GÖZLEMEVİ

GÖZLEMEVİ

  • Son günlerde nedendir bilmem, en duygulu anlarıma Sema’nın sesi eşlik ediyor. Nedenini gerçekten bilmiyorum, ama ikide bir kendimi Sema’yı dinlerken yakalıyorum.


    Son günlerde nedendir bilmem, en duygulu anlarıma Sema’nın sesi eşlik ediyor. Nedenini gerçekten bilmiyorum, ama ikide bir kendimi Sema’yı dinlerken yakalıyorum. Bunun nedeni ne? Vallahi bilmiyorum! Edindiğim Sema’nın “Echo II” albümündeki şarkılarının güzelliği ve etkileyiciliği mi, uzun süredir var olan “Sema alışkanlığım” mı, yoksa Sema’nın sesinin yüksek anlatım gücü mü bu halime neden, bilmiyorum, bilemiyorum! Bildiğim, bilebildiğim, Sema’nın bir nefes dolusu havayı her keresinde içinde yolculuğa çıkarması ve pamuklara sarılarak saklanası bir sesin sahibi olması.
    Sema, yanılmıyorsam üç yıl önce efsane hanımlara adadığı “Efsane Hanımlar” alt başlıklı “Echo” albümünü yayımlamıştı. Şimdi de, gene 1900’lerin başından başlayarak 1940’lara kadar İstanbul’da yaşamış, sahneye çıkmış ve taş plaklara imza atmış “Efsane Hanımlar”a adadığı ikinci “Echo”yu piyasaya sunmuş.
    İnanmayacaksınız, ama “Echo II”yi dinlerken nerede olursam olayım kendimi derin bir girdabın ortasında duyumsuyorum. “Bu da nereden çıktı” demeyin, çünkü bilmiyorum. Sanki minik bir sandalın içinde gibiyim. Ruhum, derinliği ölçülemeyen bir denizin ucu bucağı belirsiz sonsuzluğuna sürüklenip duruyor. Akşam olmuş, evdeyim. Sema, albümünde Mürşide Hanım’a adadığı Kaptanzade Ali Rıza Bey’in Hicaz şarkısı “Dağ Çilekleri”ni söylüyor. İyi ki yalnız değilim diye geçiriyorum içimden, yanımda Sema’nın sesi var. Teselli buluyorum. Seyyan Hanım’ın tangosu “Çapkın”ı dinlerken olacak bitecekten zerre kadar korkmuyorum, Sema ile yürütüyorum gecenin sandalını ya da sandalın gecesini veya sandallı geceyi. Saadettin Kaynak’ın Nihavent makamındaki “Menekşelendi sular”ına sıra geldiğinde batan güneşle birlikte, asılıyorum küreklerine sandalın, belki de karanlığın. Karanlıkta yıldızlar…
    Sema’yı bildiniz mi, “Echo II”yi edindiniz mi, diskçalarınıza yerleştirip dinlediniz mi? Nereden bileceğim, elbette “bu hususları” da bilemiyorum, ama edinmenizi ve dinlemenizi hararetle öneriyorum. Nedenine gelince, sizin de Sema ile tanışmanızı istiyorum. Dinleyin diye, bu ziyafetten aman sakın kendinizi alıkoymayın diye size doğru gırtlağımı paralarcasına sesleniyorum. Çünküüü… Sema’nın sesini dinlerken düşünceleriniz devinecek, biliyorum. O ses, beyninizin gri kıvrımlarına dolanacak, gri kıvrımlarında özgürce dolaşacak. O ses var ya o ses… O ses, duygularınızın tüm renklerine sürünecek, sürtünecek. Herhangi bir duygu, sıradan duygusal ürperme, gelişigüzel duygu yüklü bir irkilme Sema’nın sesinin titreşimleriyle sizi bir güzel yıkanıp paklayacak.
    Gene takıyorum CD’yi çalarına, her dinleyişimde: “Sesinde lirizm var şu Sema’nın,” diyorum. Sema’nın sesinde uçsuz bucaksız gizemli ufuklara doğru pupa yelken açılıyorum. İçkinlik (Bu sözcüğü varlığın içinde bulunmak, varlığın yapısına karışmış olmak ya da sadece bilinç içeriği olarak var olmak karşılığı olarak kullanmaktayım) türü olan ezgilerin pek çok amaç ve felsefe tarafından sahiplenilmiş olduğunu anlıyorum. Ütopik ufuk, hemen ayaklarımın dibinden başlıyor. Elimde olmayanları, olanaksızı istiyorum. Eksik yanlarımı Sema’nın sesi tamamlıyor.
    Daha önceleri Seyyan Hanım’dan dinlediğim “Hayat gülerken ağlatır”da içimde büyüyen nice güzellikler, nice renkler, nice yeni duygular keşfediyorum, ikide bir de: “Vay anasını,” diye iç geçiriyorum. Mustafa Şükrü’nün “Bir Martı Gibi”sinde benliğimde, hücrelerimde gökkuşağı çıkıyor, anılarımdaki “misk-i amber” yüreğime damla damla süzülüyor. Süzülürken, Sema’nın nefesini üfürürken harmanladığı havanın süzgecinden geçiyorum, Sema’nın yolculuğuna eşlik ediyorum.
    Bütün bunları anlatırken fevkalade iddialıyım benim Sevgili Okurum. Çünkü, Sema’nın bir nefeste, evet evet sadece bir nefeste pek çok, hem de ne kadar çok anlatacağı olduğuna ve anlattığına pek çok kez tanık olmuşluğum var benim. Çok şey anlatmak… O çok şeyi anlatmak için harcadığı bir nefese karşılık boşa harcadığı, daha doğrusu “feda ettiği” bir o kadar daha “yedek nefes”i olduğunu da biliyorum. Dilini güzel kullanıyor Sema, sözcüklerin anlam yükünü de, tonlamaları da yerli yerine, mükemmele yerleştiriyor. Sözcüklerin içindeki harfler sesinde belirginleşiyor. Kullandığı diyafram nefesini doğru alıyor, bu nefesin tüm vücudunda titreşimini sağlarken, elde ettiği titreşimi sırtından, göğsünden çıkan derinlik sesleri ile birleştiriyor, birleşimi ağzında topluyor. Sonrasında şarkısına göre, kimi zaman kafa sesini, bazen de gırtlak sesini kullanarak notaları rengarenk boyuyor.
    Sema’nın sesine öyle sekiz-on kez dinlemekle doyulmuyor.
    Sema tiryakilik yaratıyor.
    (Sema - “Echo II / Efsane Hanımlar” – Hammer Müzik)
    ÜSTÜN AKMEN
    www.evrensel.net