani yönünü öne çıkarmış. En zor koşullarda bile yoldaşlarını ikna etmeye çalışan, mücadelede gönüllük ilkesini esas alan, halka sevgi ile yaklaşan bir tutum izler. Düşmanlarına karşı ne kadar sertse dostlarına, yoldaşlarına karşı da o kadar sevecendir. Yoldaşları ve halkın ona karşı sevgi ve saygısı da buradan gelir. Mücadeleye daha yeni katılmak isteyen bir gruba şu konuşmayı yapar: “Mücadelenin bu türü bize, insan soyunun en üst aşaması olan devrimciliğe erişme olanağı veriyor, ama aynı zamanda, eksiksiz insan olmamızı sağlıyor. Bu aşamalara ulaşamayacak olanlar hemen söylesin ve mücadeleyi bıraksın.” Çekip gidenlerin de elini aynı içtenlikle sıkar.
Filmlerde Che rolü tabii ki ön plandadır ama yönetmen dijital kamerasını uzaklaştırarak yoldaşlarını ve çevresini de buna dahil etmiş. Bu uzaklık Che kadar diğerlerinin de mücadeledeki ve devrimdeki rolünü belirtmesi açısından önemli.
Fidel Castro ‘Bolivya Günlüğü’ne yazdığı önsözünde Che’nin enternasyonalizmi hakkında şunları yazıyor: “Bir kişinin, bir adın, bir örneğin, bu kadar kısa bir zamanda ve böylesine güçlü bir tutkuyla şanlandırılmasına tarihte pek ender rastlanır yada hiç rastlanmaz. Bunun nedeni, Che’nin, bugünün, giderek de yarının dünyasını belirleyen enternasyonalist düşünceyi, en katıksız ve en özverili biçimde temsil etmesidir.”
Che filmlerinin Türkiye’de gösterime girip girmeyecekleri henüz belli değil. ABD’de Ocak ayında gösterilen filmler, Almanya’da da sinemalarda izlenebiliyor. Filmlerin ikincisi “Che-Guerilla” adıyla, 23 Temmuz’dan itibaren Almanya sinemalarında gösterimde.
Mehmet Salim
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.