DURUM

DURUM

  • İçişleri Bakanı Beşir Atalay Kürt Sorunu ile ilgili beklenen açıklamasını yaptı. Bilindiği gibi Atalay “Kürt açılımı” ile ilgili olarak görevlendirilmiş bir bakan.


    İçişleri Bakanı Beşir Atalay Kürt Sorunu ile ilgili beklenen açıklamasını yaptı. Bilindiği gibi Atalay “Kürt açılımı” ile ilgili olarak görevlendirilmiş bir bakan. Bir kaç gün önce de ABD, Irak, Türkiye arasında üçlü görüşme yapılmış, açıklamayı yine, bu görüşmeleri yürüten Atalay yapmıştı. Bakan yaptığı açıklamada, sorunun çözümü için ne tür adımlar atılacağına ilişkin somut bir politika açıklamadı. Genel olarak demokratikleşmeden ve bu sorunda herkese görev düştüğünden söz etti. Sorunun çözümüne ilişkin açıklamayı Başbakan Erdoğan’ın yapacağı söyleniyor.
    Öncelikle bir soruna dikkat çekmek gerekiyor. Atalay İçişleri Bakanı ve bu soruna ilişkin açıklamaları da o yapmakta. Genel kural olarak içişleri bakanları iç güvenlikle ilgili açıklamalar yaparlar ve politik sorunlara pek girmezler. Ama bu kez içişleri bakanı öne çıkıyor ve sorunun özüne ilişkin olmasa da “izlenecek yöntemi” kamuoyuna açıklıyor! Pek görülmedik bir durum! Herhalde kamuoyuna şöyle bir mesaj verilmek isteniyor; “Hükümet için “işin güvenlik boyutu her şeyden önce gelir, diğer ‘açılımlar’ buna bağlıdır”.
    Ama bütün bunlara rağmen yapılan açıklama bütünüyle önemsiz değil. Açıklamanın ne anlama geldiği üzerine kısa bir yorum yapılacak olursa, öncelikle şunun anlaşıldığı görülüyor; ‘Devlet ve ülke yönetimi Kürt sorununda bugüne kadar davrandığı gibi davranamaz. Bugüne kadar bu konuda alınan önlemler boşa çıkmıştır. Şimdi devletin tüm kurumları olarak henüz içeriği açıklanmayan bazı adımları atma konusunda anlaştık, ancak bu yetmez bu sorunda birbirine çelme takma geleneğimizden dolayı muhalefetin de desteğini almak, “Milli bir mutabakat” sağlamak, hatta basının ve aydınların desteğini de bunun yanına koymak zorundayız.’ Bakanın açıklamalarından öz olarak çıkanlar bunlar.
    Genel bir politika değişikliğinin olacağı işareti veriliyor, ancak bunun nasıl olacağı, neleri içereceği konusunda herhangi bir şey ilan edilmiyor. Beklenen Başbakan Erdoğan’ın açıklaması. Ancak bu açıklama için gerek Erdoğan’ın işaret ettiği AKP programı, gerekse de hükümet yanlısı basının ve kalemlerin gönderme yaptığı Erdoğan’ın Diyarbakır konuşması ortaya yeni ve ileri çözümler koymadığı gibi, sorunu “demokrasi içerisinde” çözme doğrultusunda ortaya bir kararlılık ve irade de koymuyor. Bugün farklı ve yeni olan, devlet kurumlarının kendi oluşturdukları “çözüm” için anlaşmaya varmış olmalarıdır. Adım denilecekse atılan adım bu, onun da içeriği belli değil.
    Kürt sorununun mevcut sistem ve düzen içerisinde “çözümü” için bazı olmazsa olmaz koşulları bulunuyor. Bu koşulları politik talepler ve buna bağlı olan gelişmeler olarak tanımlayabiliriz. Kürtler eşit vatandaşlar olmak istemektedir ve bunun Anayasal güvence altına alınmasını talep etmektedirler. Yani Anayasa onlara Türk oldukları konusunda bir dayatma bulunmada bulunmayacak. Dil tam özgür olacak ve eğitim dili olarak kabul edilecek. Bir tür yerel ve bölgesel özerklik anlamına gelen politik düzenlemeler yapılmalı ve Kürtçenin kamu yönetiminde özgürce kullanılmasının yolu açılmalı. Koşulsuz bir genel af çıkarılmalı, devlet şiddetine maruz kalanların zararları giderilmelidir. Bütün bu sorunlar öncelikle Kürtlerin politik temsilcileri ile konuşulmalıdır, vb. Bunlar daha çeşitlendirilebilir, ancak sorunun çözümü için temel koşular durumundadırlar.
    Hükümetin öncülük ettiği ve devlet kurumlarının “mutabakata” varmalarını sağlayan “çözümde” bunlar bulunuyor mu? Bugüne kadar bulunduğuna ilişkin bir veri ortada bulunmuyor. Ama Kürtlerin bu temel talepleri bozuşturulmuş olarak devlet “çözümü” içerisinde yer alabilir ve o zaman ortaya şöyle bir tablo çıkar; anayasal güvence verilmez ama Kürtlerin bir “alt kimlik” olarak etnik kimlikleri kabul edilebilir. Ana dilde eğitim olarak Kürtçe kabul edilmez ancak seçmeli ders olarak okutulması kabul edilebilir. Bir tür bölgesel ve yerel özerklik olacak talepler kabul edilmez ancak belediye kanunları ile sorunun etrafından dolaşılabilir. Koşulsuz bir genel af gündeme gelmez ama pişmanlık yasasının kapsamı ve uygulama biçimi değiştirilerek “silah bırakma” kolaylaştırılabilir, vb. vb.
    Eğer bu yönde adımlar atılırsa, bu atılan adımlar Kürtleri tatmin edip, yatıştırabilir mi? Kürtlerin taleplerine ve mücadelede kararlılıklarına bakıldığında yatıştıramayacağı görülüyor. Ancak atılacak her adım, eskiye göre bir ilerleme olacağı için, atılan bu adımların Kürtleri daha ileri mücadeleler ve haklar için “kışkırtacağını” da görmek gerekiyor. Ayrıca diğer bir önemli nokta da şudur; bu mücadelenin koşullarının ve olanaklarının –demokrasi ve özgürlük mücadelesi- eskiye göre daha fazla olacağını görmek gerekiyor. Çünkü bu mücadelenin “Türk ayağı” da eskiye göre daha güçlü ve sağlam olacak!
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net