SADEDE GELELİM

SADEDE GELELİM

  • “Türkiye’de eğitim sistemi ve üniversiteler çökmüş bulunmaktadır.” Bu, Emek Partisi Genel Merkezi’nin, üniversite ve eğitim sistemi üzerine 28 Temmuz 2009 tarihli bildirisinin ilk cümlesi.


    “Türkiye’de eğitim sistemi ve üniversiteler çökmüş bulunmaktadır.” Bu, Emek Partisi Genel Merkezi’nin, üniversite ve eğitim sistemi üzerine 28 Temmuz 2009 tarihli bildirisinin ilk cümlesi. Durumu tasvir etmek için başka bir fiil kullanmak hakikaten mümkün değildir.
    Yüksek öğrenim kurumlarında çalışanlar, ilk ve orta öğretimin çöküşünü öğrencilerinde izlemektedir. Ki bu öğrenciler bir öğrenci seçme sınavından süzülerek üniversite sıralarına gelmiş olanlardır. Öğrencilerin çoğunda ezberleme dışında bir öğrenme anlayışı yoktur. Kendilerine verilen bilgileri eleştiri süzgecinden, akıl süzgecinden geçirme alışkanlıkları yoktur. Hocanın anlattığını sorgulama, anlatılana itiraz etme cesareti bir yana, çoğunda anlamadıklarını sorma cesareti ve tecessüsü dahi yoktur. Bir kısmı en anlamsız cümleleri dahi tereddütsüz ezberleyecek bir haldedir. Bunun kanıtı, üniversite öğrencilerinin yanlış tutulmuş ders notlarındaki mantıksız, saçma olduğu besbelli ifadeleri aynen imtihan kağıdına yazmalarıdır. Bu durumdaki ‘öğrenciler’ öğrenmeye tamamen yabancılaşmıştır. Öğrenmeye yabancılaşma şüphesiz ilk ve orta öğretimde yaratılan otoriter ortamın sonucudur. Üniversitelerde birçok öğretim üyesi bu otoriter tutumu devam ettirmektedir. Anlamadan ezberletmeye dayanan öğretim sistemini devam ettirmektedirler. Üniversitelerde otorite kurmak için biraz medeni cesaret gösteren öğrenciyi aşağılayan, izzeti nefsini rencide eden hocalar az değildir. Eğitim sistemi bir bütündür; tek bir hedefi vardır.
    Öğrencilerin sözel analiz yetenekleri geliştirilmemektedir. Öğrenciye bir kavramı tanımlamayı, kavramları unsurlarına ayırmayı, kavramları karşılaştırmayı gerektiren soru sorunca çoğu afallamaktadır. İlk ve orta öğretimde bu yetenekler her derste geliştirilebilir, ama bunu en çok geliştirileceği dersler Türkçe dil ve edebiyat dersleridir. Yöntemi dersleri öğrencilerin zihnini açacak, özüne güvenini artıracak şekilde özgür tartışma ortamı içinde yürütmektir.
    Burada en zayıf öğrencilerin halini tarif etmekle sisteme haksızlık ettiğimi; bazı öğrencilerin bu sistemde iyi okuduğunu; yurt dışına gidip oralarda bilimde parlak başarılarıyla isim yaptığını söyleyenler olabilir. Kanımca bir öğretim kurumunun veya sisteminin başarısı, en parlak istisnai öğrencilerine bakarak değil, en zayıf öğrencilerine bakarak değerlendirilmelidir. Öğretim en zayıf öğrencileri hangi seviyeye getirmektedir? Diploma vermek için aradığı asgari seviye nedir? Öğretimin kalite göstergesi bu olmalıdır. Nasıl ki bir hastanenin değerlendirmesini, sağaltarak taburcu ettiği hastaların sayısı ile değil; yanlış teşhis vakalarının sayısı ile yapmak gerekirse, örneğin ilk ve orta öğretimi değerlendirme göstergesi, üniversite sınavında sıfır alan öğrencilerin sayısıdır.
    Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nde orta okullarda derslerinde başarılı olan öğrenciler, sınıflarındaki zayıf arkadaşlarına ders çalışırken yardım etmekle sorumlu tutulmakta idi. Bu, zayıf öğrencileri göz ardı etmeyen, onları gözden çıkarmayan, başarılı öğrencilerde de toplumsal dayanışma duygusu geliştiren sosyalist eğitim anlayışının uygulaması idi.
    Öte yandan ülkemizde ilk ve orta öğretimin başarısızlığı kısmen, büyük bir öğrenci kitlesinin ana dilinin Türkçe olmamasından kaynaklanmaktadır. Milli eğitimin maksadı asimilasyon mudur? Etnik kökene göre eğitim imkanı sunmak mıdır? Yoksa bütün yurttaşlara okuma, kendini geliştirme imkanı vermek midir? Milli eğitim sisteminin amacı üçüncüsü ise, ana dilde öğretim ilkesini kabul etmek gerekir.
    Kamusal milli eğitim itaatkar, sorgulamayan, tartmayan bulanık zihinli emekçi yurttaşlar yetiştirmeye doğru evrilmektedir. Egemen sınıfın çocukları özel okullarda, vakıf üniversitelerinde daha iyisini görmektedir. Öğrenimi özelleştirme, egemen burjuva sınıf çocuklarına daha iyi öğrenim vermeyi, emekçi çocuklarına daha düşük nitelikte ve daha az öğrenim vermeyi amaçlamaktadır. Egemen sınıf böylece egemenliğini, servet ve imtiyazlarını nesilden nesle sürdürmektedir.
    TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulunun yaptığı anketin sonuçlarına dair 30 Temmuz günü gazetemizde yayımlanan haber tabloyu tamamlamaktadır. Özetle, araştırma İzmir’de denek 1667 üniversite öğrencisinden dörtte üçünün günde 3 ila 10 TL ile beslendiğini ortaya çıkarmış. Yarısından çoğu iki öğünle idare etmekteymiş. Bunlar emekçi çocuklarıdır. Maddi durumu böyle olan öğrencinin gazete, kitap satın alması mümkün değildir. Demek ki öğrencilerin çoğu, üniversite tahsil yıllarını ders kitapları okuyarak geçirmektedir.
    Bu sorunlar üniversiteler çerçevesinde ele alınamaz; sorun sadece YÖK sorunu da değildir; milli eğitim sistemi sorununu da aşmaktadır. Sorun sınıflı, tabakalı, hiyerarşik bir toplum düzeni sorunudur. Mesele halkın iktidarı hiyerarşileri tasfiye edip eşitliği geliştirdiğinde; rekabet ve fırsatçılık zihniyetine karşı dayanışmayı yaymaya çalıştığında eğitimi nasıl örgütleyip kurumlaştırılacağıdır. Sosyalizmde kamu kesiminde herkese istihdam sağlanacağına göre mesele önce her tür meslekten ne kadar insana ihtiyaç olduğunu hesaplayarak bedava tam burslu (kredili değil, karşılıksız burslu) öğretim sistemini bu hesaba göre düzenlemek; saniyen imkanlar elverdiğince çalışan yetişkinlerin öğrenimini sürdürmesine imkan yaratmaktır. Bu hedeftir. Halk iktidarı kurulup dershaneleri ve özel okulları kamulaştırınca, ilk birkaç yıl sistemi nasıl yöneteceğine eğitim emekçileri (eğitim planlamacıları, öğretmenler) ve emekçi sınıf örgütleri kafa yormalıdır. Bir sistem bir anda tasfiye edilip yeni bir eğitim düzeni bir anda kurulamaz. Bu sebeple geçiş sürecini planlamak gerekir.
    CEM SOMEL
    www.evrensel.net