Fabrikalarda sömürü mahallelerde sefalet

Fabrikalarda sömürü mahallelerde sefalet

Kıraç, Esenyurt, Beylikdüzü, Hadımköy ve Avcılar’ı kapsayan geniş sanayi havzasında yaklaşık 4 bin fabrika ve işyeri var. Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşu arasında yer alan Grundig...


Kıraç, Esenyurt, Beylikdüzü, Hadımköy ve Avcılar’ı kapsayan geniş sanayi havzasında yaklaşık 4 bin fabrika ve işyeri var. Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşu arasında yer alan Grundig, Mercedes gibi fabrikaların yanı sıra Brillant, Sunny, Suntex gibi dünyaca ünlü markalar da bu bölgede faaliyet yürütüyor.
Bir çok fabrikanın kriz gerekçesiyle işçileri işten attığı, krizi fırsata çevirip kârını büyüttüğü bu bölgede, çalışan işçilerin ücretleri düşürülüyor sosyal hakları kısıtlanıyor. Bu uygulamaların hayata geçirildiği fabrikalardan biri de İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) açıkladığı “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2008 Raporu”nda 42. sırada yer alan Grundig. Yüzlerce işçinin kriz gerekçesiyle kapı önüne konduğu fabrikada taşeronlaştırma ve esnek çalışma yaygınlaştırıldı. Grundig’te çalışan işçiler her an işten atılma korkusu yaşıyor.
Grundig’te çalışan bir işçi yaşananları şöyle anlattı: “Şimdilerde kreşimizin kapanması da gündemde. Biz bu işi anlamadık. Bir yandan işten atılıyoruz, diğer yandan fabrika ha bire büyüyor. Ama daha az adamla daha çok çalışarak üretim yapıyoruz.”
ÇALIŞMA SİSTEMİ DEĞİŞİYOR
İSO’nun listesinde 21. sırada yer alan Mercedes’te ise krizle birlikte çalışma koşulları yeniden düzenlendi. Kriz döneminde hedef büyüten fabrikada, uyarlanmış çalışma saati modelleri, işletme tatili uygulaması, esnek çalışma saatleri ve iki fabrika arasında geçici iş gücü kaydırması gibi yeni uygulamalar hayata geçirildi. Buradaki ilk uygulama esnek çalışma ve işten çıkartma oldu.
Brillant’ta ise işçilerin ücretleri kriz gerekçesi ile gecikmeli ödeniyor. Burada çalışan bir işçi, “Kriz var denilerek işçi atılıyor ama diğer yandan da yeni ve daha ucuza işçi alınıyor. Üretimde herhangi bir düşüş yok” diyor.
AİLELER YOKSULLUK İÇİNDE
Fabrikalarda yaşanan bu uygulamalar, fabrikaların çevresinde kurulu emekçi mahallelerine de yoksulluk olarak yansıyor. Esenyurt, Kıraç, Beylikdüzü’nde bulunan fabrikaların patronları kârlarına kâr katarken emekçi ailelerin bir çoğu açlıkla pençeleşiyor.
Kriz gerekçesiyle işten atılanlardan biri olan Ali Yurt, bir hafta önce işten almış. Tekstil fabrikasında çalışan Yurt, şimdi iş arıyor. Yurt, atıldığı işyerinde kriz olmadığını bildiğinden işini geri istiyor.
Duran Kadıoğlu ise “Ben çalıştığım işyerinden kriz var diye çıkarıldım, önce patron girdi çıktı yaptı ücretlerimizi düşürdü. Bunu kabul etmedik diye bizi işten attı” diyor. “Hükümet krizle ilgili paket açıklıyor ama biz bir şey göremiyoruz” diyen Hasan Oruç, iki aydır işsiz. İki çocuğu olan Kadıoğlu, AKP Hükümeti’nin adalet anlayışını çözemediğini söylüyor. Yusuf Dağ ise kredi kartı mağdurlarından. İşten atılınca kart borcunu ödeyemeyen Dağ, şimdi bu borcu nedeniyle icralık. “Kriz var diye bizi işten attılar ama fabrika harıl harıl çalışıyor” diyen Orhan Kılıç, bir aydır işsiz. Kredi kartı mağduru olan Kılıç, kart borcunu ödeyebilmesi için önce işinin olması gerektiğini söylüyor.


İŞSİZLİK KORKUSU
Mert Ali Mete 38 yaşında. Altı çocuğundan dördünü okutabiliyor. Uzun süre iş arayan Mete, çorap yıkama atölyesinde yeni işe başlayabilmiş.
Öncesinde çalıştığı fabrikadan kriz gerekçesiyle atılan Mete, asgari ücretle sigortasız çalıştığı işinden de atılma korkusuyla çalışıyor. Sürekli işten atmayla tehdit edildiklerini söyleyen Mete, aç kalma korkusu yaşadıklarını dile getiriyor.


BARİ EVİMİZE DOKUNMAYIN
Fesih Dilek, eşi ve 3 çocuğu ile birlikte Ağrı’dan göç etmiş İstanbul Kıraç’a. Kıt kanaat geçinebilen aile iki göz bir de gece kondu yapmışlar kendilerine. Çocukların eğitimi, evin ihtiyaçları derken açlık sınırının altında yaşayan aile Başbakan’ın yok dediği ekonomik krizle birlikte bir parça ekmeğin hesabını yapar durumda şimdilerde. “Memlekette iş olmayınca mecburen buradayız. İlk zamanlarda inşaatlarda iş vardı çalışıyordum. Ama sonra krizle birlikte bir ay çalışıyorsam bir ay boştaydım. Çalışamayınca eve ekmek de getiremiyorsun” diyen Dilek, bu sıkıntılar arasında bir de iş kazası geçirmiş. İnşaattan düşüp sakatlanan Dilek, çalışamaz durumda. Birkaç gündür bir inşaat şantiyesinde bekçilik yapan Dilek, bu işin de ne kadar süreceğini kestiremiyor. Fesih Dilek’in eşi giriyor söze “Çocukları okutmak istiyoruz ama bu yoklukta daha ne kadar dayanabiliriz bilmiyorum. Çocukları okula yollarken evde peynir, zeytin varsa onu koyuyorum ekmek arasına öyle yolluyorum. Bir eksiklerini gidersek başka bir şeyleri eksik kalıyor” diyor. Hiç bir sosyal güvenceleri olmayan aile, zor bela yeşilkart çıkartabilmiş. Fesih Dilek, bekçilik işinden 600 Tl kazanıyor. “Türkiye’de yoksulluk sınırı ise 1800 lira. Size ne talep ediyorsunuz?” sorusuna ise Dilek ailesinin yanıtı şu oluyor: “Biz zaten köle gibi yaşıyoruz. Yeterince eziyet çekiyoruz. Kimseden bir şey istediğimiz yok. Evimiz gecekondu. Evimize dokunmasınlar yeter.”


EVİN YÜKÜ ONUN OMUZLARINDA
Duru Şanlıoğlu, anne olmanın sorumluğunun yanı sıra evin geçimini de omuzlarında taşıyor. 4 çocuğu olan ve kocası felçli olan Şanlıoğlu, sırtındaki el arabasıyla çöplerden hurda toplayarak evini geçindirmeye çalışıyor. Fabrikalar da iş bulamayan Şanlıoğlu, “Kocam felçli olmasına rağmen maaş bağlamadılar. Ben de çocukların ihtiyaçlarını karşılamak için çekçekle çöpten plastik ve cam toplayarak satıyorum” diyor. Duru Şanlıoğlu’nun 4 çocuğu da zeka geriliği yaşıyor. Çocuklarının bu durumda olmasının nedeni akraba evliliği değil. Sadece yetersiz beslenme. Çocuklarının birini belediyenin otistik çocukların rehabilite edildiği merkeze gönderebilen Şanlıoğlu, “Benim çocuklarım anne sütü alamadılar. Hazır mamalar da alamadım onlara. Beslenemedikleri için bu haldeler” diyor. Duru Şanlıoğlu, çöpten topladıklarının kilosunu 25 kuruşa satabiliyor. “Günde 10-15 kilo topluyorum, sabah altıda çıkıyorum işe, öğlen gelip çocuklara yemek veriyorum. Sonra tekrar işe çıkıyorum. Bir de akşam 9’dan sonra çıkıyorum. Belediyenin çöp arabalarından önce çıkarsam iyi oluyor. Ama çöp arabasından sonra çıkarsam bir şey toplayamıyorum” diyen Şanlıoğlu, seçimlerde AKP’ye oy vermiş. Oy zamanı insan yerine konulduklarını anlatan Şanlıoğlu, sonrasında ise yaşadığı belli olmayan bir vatandaş durumunda. Daha önceleri çadırda yaşayan aile şimdilerde bir kulübede kalıyor.


BAŞBAKAN BURAYA GELSİN
Bahri ve Telliha Ekiz çifti evlendikten sonra geçim sorunları yüzünden Ardahan’dan Manisa’ya göç etmek zorunda kalmışlar. Buradan da taşı toprağı altın İstanbul’a… Telliha Ekiz, “Taşı toprağı altın diye geldik buralara ama burada altın yerine çamur bulduk” diyor. 2 yaşında bir çocukları var Ekiz ailesinin. Esenyurt Yeşilkent Mahallesi’nde iki göz bir evde yaşıyorlar. Bahri Ekiz elektrik işleri yaparak geçindiriyor ailesini. Ancak bu geçindirme kavramı bugün geçerli değil.
Geçtiğimiz ay mahallede yaşanan sel baskını Ekiz ailesinin de evini vurmuş. Evin sel suları altında kalması yetmezmiş gibi sel sularından çocuğunu kurtarmaya çalışan Bahri Ekiz, kolunu kesmiş. Damarları kesilen kolunu şimdi kullanamaz durumda. Evleri ve eşyaları da tamamıyla kullanamaz halde. Hiçbir sosyal güvenceleri olmayan aile yeşil kart almak için çabalıyor şimdilerde. Bahri Ekiz yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Kolumdan ameliyat olmam lazım. Hastaneler 4 bin 500 lira istiyorlar. Karşılayacak gücümüz yok. Bu durumumdan dolayı çalışamıyorum. Kendime uygun iş balkıyorum ama bulamıyorum. Yeşil kart için baş vurdum, sel sırasında oluşan zararımızı da kimse karşılamadı.” Karı koca birlikte çalışmayı düşündükleri için 2 yaşındaki çocuklarını anne babalarının yanına köye yollamışlar. Telliha Ekiz, iş arıyor ancak herhangi bir vasfı olmadığı için iş bulamamış. “Bende temizlik işleri bakıyorum. Bulabilirsem çalışacağım” diyen Telliha Ekiz, başka çaresinin olmadığını söylüyor. Başbakan’ın, “3 çocuk yapın” sözlerini hatırlatan Bahri Ekiz, kendilerinin birine bile bakamadıklarını söylüyor. Bahri Ekiz, “Başbakan kriz yok diyor. Soruyoruz hiç buralara gelip bizim halimizi gördü mü?” diyor.


AKP HÜKÜMETİ SERMAYEYE ÇALIŞIYOR
istihdam paketi ile birlikte istihdam büroları açmaya hazırlanan AKP, işçileri alınıp satılan bir meta haline getirmek istiyor. İşten atmaları yasaklamak yerine patronlara teşvikler sunmayı daha doğru bulan AKP, hayata geçirdiği uygulamalarla patronları ihya ediyor. Son açıklanan teşvik paketine göre yatırımcılar, yeni yatırımlarından kaynaklanan faaliyetleriyle ilgili olarak elde edecekleri kârdan yüzde 20 yerine, birinci bölgede yüzde 10, ikinci bölgede yüzde 8, üçüncü bölgede yüzde 4 ve dördüncü bölgede ise yüzde 2 oranında kurumlar vergisi ödeyecek. İndirimli kurumlar vergisi oranlarından yararlanma süresi, bölgelere ve yatırım büyüklüğüne göre değişecek. İşsizlik sigortası fonunda birikmiş paralarla fabrikalara yerleştirilen işçilerin parları ödenecek. 30 Nisan 2009 tarihi itibariyle firmaların yıl sonuna kadar mevcut istihdamlarına ilave olarak işe alacakları personelin sosyal güvenlik primleri 6 ay boyunca devlet karşılayacak.
(İstanbul/EVRENSEL)
Sinan Ceviz
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.