GERÇEK

GERÇEK

  • Dün gazetemizin ekonomi ve işçi-sendika sayfalarında İstanbul’un en büyük ve en önemli iki sanayi havzasından işçilerin çalışma ve yaşama koşullarının nasıl dayanılmaz boyutlara geldiğini gösteren haberler vardı.


    Dün gazetemizin ekonomi ve işçi-sendika sayfalarında İstanbul’un en büyük ve en önemli iki sanayi havzasından işçilerin çalışma ve yaşama koşullarının nasıl dayanılmaz boyutlara geldiğini gösteren haberler vardı.
    Kimi işçi işten atılmış; kredi kartı borcundan kiraya, ekmek parasından çocukların masraflarına yokluktan yakınırken, özellikle de kadınlar çektikleri sıkıntının büyüklüğün altında ezilmişliği ve çaresizliği dile getiriyorlar.
    İşçi anlatımları, başlıca büyük ve orta büyüklükteki fabrikalarda patronların krizi bir fırsata dönüştürerek; yükü işçilere yıkarak yollarına devam ettiğini gösteriyor. İşçiler; ücretlerin düşürülmesinden, işçileri sokağa atarken daha az işçiyle daha çok üretim yapan patronların keyfine kadar kriz yansımalarına dikkat çekiyorlar. Çünkü; “Kriz var!” denilence akan sular duruyor: İşçiye ücret ödemek, fazla mesai ödemek, iş güvenliği ve işçi sağlığına ilişkin önlem almak, hak-hukuk gözetilmesi, TİS’lere uymak, İş Yasası’ndaki işçi haklarına itina göstermek,… artık lüks haline gelmiştir.
    Elbette bu durum sadece Kıraç ve Tuzla’ya has da değil. Ülkeni her yanında “Kriz var” yangını yakılmış; işçilerle harlanıyor ateş! Büyükler işçinin sırtına yıkıyor yükü; küçük fabrikalar ve atölyelerin pek çoğunda, eğer hâlâ iflas etmemişse patronlar; artık ücret ödemeyi bile kabul etmiyor. “İsterseniz çalışmayın hep birlikte batalım” tehdidi ile patronlar, işçileri aylarca ücretsiz, hak-hukuk tanımadan çalıştırdığı gibi, baskı ve şiddetin envai türlerini uygulamaktan geri durmuyorlar.
    Olanlara daha yakından bakıldığında; “Ülkede kriz var; ama patronların çoğu için krizin olmadığı” görülüyor.
    Kriz işçiler, emekçiler için ise; artık dışsal ve dışarıdan gelen bir hastalık dalgası olmayı aşarak; emekçilerin mahallerini, sokaklarını, evlerini, sofralarını etkisine alan bir genişliğe ve derinliğe ulaşmış bulunuyor.
    Nitekim Evrensel’e son günlerde gelen haberlerin büyük bir çoğunluğu, bu; işçi-emekçi semtlerini, sokaklarını ağır ve tehlikeli bir sis gibi giderek daha çok kaplayan krizin envai tür yansımalarını duyurmaktadır.
    Son günlerde, bu kapsamda gazetemize gelen haberlerin sayısı arttığı gibi nitelikleri de hayli artmıştır. Kıraç haberi bu açıdan olumlu ve iyi bir çalışma ürünüdür.
    Ve bu haberler; bir yandan krizin etkisinin tüm ülkeyi, tüm işçi emekçi kesimlerini sardığını gösterdiği gibi, aynı zamanda, şu önemli soruyu da gündeme getirmektedir: Peki ne yapacağız?
    TÜSİAD, MÜSİAD, borsada oynayanlar; dövizden, faizden al-sattan, vur-kaçtan para kazananlar için kiriz bir “cennet” yaratmıştır. Ve aynı nedenle de işçiler, emekçiler için bir “cehennem”e dönmüştür yaşam!
    Şimdi atılacak adım; cehenneme atılanların aralarında örgütlenmesi; ortak talepler etrafında birleşme adımıdır.
    Mikrofon tutulan her emekçi yakınmaktadır. Ve çoğu zaman da emekçiler, “Peki ne yapacaksınız?” sorusuna, “Valla bende bilmiyorum ne yapacağımı” diye yanıt vermektedir!
    O zaman çareyi söylemek de elbette sınıf partisi başta olmak üzere emek örgütlerine, sendikalara düşmektedir.
    İşsizliğe ve yoksulluğa karşı talepler; “Emekçi Ailesinin Korunması” talepleri etrafında bir mücadelenin örgütlenmesi, fabrikalardan atölyelerden, yoksul emekçi semtleriyle birleşen bir mücadele ile ancak bu çaresizlik dönemi aşılabilir. Kriz de ancak o zaman emekçilerin krizi olmaktan çıkarılabilir. Ancak o zaman kapitalistler “Kriz var” diye feryat ederken, haklı olacakları bir cehenneme itilmiş olurlar.
    Bugün; “En kötüsü geride kaldı” propagandası patronlarla, onların alacağı yeni önlemlerle ilgilidir. Emekçiler için “en kötünün geride kalması” patronların saldırılarının püskürtülmeye başlanmasıyla başlayacaktır. Bunun koşulu da; şu yakınma, çaresizlik dönemini geride bırakmaktan, ileriye doğru bir adım atmaktan geçmektedir. Yani; “emek mücadelesinin sermaye saldırısını nasıl püskürteceği ve bugün ne yapılması gerektiği” sorusunu tartışmaya açarak!
    Dönemi, ileriye doğru bir adım atmanın zamanı, olarak belirlersek; haberlerimizi bir adım daha ileriden kurarak ilerleyeceğimiz bir gerçektir.
    İ. Sabri Durmaz
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.