ÖZGÜRLÜK YOLU

ÖZGÜRLÜK YOLU

  • İslam devriminden sonraki 30 yıl boyunca, ABD silahlanma ve iç politikanın merkezi oldu. Her şeyi tüketen bir karıncalanma. Bu, Amerikan politikasını canlandıran başlıca etkenlerden biriydi.


    İslam devriminden sonraki 30 yıl boyunca, ABD silahlanma ve iç politikanın merkezi oldu. Her şeyi tüketen bir karıncalanma. Bu, Amerikan politikasını canlandıran başlıca etkenlerden biriydi. Ve aynı zamanda, elitlerin toplumun geniş kesimlerinin desteğini almak için ortaya attıkları bir örgütlenme aracıydı. Yakın zamanda Bush yönetiminden kaynaklanan tehditler ve Irak’ın kurmaca bir şekilde “şeytan yuvası” olmaya aday gösterilmesi de sadece devletin gücünü artırdı. Bunun yanı sıra, İran ulusalcılığını seferberlik yaratıcı bir kuvvet olarak konuşlandırma yetisine sahip güçlü ruhbanların elini de güçlendirdi.
    Irak savaşı, İran için ölümcül düşmanı Saddam Hüseyin’i alaşağı ettiğinden dolayı “Tanrı vergisi” bir olaydı. Ve tam da kapı komşusunda Şii lider Macari’nin ortaya çıkmasını sağladı. Yine de, başkanlık sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte yakın zamanda yaşanan protestoların da gösterdiği üzere İslam Cumhuriyeti’nde herkes mutlu değildi. İroni şuydu ki, bütün başkan adayları; Mir Hüseyin Musevi, Mehdi Kurabi ve evet, Mahmud Ahmedinecad bile, Washington ile pazarlığa oturma konusunda izinliydi. İzin verilmişti diyorum, çünkü İran anayasasına göre, işleri yürüten başkan değildir. Bu iş ‘Yüce Lider’in işidir. İran’da devlet gücünün tüm araçları, politik, askeri ve geleneksel tek bir noktada birleşir: Ayetullah Sait Ali Hamaney: Yüce Lider.
    1989 İran Devrimi başladığında, İran toplumunun belli başlı tüm kesimleri, “Amerikan Şah” olarak bilinen ve bir Amerikan kuklası gözüyle bakılan adama karşı çıktı. Şah, Muhammet Rıza Pehlevi bir diktatördü. Emrindeki gizli polis “Savak”, işkence kullanması nedeniyle korku ve dehşet saçıyordu. Devrimden sonra, işkence devam etti mi? Kesinlikle evet. Tarihte hiçbir şey başarılı olmuş isyancıların tahttan indirdikleri güçlerin önceden ayıpladıkları metodlarını benimsemeleri kadar belirgin değildir. (1968’de yayınlanan “Tarihten Dersler” adlı kitapta anlatıldığı gibi.) Gerçekte, İran Devrimi solcu güçleri işçi hareketlerinden, öğrenci isyanlarından , radikal demokratik partilerden ve demokratik eylemlerden silip süpüren sağcı bir başkaldırıydı.
    Bu olay kısmen şu an seçimlerin çevresinde bir çok güce karşı uygulanan baskıyı açıklıyor. Onlar, sadece rakip olarak görüldükleri için değil, fakat aynı zamanda “devlet düşmanı” ve daha da kötüsü “Allah’ın düşmanları” olarak görüldükleri için baskılanıyor.
    İranlı Bilim İnsanı Farin Farinda, 1999’da yayınlanan kitabı “Devletler ve Kentsel Devrimler” adlı kitabında, İran ve Nikaragua’yı karşılaştırıyor. Farinda, her başarılı devrimin saklı tarihteki tehlikeli hatıraları yeni nesillere ilham vermek, öğretmek, harekete geçirmek ve isyana teşvik için kullandığını belirtiyor. Ki, bu şekilde sosyal ve politik gerçekliği yeniden yapılandırabilsinler. İran, İslam’ı kabul etmesinden binlerce yıl önce de güçlü bir devlet olarak Ortadoğu’da kusursuz bir medeniyeti yeniden yapılandırmanın yeni yollarını, muhtemelen, eski yollarını da, kullanmıştı.
    MUMIA ABU JAMAL
    www.evrensel.net