BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Hükümet, haftalardır kamuoyunu meşgul ettiği “Kürt açılımının özünü” değilse de, sorunun “yöntem ve üslup”la ilgili yanını dün açıkladı.


    Hükümet, haftalardır kamuoyunu meşgul ettiği “Kürt açılımının özünü” değilse de, sorunun “yöntem ve üslup”la ilgili yanını dün açıkladı.
    Hükümet adına “Kürt açılımının hazırlıklarının koordinasyonu görevi”yle yükümlendirilen İçişleri Bakanı Beşir Atalay dün, bu konuda hükümetin görüşünü açıkladı.
    Bakan en baştan; “Bugün kimse bizden sorunun çözümünün özüne dair bir şey beklemesin, sadece üslup ve yöntem üzerine bir açıklama yapacağım” diyerek, kendisine soru sorulmasını bile önledi. Nitekim basın açıklamasından sonra sorulan sorulara, eften püften sorulara bile konuşmasından alıntılar yaparak yanıt verdi.
    O yüzden bu yazıya, konuşmadaki bazı ifadelere vurgu yaparak başlamak gerek. Çünkü Bakan basın açıklamasını, bu konuşmadan olumlu sonuçlar çıkararak; hükümetin, “Kürt sorununun demokratik çözümü için belirleyici adımlar atmaya hazırlandığı”na dair bir kampanya başlatacak olanların dayanaklar bulacağı ifadeler seçmiş. Başka bir söyleyişle açıklama, hükümetin “izleyeceği hattın” açıklanmasından çok, yandaş basının esip gürlemesi için hazırlanmış görünüyor.
    Atalay’ın açıklamasının temeli, “Biz bu sorunun, demokratik hakların ve özgürlüklerin genişletilmesi temelinde çözüleceğini esas alıyoruz” üstüne oturtulmuş!
    İlk bakışta herkesin “Doğru, destekliyoruz” demesi gereken bir “temel” bu. Ama 5-10 yıl önce bu dense anlamlı olurdu. Bugün sadece bunu söylemek, hiçbir şey söylememektir!
    Bakan’ın söylediklerini belirsizleştirmek ve “herkesi” mutlu etmek için öne sürdüğü iddialardan birisi de; “Sorunun çözümü için herkesin (her partinin) katkısını bekledikleri”dir.
    “Herkes” kimdir; içinde PKK, Öcalan, DTP var mıdır? Bu belirsizdir. Gazetecilerin, “Her parti derken DTP’yi de kastediyor musunuz” sorusuna bile Bakan açıkça “evet” diyemeyip; ıkına sıkına “Her partiyi dedik ya” diyerek yanıt verdi.
    Dolayısıyla “herkes” lafı; bir yandan asıl muhatapları “herkese” indirgenip dışlamaya, kim vurduya getirilirken, AKP’li medya ve öteki destekçilerin, “Bak hükümet ne kadar demokrat, herkesin görüşünü alıyor” propagandasına da malzeme sunmaktadır. Onun içindir ki; “herkes” vurgusunun bir kapsayıcılığı vardır ama “asıl muhataplar” konusunda açık bir tutum almadan “herkes” sadece bir aldatmaya dayanak olabilir. Bakan’ın önemli dediği (haksız da sayılmayacağı) “üslup ve yöntem”in ön açıcı olması için ilk verilmesi gereken yanıt; “muhatabın kim” olduğudur. Bu soruya yanıt vermeyen bir “üslup ve yöntem açıklaması” ne kadar “hoş” laflarla süslenirse süslensin ciddiye alınır bir “açılım”dan çok boş bir açıklamaya dönüşür. Çünkü “üslup ve yöntem”in de bir özü vardır ve bugün gelinen yerde, “üslup ve yöntemin özü, muhatabın kim olacağı”dır. Çünkü muhatap “üslup ve yöntem”e dahildir!
    Bakan açıklamasında diğer bir ilginçlik de; Kürt sorununun çözümüne ilişkin AKP’nin hazırlıklarını “AKP Programı”na ve Erdoğan’ın 2005 yılında yaptığı Diyarbakır konuşmasına dayandırırken “hazırlıkların hangi aşamada olduğu” sorusuna verdiği yanıttır. Bakan’a göre çalışmalar henüz yeni başlamıştır onun için sorunun özüne dair bir şey söylenecek durumda değildir!
    Yani 25 yıldır her gün kamuoyu gündeminin en önünde yer alan bir sorun için, 7 yılı aşkındır görev başında bulunan bir hükümetin bakanı, “sorunun çözümüne dair hazırlıkların yeni başladığını” söylemektedir. Bu, kendi başına bir skandaldır!
    Açıkça anlaşılmaktadır ki hükümetin; kamuoyundan gelen “Bu sorun artık çözülmelidir” baskısının “Abdullah Öcalan’dan çözüm beklentisi”ne kadar varan baskıyı geri püskürtmek için “sorunun çözümü için hazırlıklara başlandığı” şüphesini kuvvetlendirmektedir.
    İçişleri Bakanı’nın bu açıklaması elbette her yeni adımda ve karşı adımda tartışılacaktır. Ama şu açık ki, bu açıklama AKP propagandasını güçlendirmek, demokratik çözümden çok, “demokratikmiş havası verilen bir devlet çözümü dayatması”na meşruiyet kazandırma amaçlıdır. Bu haliyle de bu açılım; “demokratik çözüm” hazırlığından çok, “topu taca atma”, “ayak sürüme”, “komisyona havale” gibi ifadelerle anlamlandırılabilir.
    Sürecin kamuoyu beklentilerine yanıt verme ve “gerçek bir demokratik çözüm” doğrultusunda seyrinin tek garantisi de; Türkiye’nin demokrasi güçlerinin kendi üstlerine düşeni yapmasından, egemenleri demokratik çözüm doğrultusunda baskılamayı sürdürmelerinden geçmektedir. Aksi halde bu dağ fare bile doğuramaz!
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net