Maksat Muhabbet

Maksat Muhabbet

Evet, açıkça cinsiyetçilik yapıyorum. Kadınlara ilişkin her sorun politiktir. Bir kadın öldürüldüğünde öteki kadınların “hak etmiştir, bak beni öldüren var mı” demeyip bu konuyla uğraşmalarını politik bir davranış saymayan varsa diye söylüyorum bunu.


Politiktir kadın sorunu
Evet, açıkça cinsiyetçilik yapıyorum. Kadınlara ilişkin her sorun politiktir. Bir kadın öldürüldüğünde öteki kadınların “hak etmiştir, bak beni öldüren var mı” demeyip bu konuyla uğraşmalarını politik bir davranış saymayan varsa diye söylüyorum bunu.
Kadınların hedef olduğu saldırıların “ben geliyorum” diyen birinde genç Doktor Adayı Ayşe Yılbaş, boşanmak istediği eşi tarafından üniversitenin ortasında 14 kurşunla öldürülmüştü. Katil, onu öldüreceğini çeşitli kereler söylemişti: “Bir cuma günü öğle namazı sırasında”.
Çiftin bir çocuğu vardı. Gerekçe babanın çocuğu göremediğiydi.
Eşler arasındaki şiddetin neredeyse meşru görüldüğü, kadın öldürülmedikçe kimsenin kılının kıpırdamadığı koşullarda, üstte özetlediğim davanın son duruşmasında epey üzüldüm. Beni üzen katili savunan avukat arkadaşımın tavrıydı. Bir sürü siyasal olayda omuz omuza olduğum, çok saygı duyduğum Bahri Belen, kutsal olan savunma hakkını bence cinsiyetçi bir tavırla kötüye kullanmıştı. Davayı izleyen kadın örgütlenmelerine karşı kullandığı dil ve takındığı tavır ayrı.
Sayın Belen, yazılı olarak da verdiği savunmanın ve cezada fiile yol açan “haksız tahrik” yüzünden indirim istediği savunmanın alt metninde maktulenin “bohçasını alıp kaçtığı”ndan başlayıp “tanımadığı bir erkekle bir otelde geceleyebilmek”le özetlenen; durumu bir genç kız ya da kadın için “ahlaki zaafiyet” göndermeleri içeriyordu. Bu arada ölenin öldürene gönderdiği özel mektuptan kimi bölümler de okudu. Sevgi cümleleri. Sonra da olayı bir Romeo Julyet, Tahir ile Zühre meselesi saydı. (Kimse, genç kadının bu erkeği sevmediğini iddia etmemişti ki. Ayrılmak istemeye gelince neden ailesinin isteğiyle ayrılmak istesin ki. Ailesinin isteğiyle evlenmemiş, kendi seçimi.)
Öldüren ise “nikah kıyılmadan kıza el sürmeyen”, “bu durum çocuklarının doğum tarihiyle de saptanan” bir delikanlıydı. Üstelik yoksul bir ailenin oğluydu. Dar gelirli bir “memur”. Genç kadın ise “zengindi” . Babası bir holdingin müteahhidiymiş.
Avukat değilsem de katilin işini “memuriyet”e indirgemenin, dar koşulları söz konusu etmenin, görevli olunan holdinglerden dem vurarak bir doktor adayını holding patronu gibi göstermenin yargılayanların “vicdan etkileme” işlevini bilmiyor değilim.
Bu tür sınıfsal göndermeler öldürenin sıktığı 14 kurşunu, son kurşundan sonra eğilip karısının nabzını kontrolünü açıklamıyor elbet. Durumun gösterdiği bir başka önemli konum var: Hakkari’de görevli olmak. Eşini öldüren kişi astsubaydı ve kısa süre öncesine kadar Hakkari’de görevliydi. Belen savunmasını o noktaya yoğunlaştırabilirdi: Komuta kademesi içinde sorumlu ve sorunlu bir yerde bulunmak, gergin bir ortamda yaşamak. Ölümün ve öldürmenin profesyonel bir asker için işten olmayışı, tersine görev ve çözüm oluşu. Belki öldürmeye yol açtığı iddiasındaki “haksız tahrik”e açık bir ruhsal kişilik çıkardı yargı heyetinin ve davayı izleyenlerin gözlerinin önüne. Haksız Tahrik, TCK 29’da düzenlenmiş olan ve suç işleyenin psikolojik durumuna etkili olarak kusurluluğun azalmış olacağı kabul edilen durumdur. Haksız tahrik halinin uygulanabilmesi için failin haksız bir fiilin doğurduğu “gazap ve elemin” etkisi altında hareket ederek suç işlemesi gerekir. Haksız tahrikin koşulları şunlardır:
1- Tahrik teşkil eden bir fiilin bulunması, 2- Fiilin haksız olması, 3- Hiddet veya şiddetli elemin bulunması, 4-Haksız tahriki oluşturan fiil ile hiddet veya şiddetli elem hali arasında nedensellik bağının bulunması, 5- İşlenen suçun hiddet veya şiddetli elem halinin bir tepkisi olması, 6- Haksız tahriki teşkil eden eylem, fiili işleyen kimseye yönelmiş olmalıdır. Unutmamak gerekir ki, “haksız tahrik, suçun kurucu unsurlarından olmadığı gibi, kusur yeteneğini ortadan kaldıran bir neden de değildir. Haksız tahrik, kusurun “irade” unsuru üzerinde etkili olan bir faktördür. Haksız tahrik en yalın tanımıyla, failin kendi kusuru olmaksızın başkalarının haksız hareketleri sonucunda kapıldığı hiddet veya elemin tesiriyle bir “tepki suçu” işlemesi, işlediği tepki suçunun cezasının da bu nedenle bir miktar indirilmesidir.”
Bence bu genç adamın durumu karısının konuşmaması ya da söylediği bir söz yüzünden öfkeden gözü dönmek değil, öfkeden sivil hayatın gereklerini unutmuş olmaktı. Karısının itirazını “astın emre itaatsızlığı” olarak bile görmüş olabilir.
Bahri Belen savunmasını müvekkilinin mesleğine dayandırsaydı haksız tahrikteki “küçümseyici gülüş, aşağılayıcı bakış” gibi davranışların uyandırabileceği “gazap, öfke, şiddetli üzüntü”nün açıklanabilir temeli daha doğru ancak epey politik ve tehlikeli olacaktı.
Sennur Sezer
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.