Filmatik

Filmatik

Başarı öykülerini izlemek keyiflidir. Amerikan sineması da çok sever bu denklemi. Kimi zaman bir siyahı, kimi zaman bir yoksulun hikayesidir anlatılan. Bunlar genelde gerçek hikayeler...


İmkansız bir Devrim Öyküsü
Başarı öykülerini izlemek keyiflidir. Amerikan sineması da çok sever bu denklemi. Kimi zaman bir siyahı, kimi zaman bir yoksulun hikayesidir anlatılan. Bunlar genelde gerçek hikayeler, bir de “film icabı” başarılar vardır ki; zaten Hollywood’da olmazsa olmaz sayılır. “Dünyayı kurtarma” başarısı, “ülkeyi kurtarma” başarısı, “kendini kurtarma” başarısı gibi... Neyse, konumuz bunlar değil.
İki kez vizyona giren, ama hâl⠓tatmin edici” izleyiciye ulaşıp ulaşmadığı şüpheli bir “başarı öyküsü”nden söz edeceğiz. “Devrim Arabaları”... Yakın tarihimize dair çekilen önemli dönem filmlerinden biri. İlk vizyona girişini es geçtiyseniz, ikincisinde “Aman, zaten daha önce vizyona girmişti” deyip burun kıvırdıysanız, DVD’sine bari ilgi gösterin diye bir hatırlatma yapalım istedik.
“Devrim Arabaları”nı; “Gelibolu”, “Hititler” gibi belgeselleriyle tanınan Tolga Örnek yönetmiş. Ancak, filme belgeselciliğin olumlu özellikleri kadar, olumsuz özelliklerinin de sirayet ettiğini söylemek mümkün. Bilenler ya da bilmeyenler için “olay”ı güzel bir dille anlatmış Tolga Örnek. Yeter mi, bilmiyorum. Belki de istediği sadece buydu... Neyse, olayı bir de hatırlatalım. 1960 darbesinin “ulusalcı” rüzgarları arasında denenen bir sanayi hamlesinden söz ediyor. Cemal Gürsel Paşa’nın özel isteğiyle adına “Devrim” denilen yerli malı bir arabayı var etme girişiminden. Evet, mühendisler geceli gündüzlü çalışmayla bu hayali gerçek yapıyorlar. En büyük şansları ise, kendi deyimleriyle “Kimsenin onlara inanmaması”.
“Olay”ı başarıyla, küçük insan hikayeleriyle de süsleyerek anlatıyor Devrim Arabaları. Bu açıdan keyifli bir film. Ama “olay”a takılmakla, olguyu biraz es geçiyor gibi. Cemal Aga niye yerli arabada ısrar ediyor, belli olmuyor. Çünkü, salt bir propaganda ve moral hamlesi gibi duruyor filmde. Karşı çıkanlar, ne istiyor, ne diyor, boşlukta kalıyor. Arabanın biri benzin konmadığı için yolda kalınca, neden bütün proje askıya alınıyor, hepsi ortada kalıyor. Bozuk bir Türkçe konuşan Amerikalıların, aslında hiçbir şey söylemedikleri atölye ziyaretini saymazsak, işin failleri ortada yok. Ya da ne bileyim, kısa süre sonra “ithal” destekli araba fabrikaları kurulduğunu bilen biliyor.
Aslında boşverin, orası da izleyenin “düşünce gücü”ne, “araştırma merakı”nı kalsın. Filmin kadrosu gerçekten müthiş. Taner Birsel’i, Altan Gördüm’ü, Ali Düşenkalkar’ı, Uğur Polat’ı, Halit Ergenç’i ve Selçuk Yöntem’i ile güçlü bir kadro ve oldukça başarılı. Onur Ünsal’ın bu kadar usta bir ekibin arasında, çok özel bir başarı yakaladığı da bir gerçek.
Yazının başında Hollywood’un “başarı hikayeleri”ni sevdiğini yazmıştık. Çehov’un dediği gibi, “sahnede, silah varsa patlamalı” değil mi?
Filmin düğüm noktası da burası. Elin Amerikalısı yapınca, oluyor. Ya bizde? Filmin sloganını söylemek herhalde yeterli: “Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmaz!”. İşte bunun filmini nasıl çekeceksin? Asıl büyük soru bu! O kadar mühendisi bir araya getireceksin, üstelik hiç bilmedikleri bir alanda iş isteyeceksin, kısacık bir zaman ve azıcık para vereceksin, ama onlar yine de başaracak. Bundan ala başarı mı olur?
Peki sonuç: Proje askıda! Hani Cemal Aga’nın tarihi lafı vardır ya, Devrim arabası benzin yok diye durunca: “Garp kafasıyla otomobil yaptık, ama şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk” diye... O hesap.
“Garp kafası”yla başarı filmi çekeceğiz, ama “şark kafası” şöyle ağız tadıyla gururlanmamıza izin vermiyor.
Filmden geriye, bütün imkansızlık hallerini bir kenara bırakıp, buruk bir “Ya yapsaydık?” sorusu kalıyor. Bir de Eskişehir’e gidip, elimizde kalan tek Devrim’i görme isteği...
Mustafa Kara
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.