MERCEK

MERCEK

  • Seçilen kavram dahi oportünistçedir! “İçi” her türden doldurulabilir. Her yana çekilebilir. Belirsiz ve elastikidir.


    Seçilen kavram dahi oportünistçedir! “İçi” her türden doldurulabilir. Her yana çekilebilir. Belirsiz ve elastikidir.
    Kürtlerin talepleri belirsiz değildir. Cumhurbaşkanı da, Genelkurmay da, Başbakan ve hükümeti de, devletin tüm öteki kurumlarının başında oturanlar da, sermayenin “dördüncü” savaş kuvveti medyası da bu talepleri bilmektedirler. Buna rağmen, “Biz şu şu talepleri kabulleniyoruz” türünden bir netlik koymuyorlar ortaya. “En esnek, en hoşgörülü, açılımdan yana ve çözüm isteyen kişi” olarak gösterilen Cumhurbaşkanı Gül, konuşma ve açıklamalarının çoğunda Kürt sorunu sözcüklerini kullanmaktan dahi kaçınıyor. “O dediğiniz mesele” diye, üzerinden geçiyor, sözüm ona atlamış, anmamış oluyor. Kayseri’deki konuşması, devlet açılımının ipuçlarını veriyor. “Türkiye’de güzel şeyler olacak dediniz, oluyor mu?” sorusuna, A. Gül; “Bunların hepsi olacak. Herkes güzel şeylerin olmasına yardımcı olur. Herkes yardımcı da oluyor herkes. Türkiye için güzel şeyler olacaktır. ... Önemli olan burada ülkemizi problemlerden nasıl kurtarabiliriz ve ülkemizin önünü nasıl açabiliriz, bütün vatandaşlarımızı nasıl kazanabiliriz, Türkiye’nin bütün vatandaşlarının Türkiye Cumhuriyeti’ne olan aidiyet duygusunu nasıl güçlendirebiliriz. ...”
    “Aslında Türkiye’nin demokratikleşme süreci, reform süreci de bununla ilgilidir. Ülkemizin çok meseleleri vardır, her ülkenin çeşitli meseleleri olduğu gibi. Türkiye bu çeşitli meseleleri demokrasinin standartlarını yükselterek, kendine özgüven duyarak, farklılıklarını zenginlik olarak halledecektir. ...” şeklinde cevaplıyor.
    Cevap net değildir. “İyi şeyler”in “Arayıp bulup imha ederim” anlayışını içerip içermediği açık edilmemektedir(!) Sorunun merkezine “Türkiye Cumhuriyeti’ne aidiyet” oturtulduğu açıktır. Kürtler ulusal hak eşitliği temelinde “aynı devletin içinde yaşamayı” kabul ettiklerini bin kez açıklamış olmalarına karşın, Kürt ulusal varlığı ve dil başta olmak üzere haklarının baskıyla engellenmesi nedeniyle ortaya çıkan bir sorun üzerine ve “çözüm” iddiasıyla yürütülen tartışmalara, devletin üst görevlileri, aidiyet sorununu öne çıkararak katılıyorlar.
    Devlet ve hükümet “açılımı”nın neyle doldurulmak istendiği hakkında anahtar ise, Ankara’da düzenlenen “üçlü toplantı” oluyor! Bu toplantının ana gündem maddesinin “PKK’nın Kuzey Irak’taki varlığına son vermek” olduğunu İçişleri Bakanı ile, toplantıya Irak adına katılan “güvenlikten sorumlu” kişi, açıkladılar. Kürtlerin “çatışmasızlık” ve “operasyonların durdurulması”nı istedikleri bir süreçte, “bölücü örgüt tasfiyesi” üzerine, ABD’nin Irak işgalinin askeri komutanı ve Türkiye ve Irak’ta, “güvenlikten sorumlu” zatların katılımıyla toplantı düzenleniyor. Devlet ve hükümet adına yapılan açıklamalarda Kürtçe eğitimin reddedildiği, ancak bireysel kültürel hak olarak öğrenilmesinin önünün açık tutulduğu ilan edildi. Başbakan ve bakanları, gündemlerinde herhangi bir af sorununun bulunmadığını, konunun gündeme getirildiği her durumda dile getirdiler. Kürtlerin ulusal varlığının ve ulusal taleplerinin söz konusu edilmesini dahi bölücülük ve vatana ihanet sayan yasa-Anayasa maddeleri olduğu yerde duruyor. Bunların değiştirilip bu antidemokratik, inkarcı ve asimilasyoncu anlayıştan temizleneceğine dair en küçük bir çalışma henüz söz konusu değil.
    Peki bu “açılım” ne menem bir şeydir?
    Ortaya çıktığı kadarıyla bu, bazı kültürel “serbesti”den ve Kürtçe isim koyma yasaklarının kaldırılması, “Türkiye’de yaşayan herkesin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu” şeklindeki bilinen formülün resmi düzeyde yeniden ilan edilmesi ve daha önce adına “pişmanlık yasası” denilen “eve dönüş yasası” olarak da ifade edilen yasanın biraz daha esnetilerek kapsama alanını genişletilmesiyle sınırlı bir “açılım” olacaktır.
    Sorunun eşit haklar temelinde çözümü için ise Kürt, Türk ve öteki milliyetlerden emekçilerin mücadelesi zorunlu olmaya devam edecektir.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net