BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Temmuz ayı boyunca Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’ndaki (HSYK) tartışmalarla gündeme gelen “Yargıda neler oluyor?” sorusu, kararnamenin çıkmasından sonra daha da büyüdü.


    Temmuz ayı boyunca Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’ndaki (HSYK) tartışmalarla gündeme gelen “Yargıda neler oluyor?” sorusu, kararnamenin çıkmasından sonra daha da büyüdü.
    HSYK’nin yargıdan gelen üyelerinin, hükümet kanadından özellikle de “yandaş medya”dan gelen suçlamalarına yanıtından sonra, hükümetin bu açıklamaya, HSYK’nın yargıç üyelerini yalancılıkla suçladığı çok sert yanıtı geldi. Dün ise kurulun en tartışmalı üyesi Ali Suat Ertosun basının karşısına çıktı.
    Ertosun’un, “Hayata Dönüş Operasyonu”ndan Mustafa Duyar’ın öldürülmesine kadar çeşitli kontrgerilla operasyonlarında, bir bürokrat olmayı çok aşan rolünün olduğu ortaya çıktı. Yani Ertosun, öyle sadece bir yüksek yargı görevlisi değil. Tersine onun bulunduğu makamdan bağımsız güçlere sahip olduğu anlaşılıyor. Ergenekon savcılarının ve kimi JİTEM davalarına bakan savcı ve yargıçların yerinin değiştirilmesine ilişkin listenin oluşturulmasının da onun (arkasında yer alan) başının altından çıktığı belirtiliyor.
    Dünkü uzun basın toplantısında da Ertosun, hakkındaki iddiaları esas olarak reddetmedi; ama yaptıklarının yasal olduğunu savundu.
    Burada ilginç bir yan da; Ertosun’un AKP Hükümeti döneminde sürekli başarılı bir bürokrat olarak taltif edildiğidir. AKP’nin bugün fazlaca celallenmesinin arkasında böyle bir “ihanete uğramışlık” da olabilir.
    Ertosun’un savunmasından da anlaşılmaktadır ki; HSYK’nın kimi üyeleri Ergenekon davasının seyrini etkileyecek kimi girişimler yapmıştır. Dolayısıyla yargının en başındaki bazı görevliler, yargı kaygısını aşan kimi tayinler için uğraşmışlar. Yani yargıyı sıcak siyasetin içine açmışlardır.
    Ama hükümet kanadının müdahalesi diğer kanattan az değil. Hatta bu müdahale çok daha tehlikeli sonuçlara yol açacak mahiyette!
    Şöyle ki; hükümet yandaşı basın ve AKP’nin propaganda aygıtı, sürecin başından beri, HSYK’yı baskı altına alacak, gerçekliği az çok olan ya da hiç olmayan provokatif nitelikli haberler ve yorumlar yapmıştır. Öyle ki bu propaganda, sürecin tıkanmasının nedenini yüksek yargıçların çoğunun Alevi olmasına, bu nedenle de Ergenekon destekçisi olduklarına (Aleviler zaten Ergenekon destekçisiymiş!) kadar götürülmüştür. Böylece aslında AKP, yargıyı buradan baskılayarak kendi kadrolaşması için meşruiyet temeli sağlamak istemiştir.
    Çünkü AKP’nin sözünü çok etmesine karşın ne “yargı bağımsızlığı” ne de “Adil bir yargı” kaygısı vardır. O, tüm diğer alanlarda olduğu gibi, “yandaş bir yargı” istemektedir.
    Ertosun’un basın toplantısında bile yandaş medyanın tutumu, gerçeğin ortaya çıkmasını isteyen bir tutum almamış, AKP’nin militan bir gücü olarak davranmak olmuş; Ertosun’la adeta muhalefet patisi sözcüsü gibi tartışmaya girişmişlerdir.
    Sürece toplam olarak bakıldığında; HSYK’nın siyasi bir kurum haline geldiği, bağımsızlığı zaten Adalet Bakanı ve müsteşarının katılmasıyla büyük ölçüde ihlal edilmiş olan kurulun, bu son tartışmalarla artık tümüyle siyasilerin içinde fink attığı bir kuruma dönüştüğü tartışılmaz hale gelmiştir.
    Kısacası HSYK üstünden yargı; bir yandan hükümet öte yandan da geleneksel statükocu siyasal odaklarla bağlantı içindeki güçler tarafından kıskaca alınmıştır.
    Ve tarafların televizyon ekranlarından açıkça birbirini suçlayarak savaşıyor olmaları, yargıdaki siyasi müdahalenin derinliğinin ifadesidir.
    Elbette ki; yargı gibi sistemin üç temel direğinden birisinin “siyasetin dışında” olması ütopyası inandırıcı değildir. Ama bugün gelinen aşamada mevcut yasalar çerçevesinde bir adalet dağıtımının bile gerçekleşmesinin imkansızlaştığı bir süreç işlemektedir. Bu yüzden de demokrasi mücadelesinin bir alanı olan “Adil yargı” talebinin önemi daha da artmış bulunmaktadır.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net