Hem Kürt hem kadın hem de işçi olmak çok zor

Hem Kürt hem kadın hem de işçi olmak çok zor

Bayrampaşa, nüfusunun çoğunluğunu işçilerin oluşturduğu, fabrikaların ve atölyelerin yoğun olduğu bir ilçe. Krizden dolayı birçok fabrika ve işyeri kapansa da her sabah binlerce işçi ekmek parası...


Bayrampaşa, nüfusunun çoğunluğunu işçilerin oluşturduğu, fabrikaların ve atölyelerin yoğun olduğu bir ilçe. Krizden dolayı birçok fabrika ve işyeri kapansa da her sabah binlerce işçi ekmek parası kazanmak için Bayrampaşa’nın yolunu tutuyor. Sanayi bölgesi dışında yerleşim yeri sınırlı olan Bayrampaşa’da emekçi mahallelerinden biri de Altıntepsi.
Mahallenin çoğunluğunu Bulgaristan’dan gelenler ile Doğu ve Güneydoğu’dan göç eden Kürtler oluşturuyor. Bu işçilerin memleketleri farklı olsa da İstanbul’a gelme nedenleri aynı: Üç beş kuruş daha fazla kazanabilmek ve ailelerini geçindirebilmek.
Bu yolculuk hikayelerinden birini dinlemek için Mardinli Yüksel’in evine konuk oluyoruz. Tekstil işçisi. 28 yaşında. Ailesiyle birlikte Altıntepsi’de oturuyor. Yüksel daha iki yaşındayken Mardin’den çalışmak için Manisa’ya taşınmışlar. Sonra İstanbul’un yolunu tutmuşlar. Kardeşleri ve kuzenleriyle dokuz kişi bir evde kalıyorlar. Güler yüzle karşılıyorlar bizi. Çaylar demleniyor ve başlıyoruz sohbetimize.
BİR BARAKADA 4 AİLE
“Mardin Kızıltepeliyiz. Ben çocuktum Manisa’ya geldiğimizde. Sekiz kardeşiz. Hepimiz ormanda çalışıyorduk. Fidan dikiyorduk. Sabah altıda kalkıp iş başı yapıyorduk. Baraka gibi bir yerde dört aile birlikte kalıyorduk. Çok sefalet çektik orada” diyen Yüksel, Manisa’nın yeşillenmesinde çok emekleri olduğunu söylüyor. Yüksel, okula da gidememiş: “Ormanda çalıştığımız için kışın gidip gelmek zor oluyordu. Ayşe benden daha şanslıydı. O ilkokulu okudu Mardin’de.” Ayşe dayısının kızı Yüksel’in, arada o da katılıyor sohbete.
Babası fabrikada işe girince biraz daha rahatlamışlar. Yüksel “Sonra bende girdim büyük bir fabrikada işe. İtalyan bir firmaydı. Domates satıyorlardı yurt dışına. Kışın 200, sezondaysa 1000 kişi çalışıyordu. Erkekler taşıma işinde kızlarsa banttaydı. Domatesleri ayıklıyorduk. Saatlerce aynı şekilde bandın başında duruyorduk. Sağa sola bakmak yasak, öksürmek yasak. Robot gibi. Kışın hasta oluyorsun öksürüyorsun da hapşırıyorsun da. Hemen lavaboya gönderiyorlardı azarlayıp. Çok sıkıyorlardı işçiyi.” Beş sene çalıştıktan sonra kriz gerekçesiyle işten atmışlar. Yüksel “Böylece çıktık oradan” diyor.
SEN KÜRTLERE BENZEMİYORSUN
Kürt oldukları içinde sıkıntı çektiklerini söylüyor Yüksel: “Manisa’nın ilçesindeydik biz. Dışarı çıktığımızda tiksiniyor gibi bakanlar oluyordu Kürt olduğumuz için. Ben cevabımı veriyordum ama insanın ağrına gidiyor. Bir keresinde işyerinde biri geldi yanıma ‘Sen Kürtlere hiç benzemiyorsun’ dedi. ‘Neden’ diye sordum. ‘Ben Kürtlerden nefret ederim ama sen iyi birisin’ dedi. Önyargı var işte. Daha fazla duramadık orada İstanbul’a taşındık.”
Bu arada kötü bir de kaza geçirmiş Yüksel. “Kardeşim okula gidecekti abla üşüdüm dedi. Sobaya tezek atarız biz. Bir attım yüzüme parladı soba. Birinci derece yanmış. Çok kötü olmuştu yüzüm. Tedavi oldum ama tekrar gitmem lazım. Güneşe çıkamıyorum. Hemen kızarıp şişiyor. Hiç bir şey süremiyorum. Makyaj zaten yapmıyordum ama insan düğünlerde falan yapmak istiyor.” Çok pahalı olduğu için ilaçlarını alamayan Yüksel’in sigortası da yok. Yalnız pazar günü tatil yapıyor. Ev gezmelerini sevmediği için evden çıkmıyor: “Denize gitmeyi çok istiyorum aslında ama hem para yok hem de götürecek biri. Bir de güneşte kızarıyor ya yüzüm utanıyorum sevmiyorum o yüzden.”
ÇOK ÇALIŞIYORUZ AMA PARA HEP AZ
Geleceğine dair çok umutsuz Yüksel. Hem Kürt hem kadın hem de işçi olmanın zorluklarını fazlasıyla yaşıyor. Yüksel “İlerisi için hiçbir şey düşünemiyorum. Dokuz kişi çalışıyoruz bu evde iki aileyiz. Bir şeyler biriktirmeye çalışıyoruz ama olmuyor. Sürekli bir eksik çıkıyor. Babam ikinciye evlendi kuma getirdi. Oradan da var üç çocuk. Hepsine biz bakıyoruz. Çok çalışıyoruz ama para hep az! Ben bıktım artık sekiz yaşımdan beri çalışıyorum. Sigortam yatsaydı şimdiye kadar emekli olmuştum” diyor. Sonra duraksıyor. Kuzenleri de dinliyor ya sohbeti. “Çekiniyorsan çıkaralım onları” diyoruz gülerek. “Neden çekiniyorsun anlat her şeyi” diyor dayıoğlu ve ekliyor “Hepsini birlikte yaşamadık mı?”
Ve anlatmaya devam ediyor Yüksel. “Bence kadın olarak çalışmak zor. 60 yaşındaki kadına on beş yaşında çocuk bağırabiliyor. Ama erkeklere dokunan yok. Zaten bütün gün canın çıkıyor bir de eve gelip yemek, bulaşık derken sürüp gidiyor. Kadına hayat yok ki!”
BİRLİK OLURSA ÇÖZÜLÜR
“Evlenirsen kurtulursun” diyor Ayşe. Yüksel “Evlensem de aynı olacak ne değişecek sanki” diye yanıt veriyor ona. Ayşe “Niye öyle diyorsun evinin hanımı olursun. Bak yengene çalışıyor mu?” diyor. Yüksel ise şöyle yanıtlıyor: “Sen bir şey bilmiyorsun. Yengemde iş arıyor çalışacakmış. Geçinemiyorlar.” Ayşe çalışmayı sevdiğini söylüyor. 600 lira ücret alıyormuş, sigorta primleri de yatıyor. Ama Yüksel “Ben sevmiyorum” diyor ısrarla “Bıktım çünkü. 20 senedir çalışıyorum. Kafama göre birini bulursam çalışmam evlenince.”
Günde 6 saat çalışmak mümkün olsaydı istemez miydin diyoruz. “Oooo” diyor Yüksel “Kim istemez o zaman.” Dayıoğlu giriyor lafa “Sabah sekizde iş başı akşamda dörtte çıkardın.” Kendisi de şaşırıyor sanki yaptığı hesaba. “Aslında insanı sıkan şey; günde on iki saat çalışıyoruz eve geliyoruz yorgun yemek yiyip sızıyoruz. Ertesi gün aynı şeyler yine. Hayatımız çok monoton.”
Daha 28 yaşında Yüksel. Yaşadıkları her gün biraz daha yıpratsa da gülmek eksik olmuyor yüzünden. Sadece kendisinin bu koşullarda olmadığının da farkında Yüksel. Kardeşi Cebrail anlatıyor: “Bizim iş yerinde de sorunlarımız var. Hatta patron tuvalete gitmemize bile dakika tutuyordu. Hepimiz itiraz ettik, çıktık patronun karşısına yapamazsın dedik. Bir şey yapamadı kaldırdı sonra. Birlik olunca üstesinden geliniyor aslında.” Ve “Evet” diyor hepsi “Birlik olunca çözülüyor.”


ÇALIŞMA KOŞULLARI KRİZDEN SONRA DAHA DA KÖTÜLEŞTİ
“Patrona söyledim kaç kere. ‘Sigorta yaparım ama maaşı 350 lira veririm’ dedi. Aldığım para 500 lira. Asgari ücret bile değil” diyen Yüksel, zaten kötü olan çalışma koşullarının krizden sonra daha da kötüleştiğini anlatıyor: “Bayrampaşa’da bizim atölye. 15 kişi günde 12 saat çalışıyoruz. cumarteside 13.00’e kadar çalışıyoruz ama fazla mesai sayılmıyor. Paramızı da gününde alamıyoruz. Kriz var diyor patron. 300 alacaksak 100 alıyoruz gerisi içerde kalıyor. Ortacı olarak çalışıyorum ben. Her işi yapıyoruz. Makinedekiler bile hor görüyor bizi. Su istiyor getiriyorsun bunda kıl var yenisini getir diyor. Onlarda aynı yoldan geçti aslında böyle yapmamaları lazım. Hırslarını bizden çıkarıyorlar. Ben olsam davranmam böyle işçiyiz sonuçta hepimiz.”
(İstanbul/EVRENSEL)
Sinejan Kut
www.evrensel.net